Zygmunt Bauman


Kuşatılmış Toplum


Bu eser insanların toplu halde bu dünyada nasıl yaşadıklarını ve nasıl yaşamak istediklerini belirlemesi için gereken düşünsel araçları yenileme girişiminin sonucu. Bauman akıcı bir dille bu araçların, özellikle de sosyoloji disiplininin geçmişten bugüne katettiği yolculuğu bize rahat bir dille ve derin bir entelektüel birikimle sunuyor. Her şeyin akış halinde olduğu modern çağda, bireylerin ve toplulukların önündeki tercihleri, sorunları, tehlikeleri ve belirsizlikleri tek tek masaya yatırıyor.

Bauman sosyolojinin yaşadığımız çağda tekrar büyük bir önem kazanacağını söylüyor bize. Yaşadığımız dünya insanların yarattığı ve yeniden yaratabileceği bir dünya. Dahası aynı dünya yaşanan onca çevresel, politik, toplumsal ve ekonomik felaket karşısında, insanların varlıklarını sürdürebilmek için farklılıklarıyla uzlaşmasının her zamankinden daha acil hale geldiği bir yer artık.

İşte Bauman okurlarına sosyolojinin insanları bu felaketlerden kaçınıp, yaşadıkları dünyayı nasıl daha iyi bir yere dönüştürebileceğinin ipuçlarını veriyor...


Küreselleşme - Toplumsal Sonuçları

Tabloda her şeyin bulanık göründüğü zamanlarda, hayatlarını kesinlik ve berraklığa adamış sosyal bilimciler genellikle susar ve taşların yerine oturmasını bekler. Zygmunt Bauman gibi kalburüstü düşünürler ise cesaretle belirsizliğe dalar ve bulduklarını, gördüklerini, hissettiklerini ortaya döker. İşte Küreselleşme böyle bir cüretin ürünü. XX. yüzyılın sonlarında, artık ne süper güçler ne de bu güçlerin, dünyayı bölüp her köşesine bir anlam vererek yarattıkları bütünsellik kalmamışken ve pusulaların gösterebileceği bir kuzey yokken yazılmış; ancak doğru yöne işaret ettiği her geçen gün daha açık hale gelen bir eser.


Bauman'a göre, küreselleşen güçler saltanat günlerini yaşıyor, bunun bedelini de yerelliğe çakılıp kalmış zavallılar ödüyor. Hayat toprağa, yerele bağlı olmayı sürdürüyor; oysa güç artık yurtsuz ve ne emekçilere, gençlere, muhtaçlara ne de gelecek nesillere karşı sorumluluk duyuyor. Küreselleşme bu dengesizlik üzerinde duruyor. Yereller dağarlarında ırk, millet, etnik köken, sınıf gibi ne varsa kullanarak yeni bir "biz" duygusu yaratmaya çalışırken, artık yoksullara ihtiyaç duymayan küreseller onların içlerine kapanmalarını körüklüyor.


Batı, bir zamanlar dünyayı aydınlatmak ve kendisine benzetmek için harcadığı çabayı şimdi herkesin olduğu yerde ve olduğu gibi kalması için harcıyor. Küreselleşme kitabında Bauman, küreselleşmenin getirdiği ahlâki ikilemlere çarpıcı örnekler vererek değiniyor. Yiyeceğin bol olduğu yere gitmek isteyen açlar, büyük paralar ödeyerek sonunda kendilerini "çatık kaşlar"ın beklediği yolculuklarına çürük teknelerle, kimliksiz çıkarken; zenginler uçakların birinci mevkilerinde şampanyalarını yudumlayarak küreselliğin tadını çıkarıyor, üstelik daha ucuza.


Suç ve ceza anlayışındaki değişim üzerinde de duruyor yazar; artık hapishanenin istihdamın bir alternatifi haline geldiğini, ihtiyaç duyulmayan yığınla insandan kurtulmanın ve yatırımcıların güven duyacakları bir ortam yaratmanın yeni bir yolu olduğunu söylüyor. Gelecek hakkında ilginç olduğu kadar korkutucu öngörülerde bulunan Bauman'a göre yereller yerellikleri etrafına kalın duvarlar örerken, küreseller yerellikleri toplama kamplarına dönüştürme peşinde. Küreselleşme ve onun ikiz kardeşi yerelleşme, aynı amaca hizmet ediyor: parçalanma ve yabancılaşma. Küreselleşme, yerelleşmenin de küreselleşmenin de ağırlıklarını fazlasıyla hissettirdiği günümüz Türkiyesi'ni anlamak için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıyor.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Başkalarının Tanrısı “Ne doğumumuz ne ölümümüz ne de doğumla ölüm arasında can çekişerek sürdürdüğümüz hayatlar bize ait. Başkalarının isteklerinden doğuyor, başkalarının istediği gibi yaşıyor ve başk

Yazarlarevi Cinayeti Babam bizi bırakıp gittikten sonra Ada’yı da evi de orada geçirdiğim mutlu çocukluk anılarını da silmiştim aklımdan. Öyle sanıyordum. Demek ki silememişim, sadece bastırmışım, bil

101 Deyim 101 Öykü 101 Deyim Öyküsünü Buldu! Deyimler nasıl ortaya çıkmıştı, merak ettiniz mi hiç? Biliyoruz ki her deyim, mutlaka bir olay sırasında, olayın kahramanlarından biri tarafından kullanıld