Yeniden dirilişin amentüsü

Diriliş Neslinin Amentüsü kitabı bir bakıma çağdaş İslâm düşüncesinin geçmişi görüp puslarından kurtarışını andıran bir yaklaşıma sahiptir. Ne var ki, kitabın İstanbul ve Kocaeli’nde öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmak amacıyla okutulması sürecinde BirGün ve Cumhuriyet gazetelerinin meseleyi ele alma biçimleri bunun tam aksi istikamettedir.

Asım Öz

Star Gazetesi

 

Türkiye’de İslâmcılık düşüncesi ya da İslâmî esasların toplumsal alandaki varlık mücadelesinde belirleyici etkisi olan eserler, yaklaşımlar ve kanaatler büyük ölçüde 1970’li yıllarda şekillenmiştir. Gençliğin ister istemez dönüştürücü rolüne işaret eden pek çok gelişmenin yaşandığı bu yıllar, Türkiye’ye ilişkin alternatif arayışların gazete ve dergilerde gür bir sesle dillendirilmeye başlaması hasebiyle önem arz eder. Elbette bunda 1960’lardan ve 1980’lerden de eklenen hayli öge vardır fakat 1970’li yıllarda teklif edilen yahut tartışmaya açılan hususların güncelliğini koruduğu son derece açıktır.  



Düşüncelerini diriliş kavramı çerçevesinde ören Sezai Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü kitabı özelinde birkaç yıldır belli aralıklarla Eğitim-İş sendikasının, CHP’nin, BirGün ve Cumhuriyet gazetelerinin alınganlık katsayısı yüksek bir hırçınlıkla dile getirdikleri hususlar sol çevrelerin gençliği sadece bir kelimeden ibaret görmediklerini tekrar hatırlattı. Hiç şüphesiz burada akla ilk gelen soru, niçin bu ve buna bezer eserler üzerinden bir teyakkuz oluşturulduğudur. Mevcut konjonktürün doğasını ve “yeni moment”in temsil ettiği meydan okuyuşu kavramak için bu soru mutlaka sorulmalıdır. Aslında ilgili çevreler böyle yapmakla aynı zamanda İslâmcılık karşıtlıklarını da deklare etmiş oluyorlar. Doğrusu bu nokta gayet başarılı oldukları, ilgili mercileri defansif açıklamalar yaptırdıkları söylenmelidir. 

Gençliği yeniden istemek

Erken Cumhuriyet devrinden itibaren Türkiye’de bir dizi değişimin şahidi olan Sezai Karakoç’un 1975 yılında Diriliş dergisinde yayımlanmaya başlayan ve sonraki yıl kitaplaşan Diriliş Neslinin Amentüsü kitabında öne çıkan sol yergisini siyasi şiddetin yükseldiği 1970’li yıllar Türkiye’sinin “devrimci şiddet” pratiklerini göz ardı ederek okuyup anlamlandırmak pek mümkün değildir. Ayrıca sömürgecilikten kurtuluş mücadeleleri sonrasındaki hareketlerin İslâmî olan doğrultusundaki dönüşümleri nazarı itibara alındığında Karakoç’un yazdıklarını yerli yerine oturtmak daha da kolaylaşır.

Toplam on üç yazıdan ve bir sonuç bölümünden oluşan Diriliş Neslinin Amentüsü kitabı bir bakıma çağdaş İslâm düşüncesinin geçmişi görüp puslarından kurtarışını andıran bir yaklaşıma sahiptir. Ne var ki, kitabın İstanbul ve Kocaeli’nde öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmak amacıyla okutulması sürecinde BirGün ve Cumhuriyet gazetelerinin meseleyi ele alma biçimleri bunun tam aksi istikamettedir. “Solculara hakaret eden kitap” başlığıyla Karakoç’un solcu tasvirine alınan BirGün, 2018 başlarında da aynı kitaba odaklanarak eserin öğrencilere okutulmasına karşı çıkmıştı. 

Gazete, ortaokul ve lise öğrencilerine tavsiye edilen Diriliş Neslinin Amentüsü’nde Kur’an odaklı “sağcılıktan” övgü ile bahsedilmesi; buna karşın “Batı tarzı sağcılık ve solculuğun” yergisinin yapılmasının kabul edilemez olduğunun altını çiziyordu. Cumhuriyet gazetesinin ise elan yürürlükteki “post-post Kemalist” dönüşe paralel biçimde, Eğitim-İş sendikasının kitap hakkındaki açıklamasındaki “faşist söylem”, “tehlikeli manipülasyonlar”, “laik eğitim sistemi” gibi sol cephanelikte yaygın ifadeleri öne çıkarması sürdürülen polemiğe dair bir fikir vermesi açısından dikkat çekicidir. Oysa Karakoç’un küçümen eserindeki esas nokta, kapitalizmin alternatifi olma iddiasındaki komünizmin tüm boyutlarıyla başarısızlığıdır.

Sezai Karakoç, 1960’ların başından itibaren Türkiye’nin ve İslâm âleminin durumunu, gücünü yitirmiş bir ölüm hâlinden sıyrılma süreci olarak gördüğü için diriliş kavramını öne çıkarır. Karakoç için tam manasıyla diriliş ancak “İçte derinleşme; genişliğine dal budak salma, toplumun bütün faaliyetlerine katılmayı bir iman ve İslâm gereği bilme; tarih içinde boylamasına uzama duygusunu kaybetmeme” tutumuyla anlam kazanır. Yeni nesle hitap ederken “gerileyen, duralayan, bayatlayan çağrıyı tazelemek, yenileme”yi öne çıkarması da hayatla kurduğu bağı daha da belirginlik kazandırır. 

Türkiye’de 12 Mart 1971 askeri darbesinden evvel başlayan Müslüman gençlik tartışmaları birtakım teşkilatlar etrafında devam etmiş fakat bunlar 1970’lerin ortalarından itibaren daha somut bir duruma taşınmıştır. 1973 seçimleri sonrasında kurulan CHP-MSP koalisyonu,  Kıbrıs Harekâtı başta olmak üzere bir dizi gelişme yaşansa da ülkede sağ ve sol arasındaki ama aynı zamanda sol akımlar içindeki çatışmalar günden güne can yakıcı bir hâl almıştır. 1960’lardan itibaren öne çıkan devrimci bir sınıf olarak gençlik fikrinden, proletaryanın yerini aldığı varsayılan öğrenci aktivizminden bağımsız değildir bu durum. Şerif Mardin, Türk Modernleşmesi (1991) kitabında sağ ve sol çatışmasının sürdüğü 1973-77 yılları arasında öğrenci çatışmalarında 477 kişi öldürüldüğünü aktarır. İşte bu süreçte Burhanettin Kayıhan’ın İslâm Gençliğinin Stratejisi (1975), Kadir Mısıroğlu’nun İslâmcı Gençliğin El Kitabı (1981) gibi eserlerin yayımlanmış olması da, dönemin yakıcı tartışmalarından bağımsız değildir. Ortak iradeyi inşa etmek amacıyla yazılan bu metinlerin hakkıyla kavranması için,  1970’lerde maruz kalınan olayların icbar ettikleriyle dahası bunların gençlik açısından sonuçlarıyla yüzleşilmesi gerekir. Genel hatlarıyla beş altı yıllık bir süreçte yayımlanan gençliğe istikamet tayin etme iddiasındaki kitaplar, dindar-muhafazakâr gençliğe Türkiye’de silahlı mücadelenin “tek yol” olarak sunulmasını engellemiştir. Böylesi bir ortamdan sıyrılıp bu kavgada yer almama konusunda net bir tutum takınan isimlerden biri olarak Karakoç, daha kitabının girişinde “savaşımız zihniyet savaşıdır” diyerek meseleyi özetler. 

Yazılarını 1970’lerin siyaset tecrübesinin dışında fakat etkilerini dikkate alarak kaleme alan Sezai Karakoç, 1970’lerde mensubu ama aynı zamanda bahçıvanı olduğu nesle alternatif bir ideal olarak belirginlik kazandırır. Karakoç, bunların ışığında herkesin iyi hatırladığı üzere gençliği farklı bir şekilde; diriliş nesli olarak tahayyül eder: “Yeni bir nesil gelmektedir İslâm ülkelerinde. Bu diriliş neslidir. Düşüş günümüzden bugüne kadar kana ve tere batarak yapılan çalışmalar bunun içindir. Bu nesil, ilkin, inanç ve davranışının genel çerçevesini çizecektir. Bu sözler, bunun ilk denemesidir. Ezberlenmek için değil, üzerinde düşünülmek ve ruha mal edilmek için. En teorik temelden en pratiğe, en soyuttan en somuta, en metafizik plandan en reel plana kadar bütün hayat vakasını, Müslümanın yani diriliş erinin kucaklaması için çizilen bir şema, çağın dokusuna işlenmek istenen bir eskizdir.”

Türkiye’de sosyalist düşünce 1960’lı yıllardan itibaren varlığını ağırlıklı olarak kendi tezlerini yaygınlaştırmak kadar İslâm karşıtlığı üzerinden hissettiriyordu. Sol akımların okuma kültürlerinin etkisiyle sekülerliğin çeşitli boyutlarının toplumsallaştığı bugün daha yakından biliniyor. 1970’lerde Karl Marx’ın bağlamından koparılarak okunan “din halkın afyondur” ifadesi bunun tipik bir göstergesiydi. İslâm’ın “gerici” olduğu inancı sol çevrelerde adeta bir itikat esasıydı. Farkına varılmalıdır ki üstesinden gelinmesi gereken engeller, sol çevrelerde baskın olan özcü bir perspektiften kaynaklanıyor. Hâl böyle olunca sol çevrelerin İslâm’a karşı itirazları, dönemin İslâmcılarını bir karşı cevap üretmeye sevk etmişti. Bu durum sadece Türkiye’de değil İslâm âleminin hemen hemen tümünde karşımıza çıkar. Türkçeye de tercüme edilen Arap dünyasındaki İslâm ve sol tartışmaları, sosyal adalet odaklı kitaplar bunun bir parçasıdır mesela. Sezai Karakoç’un Diriliş Neslinin Amentüsü kitabındaki muarızına cevap verme kaygısının öne çıkışı ve sol eleştirisi de nicedir devam edip giden yazma biçiminin bir parçasıdır.

İman nasıl tazelenmeli? 

Sezai Karakoç’un inkâr karşısında iman vurgusunu öne çıkarması doğrudan doğruya dönemin yayın akışına karşı koymakla bağlantılıdır. Yeni nesillere sirayet eden ateizme karşı amentü esaslarının ilki olan Allah’a iman bağlamında kitabın girişi kısmında şunları yazar: “Tanrısız yaşanamayacağına inanıyorum. Allah’a inanmadan, onsuz geçen saniyelerin benliğimi yok etmeye, alçaltmaya yöneltilmiş, benliğime ekilmeye çalışılmış salt kötülük tohumları olduğuna inanıyorum. Ruhun karamukları, zakkumları, şeytanlarıdır onlar.” 

Sezai Karakoç’un siyasi bir sınır inşa etmek dahası zamanına müdahil olabilmek için yazdığı Diriliş Neslinin Amentüsü toplum, devlet ve medeniyet meselelerine değinmiş olsa da her şeyden önce dönemin Müslüman unsuruna özellikle de gençliğine bir çağrı olduğu için bu meselelerde ayrıntılı tahliller sunmaz. Müellifin manifesto niteliğinde bir mücadele rehberi olarak kurguladığı eserinin mahiyetini kavramak için Hasan Akay’ın Dergâh dergisinin 87. sayısındaki şu satırlarını birlikte okuyalım: “Diriliş Neslinin Amentüsü, sadece bir iman tazeleme değil, fakat aynı zamanda iman ve İslâm esaslarım varoluş boyutunda diri bir duyarlıkla yaşama, yeniden hayata geçirme, bu amentünün ilkeleriyle yeniden tarihi-coğrafi-siyasi-kültürel-sosyal-ekonomik planda bir ‘Birlik ideali’ni gerçekleştirme; bunu gerçekleştirecek bir ‘diriliş ruhu’ oluşturma anlamına gelmektedir.”

Diriliş eri, İslam milleti

Sezai Karakoç, kitabında 1970’ler konjonktüründe İslâmcılığı iyileştirmek ve derinleştirmek için slogancı ve şiddete yönelen dönemin soluyla birlikte sığ sağ çevrelerine karşı, İslâmcı bir sanatçı ve düşünür olarak karşımıza çıkar. Yeni neslin sorumluluklarının altını çizerek, dönemin gençlik hareketleri içerisinde özlediği nesli belirgin kılan birtakım hususiyetlere dikkat çeken, Karakoç’un kitabının adında “amentü” kelimesinin geçmesi kitabın temel düşüncesini anlatmak açısından dikkate alınmalıdır. Arapça birinci tekil şahsa ait bir eylem olarak “inandım” anlamına gelen amentü, Müslümanlar açısından itikadi hususları içermesinden dolayı temel kabul edilir. Bunun için Karakoç’un kitabına koyduğu ad modern zamanlarda İslâm’ın “amentü şerhi” şeklinde de okunabilir. Şurası açıktır ki, iman esaslarının sosyal hayat ile ilişkili bir biçimde anlatan Karakoç, amentünün kişinin kendi benliğini ve varlığını, erdem ve takva açısından sürekli bir şekilde özeleştiriye tabi tutması gerektiğini önerir. İsmet Özel’in Diriliş dergisinde yayımlanan “Amentü” şiirinde de görüldüğü üzere, Müslümanlar için yeniden varoluşun ilan edildiği bir dönemin ruhunu yansıtan Diriliş Neslinin Amentüsü kitabına karşı slogancı sol çevrelerin son birkaç yıldır sergilediği tavır 1970’lerle süreklilik arz eder. Bu tavır, gazetelerle başlayıp biten bir şey değil, sol kesim içinde bayağı yaygın. Kimi durumda rastlantılara, siyasi ilişkilere bağlı kesişmeler olabiliyor.  Mesela Sol Kemalizm’i aşmaya çalışan fakat yetersiz bir dönem kavrayışına sıkı sıkıya bağlı kalan medeni cumhuriyetçilerde de benzeri bir tutum söz konusu. 

Geçmişi inkâr ve geçmişe mahkûm olmak şeklindeki iki tutumdan farklı bir bakış açısı ortaya koyan Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü kitabında ağırlıklı olarak sola ama aynı zamanda içeriksiz sağa karşı çıkarak farklı bir nesil anlayışı ortaya koymuştur. İslâmcıların yeni zamanlarda farklı bir dille var olma tarzını yansıtan eser karşısında ikide bir “faşist söylem”, “sola hakaret”, “laik eğitim” gibi klişelere yaslanmak yerine, dönemi içindeki yerine dikkat kesilmek icap eder. Şurası açık ki İslâmcılığı diriliş nesli üzerinden yeniden tanımlayan kitap, aynı zamanda diriliş, diriliş eri, İslâm sitesi, öz ülke, birlik (İslâm, tarih, kültür), İslâm milleti, iman, özgürlük ve diriliş akımı kavramlarında da görüleceği üzere Karakoç’un düşünce dünyasının önceliklerinin muhtasar bir sunumudur.