Yemin ve Şüphesiz

“2 artı 2 kaç eder”, diye soruyorsunuz. Aldığınız cevap kişinin mesleğine göre değişiyor. Muhasebecinize sorarsanız yanıtı: “Kaç olmasını istiyorsunuz?” şeklinde oluyor. Devlet Başkanı “2 artı 2, 4 milyar eder” diyor. Psikoloğunuz ise, “Şuradaki divana uzanın ve bunu neden bilmek istediğinizi bana anlatın” yanıtını veriyor. Ancak bir matematikçiye aynı soruyu sorarsanız 2 artı 2’nin cevabını bilmediğini söyler. Matematikçi neden 2 artı 2’nin cevabını bilmediğini söyler?


E- Kitap Alıntısı



“2 artı 2 kaç eder”, diye soruyorsunuz. Aldığınız cevap kişinin mesleğine göre değişiyor. Muhasebecinize sorarsanız yanıtı: “Kaç olmasını istiyorsunuz?” şeklinde oluyor. Devlet Başkanı “2 artı 2, 4 milyar eder” diyor. Psikoloğunuz ise, “Şuradaki divana uzanın ve bunu neden bilmek istediğinizi bana anlatın” yanıtını veriyor. Ancak bir matematikçiye aynı soruyu sorarsanız 2 artı 2’nin cevabını bilmediğini söyler. Matematikçi neden 2 artı 2’nin cevabını bilmediğini söyler?



“Soyut” ölçüleri baz alsa da “kesin ve tartışılmaz” sonuçlara sahiptir matematik. Bir şeyin soyut olması kesinliğe engel değildir zira “somut” herhangi bir şey içerisinde soyut bir gerçekliği barındırmadığı sürece anlamsızdır. Anlam soyuttadır. Matematikçi Salomon Bochner şöyle der: “Bir yemek kitabı soyuttur; telefon rehberinin sarı sayfaları da öyle. Akademik bir ders kitabı, konusu ve düzeyi ne olursa olsun, gelişigüzelliğin ötesindeki bir anlamda soyut olmak zorundadır; yoksa hiçbir şeye yaramaz.”

Matematikçi, 2 artı 2’nin sonucuna ulaşmak için “verilen küme boş değildir, 1 adı verilen bir nesne içerir” şeklinde bir aksiyom kurar. Aksiyomda “1” sayısı icat edilmiyor sadece nesnenin ismini oluşturu-yor. “1” sayısını kabul ettikten sonra matematikçi yeni bir aksiyom kurar ve şöyle der: “Her doğal sayı için onun ardılı denilen başka bir doğal sayı ve yalnızca bir doğal sayı vardır. Ardılı olan hiçbir doğal sayı yoktur.” Daire düşünün. İçerisinde birçok nesne var; nesnelerden herhangi birine “1” rakamını verdikten sonra ardından gelen sayıya “1” rakamını veremeyeceğimizden yeni bir isim bularak bu sayıya “2” diyoruz. Çünkü son aksiyoma göre her nesneye yeni bir isim vermek zorundayız ve her yeni isim bir öncekinin “1” fazlası olarak kabul edilerek 1, 2, 3, 4, 5… şeklinde saymaya başlıyoruz. Sayıları bu şekilde sıraladıktan sonra “soyut” olarak hiçbir sayı diğer bir sayıdan büyük veya küçük olmasa da “sıra” kelimesi nesneleri “domino taşları” gibi sıralıyor ve bir sayıyı diğerinin üzerine düşürmeniz diğer sayıları da et-kileyip yere düşürüyor. “Sonra” ve “sıra” kelimelerinin toplama, çı-karma ve çarpma gibi işlemler için “anahtar” vazifesi görmesi de bundan sonra geliyor. “Toplama” sonra, “çıkarma” önce, “çarpma” sayının katları gibi. Aksiyomlarla bulduğunuz terimleri yerli yerine oturttuğunuz anda da 2 artı 2’nin 4 olacağı sonucuna asla “değişmez” bir kesinlikle ulaşırsınız ve ulaştığınız netice de “tartışılamaz.” Öyle ki “4” sonucu elinizde tuttuğunuz “şey” kadar “somuttur.”


Matematiksel bir işlemin “soyut” olsa da “kesin”, “tartışılmaz” ve “değişmez” olduğu hususu ilginç lakin hakikat bu. “Verilen küme boş değildir, 1 adı verilen bir nesne içerir” cümlesi realitenin ilk adımı. Hakikatin değil realitenin. Realitenin zira kümenin “verilen” olduğunu kabul etmediğiniz sürece kendi ürettiğiniz şeylere tapmak mukadder. İşte o zaman da bizzat “somut” olan şeyler bile “izafileşir” ve aynı izafilikle zihninizde mutlaklaşır. İnsanların hemen hemen tamamı kendi “birlerinde” ittifak halindedir; kimi için “Güneş” diğeri için herhangi bir devlet adamı veya ideolog ab-ı hayattır ama hepsi verilen kümenin içinde sadece bir nesnedir. Kümenin “verilmiş” olmasını göz ardı eder ve “sıfırın” birin sebebi olamayacağını itiraf etmediğiniz sürece bütün matematik, tüm kabuller, her gerçek yalan olmak zorunda. 2 artı 2’nin 4 olması nasıl tartışılmaz, kesin ve değişmez ise âlemin bir yaratıcısı olması hususu da “tartışılmaz”, “kesin” ve “değişmezdir.”


Asr Sûresi’nin ikinci ayet-i kerimesi “insanların hüsranda” olduğunu beyan ederken “İnne/Şüphesiz” sözcüğüyle başlıyor. Malumdur ki bir iddiaya “şüphesiz” diye başlamak için daha önce o şeyin “kanıtlan-mış” olması elzem. Sûrenin ilk ayetinde zikredilen “Ve’l Asr/Asr’a yemin olsun ki” ifadesi “şüphesiz” edatının delili olmalıdır. “Ve’l Asr” ayeti, varlığın mahiyetini ve yaratıcısını açıkladıktan sonra “şüphesiz” kelimesi gelmiştir. Burayı biraz açalım.


İnsanlar sözlerine kuvvet vermek, muhatabını ikna etmek, sözlerinin doğruluğunu hissettirmek için “yemin” ederler. Kur’an-ı Kerim’de-ki “yeminlerde” insanların anladığı seviyeden insanlara hitap eden Allah’ın kelamlarından biridir. Rabbimiz Kitab’ında “Kendi ismine”, “peygamberlerine”, “meleklere”, “Kur’an-ı Kerim’e”, “Kıyamet’e”, “Kalem’e”, “Güneş’e” vs. yemin etmiştir. Sözün, yemin ile başlamasının birçok hikmeti olmasına rağmen bu hikmetler arasında “sözün ciddiyeti” ve asla “sözün hilafına” bir şeyin olamayacağını vurgulamak ön plana çıkar. Âlimler “yeminlerde” kendinden sonra gelen ayetler için “delil” niteliği taşıdığı hususunda da açıklamalar yapmışlardır.


İnsanlar için “yemin”, sözün bir yerden “destek” almasıdır. Bu sebeple insanların Allah’tan başkası adına yemin etmesi asla caiz değildir. Zira Allah’tan başkası adına edilen yemin, geçici ve varlığı kendinden olmayan şey üzerine olur ki sözü daha bir ciddiyetsiz kılar. Hele laik devletlerde olduğu gibi “atalar ve tağutlar” üzerine yemin etmek açıkça Allah’a meydan okumaktır. Allah’ın, “Kendi’nden” başkası üzerine yemin etmesi, mahlûkun Allah dilediği sürece var olması açısından anlamlıdır ve insanlar için delil niteliği taşır. Asr Sûresi’nde “şüphesiz” kelimesinin delili “Ve’l Asr” ayetidir ve mana “İnsanlar hüsrandadır çünkü Ve’l Asr” şeklinde oluşur. “Ve’l Asr”, Allah’ın varlığına, birliğine, ilmine, varlıkların yaratılmış olduğuna dair kat’i bir delildir. Şöyle ki;


a- Allah’ın Varlığı: Zaman, “an” denilen en küçük zaman diliminden teşekkül ettiğinden zamanın kendini oluşturacak bir güce sahip olamayacağı malum. Malum zira “yok” var edemeyeceğinden “an”ı oluşturacak varlığı zaruri bir yaratıcıyı kabule mecburuz. Zamanın en ilginç yanı (matematikten farklı olarak) kendisini oluşturan her sayı biriminin “müstakil” diyebileceğimiz bir varlık keyfiyetine sahip olmasıdır çünkü her sayı birimi ancak bir önceki sayı yok olduğunda var olmaktadır. Öyleyse bütün bir zaman dilimleri ayrı ayrı yaratılmaktadır. Asr Sûresi’nde zamana yemin edilerek varlığı zaruri, “hiçbir şey yok iken var edebilen” yaratıcı Allah’ı biliyoruz ve bu bilgi sayesinde bazı şeylere “kesin şöyledir” diye hüküm verebiliyoruz.


b- Allah Kıdem ve Beka Sahibidir: Allah’ın yemin ettiği şey, varlığı bir “an” var olup “andan” sonra yok olan şey. İnsan, zamana yemin etse, yemin ettiği an üzerine yemin ettiği zaman yalan olur/geçer gider. Allahü Teâla (cc) zaman üzerine yemin ettiğine göre, O’nun zamanın üzerinde egemenlik kurduğunu anlarız ve kendisini asla zamanın bağlamadığını fehmederiz ve tabii olarak “Yaratıcı” ayrıdır, “yaratılan” ayrıdır hükmüne varırız. Zaman başlangıcı olan bir olgudur; kendi kendine var olamaz; zamanı yaratanın ise bir başlangıcı söz konusu olmamalıdır. Esasen başlangıcı olan hiçbir şey kendi kendine varlık iddiasında olamaz. Öyleyse Allah zamandan münezzehtir ve yaratılan her şey aynı zamanda “başlangıcı” olan şeylerdir. Dolaysıyla sadece Allah “başlangıcı olmayan” manasına gelen “Kıdem” sıfatının sahibidir. Başlangıcı olmayan varlığın üzerinden ise zamanın geçmeyeceği O’nun “Beka (Sonu olmayan)” sıfatının da hakiki sahibi olduğu izahtan varestedir.


c- Vahdaniyet: Zaman, sayı/saniye dizisinin “ahenkli/sıralı” oluşumu olduğundan ve bu ahengin herhangi bir aksama meydana gelmeden art arda gelmesinden anlıyoruz ki zamanı yaratan “bir tek”tir. Eğer Allah’tan başka bir ilah olsaydı elbette saniyelerin art arda bu kadar düzenli oluşması mümkün değildi. Mümkün değildi zira her saniyeden sonra gelen saniyeler birbirinin sebep ve sonucu değil ayrı ayrı yaratılmaktadır. Bu noktada şöyle itiraz edilebilir: “Zaman içerisin-deki sayılara anlam veren biziz, sayıların art arda gelmesinin “somut” bir anlamı yoktur. Öyleyse zamandaki ahengin Allah’ın birliğine delil olması nasıl söz konusu olabilir?” Öncelikle zaman içerisindeki sayıların “somut” anlamının olmadığı iddiası geçersizdir. “Atom Saati” dediği-miz cihaz, atomların rezonans frekanslarını sayarak zamanı ölçer. “Sezyum 133” atomunun içerisindeki hareketleri temel alarak yapılan atom saatleri dünya zamanının istikrarını ispatlamıştır. Kaldı ki dünya-nın kendi ekseninde ve Güneş’in etrafında dönmesi de bir hesap iledir. Kısaca vakit, sadece soyut bir ölçü birimi değil aynı zamanda somut gerçektir. 1 saniye gerçekten de bir saniyedir.


d- Muhalefetün Li’l Havadis: Allah, zamana ve zaman içerisindeki şeylere yemin ediyorsa tabiidir ki Allah tüm bunlardan farklı olmalıdır. Eğer Allah, başlangıcı olan herhangi bir şeye benziyor olsaydı O’nun “Asr’a” yemin etmesinin herhangi bir anlamı olmazdı (haşa) Kendisi de onlardan biri olurdu.


e- İlim: Allahü Teâla (cc) “Asr Sûresi’nin” başlangıcında genelleme yaparak direk “zamana” yemin etmemiş beli bir zaman âdetine (mesela yüzyıl/asr) yemin etmiştir. Allah art arda gelen yılların içinde belli bir sayıya isim vererek yemin etmiş ve (ufak veya kısmi şeyler dâhil) bütün her şeyin bilgisinin kendisinde olduğunu haber vermiştir. Bu yüzden insanlığın hüsranda olduğu bilgisini “şüphesiz” edatıyla beyan etmiştir.


f- İrade: Sayıların art arda bu kadar düzenli bir şekilde gelmesi ve birbirini sürekli takip etmesinden bir şey daha anlıyoruz: Allah mutlak irade sahibidir. Eğer Allah irade sahibi olmasaydı zamanlar bir anda geçer ve her şey bir “anda” olup biterdi.


g- Kelam: Hüsranın zaman içerisinde yaşayan insana “tahsis” edilmesinden anlaşılıyor ki “Asr Sûresi” zamandan ve mekândan münez-zeh Allah’ın Kelamı’dır. Eğer “Asr Sûresi”de zaman içerisinde olan mahlûklardan biri olsaydı insanların “Asr Sûresi’ ile hüsrandan çıkması söz konusu bile olamazdı zira bu sefer O’da (haşa) zamanın/hüsranın bir parçası olurdu. Allah’ın Kelamı, harf ve seslerden farklı olmalı ki “zamanın/hüsranın” bir parçası olmasın ve “İnne/Şüphesiz” demeye hakkı olsun. Elimizde tuttuğumuz Mushaf/Kitap ise Allah’ın Kelamı’nın “hakikisine” mutabık olduğundan Allah’ın Kelamı olarak anılır. Mushaf’a hürmet etmek, abdestsiz el sürmemek müslümanların Allah Kelam’ına hürmetlerinin bir gereğidir. Mushaf’ı pisliğe atanlar, tahkir edenler elbette kâfirdir.


Sözün bu noktasında akla şöyle bir sual gelebilir: “Asr Sûresi’nde neden zamanın en küçük parçası olan “an”a veya genelleme yapılarak “zamana” değil de zamanın bir parçası olan “Asr’a” yemin edilmiştir zira mesela “an”a yemin edilseydi bu husus Allah’ın varlığını çok daha net ve dolaysız bir şekilde ifade edebilirdi?” Elbette Allahü Teâla (cc)’nın “Asr’a” yemin etmesinin hikmetlerini tam olarak “ihata” edemeyiz ama şu açıklamaları yapabiliriz. Bir kere eğer tüm za-mana yemin edilseydi insanların hüsranda olması mutlak olur ve üçüncü ayette yer alan “İlla” istisnasının herhangi bir kıymeti kalmazdı. Meselenin diğer yanı da şudur: “Asr Sûresi” ile Allah’ın varlığı ve birliği meselesini de içine alan bir takım hakikatler beyan edilmiştir. Eğer problem sadece Allah’ın varlığını ve birliğini bilmek ve bu yüce hakikate işaret etmek olsaydı Mekkeli Müşriklerin çoğu zaten Allah’ın varlığına inanıyordu. Bu sefer Allah’ın varlığına inanmakla birlikte hüsranda olmak çelişirdi. Allah, zamandan bir parçaya hem de öyle bir parça ki insanların “bir neslini” içine alan bir vakte yemin ederek başlamış meselenin “toplumsal ve siyasi” yanına dikkat çekerek neslin yaşam süreci içerisinde “toplumsal hayatında” Allah’ın hükümlerini esas almayan toplumları “nesillerin yitirilmesi” konusunda uyarır. Asr, belli bir zaman biriminin “toplam” hali olması hasebiyle “toplayıcılık”, “sahiplenme” ve “hâkimiyete” de işaret eder. Bu vasfıyla ayet “Asr’dan” sonra gelen “ahiret gününe de” dikkat çeker. Belki hüsranı bugün anlayamayabilirsiniz ama “Asr”dan sonra anlayacaksınız gibi. Evet, insanları “hüsrana” düşüren ana faktör Allah’ın varlığını kabul ettikten sonra Allah’ın Şer’iatını, Allah’ın mutlak hâkimiyetini tanımamaktır. İnsanlar, Allah’ın Hz. Muhammed (sav) Efendimiz aracılığıyla gönder-diği Şer’iatı bırakıp kendilerine Laik sistemleri esas almaya başladıkları an hüsrana düşerler ve bu husus kesindir, tartışılmazdır ve değişmezdir.

Asr Suresi Tefsiri









Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 499 TL

E- Ticaret Sitesi: 799 TL

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter