Yüzyıllık Yalnızlık / Gabriel Garcia Marquez

Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı.

Geçen sene bir haber düşmüştü ajanslara: “Nobel ödüllü edebiyatçı Gabriel Garcia Marquez, Meksika’daki evinde hayatını kaybetti.“ Bu haberden sonra özellikle ülkemizde iyice tanınır oldu Marquez. Zira düşünürlerin, yazarların ve hatta şairlerin kıymeti öldükten sonra bilinir diye bir deyiş vardır ya hani, işte Marquez’de öldükten sonra iyice tanınanlardan. Şunu da belirtmek gerekir ki 1982 yılında aldığı Nobel ödülü ile edebiyat alanında dünya çapında belli bir tanınırlığı zaten vardı. Ama vefatı ile birlikte özellikle ülkemizde olmak üzere genel olarak kitapları daha ‘çok satar’ oldu. Bu noktada eserlerinin çok satması elbet tanınırlığını sağlar fakat kıymeti bilindiğini gösterir mi göstermez mi tartışması konusu.



Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık, Kırmızı Pazartesi, Şer Saati, Albaya Mektup Yok başta olmak üzere birçok eseri var. Bu yazıda üzerinde duracağımız eseri ise Nobel ödüllü Yüzyıllık Yalnızlık romanı olacak. Nobel ödüllü olduğu için değil, yazarın en bilinen ve en sevilen eseri olarak incelemeye değer, kıymetinin bilinmesi gereken bir eser olduğu için inceleyeceğiz.


Yüzyıllık Yalnızlık kitabında yazar, babaannesinin anlattığı gerçeküstü hikâyelerden yola çıkar. Gerçek hayattan beslenebildiği için dünya çapında bilinen ve sevilen bir kitaptır. Marquez kitabının arkasında Yüzyıllık Yalnızlık adına kendi dilinden şunları söyler;


“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”

Kitabın arka kapağındaki yazarın tanıtım yazısı ve kitabın ön kapağındaki resim aslında kitabı tam manasıyla özetliyor. Tabi ileride değineceğimiz birkaç husus dışında. Kitap, fantastik öğeler içermekle birlikte sıradan insanların hayatlarını anlatmakta. Sıradanlığın ve fantastiğin iç içe geçmişliği ile hayranlık uyandıracak derecede zengin bir içeriğe sahip roman çıkmıştır ortaya. Ian Jonston’un deyimiyle;


Baştan sona, konuda ve karakterlerdeki dikkat çekici derecede enerji dolu ve eğlendirici yaratıcılığın altını çizen, trajik bir ironiyle kaynaşmış harikulade bir mizah anlayışı.

Roman, bir yerleşim yeri olan Macondo’nun kuruluşunu, gelişimini, yok oluşunu ve bu yerleşim yerinin en önemli ailelerinden Buendia’ların tarihini anlatıyor. Bunun içinde destansı bir anlatıma başvuruyor yazar. Büyücüler, uçan halılar, sihir yapan çingeneler, ölüler diyarından çıkıp gelen ruhlar, birkaç kere öldükten sonra çıkıp gelen Melquiades, büyük kırmızı karıncalar, toprak yiyen kız.. Ve öte yandan gerçek yaşamın sıradanlığı. Hâsılı epik bir roman ortaya koymaktadır yazar. Her epik romanda olduğu gibi bu romanında belli bir toplumun tarihsel gerçekliğiyle bağlantıları var.


Yüzyıllık Yalnızlık’ın … hakkıyla, belki de Latin Amerika romanları içinde en iyisi olduğu iddia edilebilir; böyle bir iddia yerinde olacaktır, çünkü Buendia ailesinin öyküsü açıkça, Bağımsızlık’tan bu yana kıta tarihçesi için, yeni sömürgeci dönem için bir metafordur.  Bunun ötesinde, inanıyorum ki, aynı zamanda Latin Amerika tarihine ilişkin  mitlerin de üstünde bir öyküdür.“ ( Gerald Martin, Gabriel Garcia Marquez, s.97 )


Ondan başka herhangi bir romancının, bir ülkenin sosyopolitik yapısı ile karakterlerinin davranışları arasındaki yakın ilişkiyi böylesine keskin, böylesine dosdoğru görmüş olabileceğine inanmıyorum.” ( Angle Rama, aktaran Martin, s.107 )


Latin Amerika ülkesi olan Kolombiya’nın tarihi ile bağlantılıdır aslında romanda anlatılanlar. Roman, Kolombiya’nın, 19.yy’ın başlarında İspanya’dan bağımsızlığını ilan etmesi ile başlayan tarihi süreci de konu ediniyor. 19.yy’ın sonlarındaki iç savaş romanda hiç bitmeyecek gibi süregiden iç savaş şeklinde, 5 Aralık 1928’de Cienaga’da yaşanan katliam da romanda istasyon meydanını dolduran binlerce kişinin katledilmesi şeklinde anlatılmıştır. Kolombiya’nın ağırlıklı olarak siyasi tarihini anlatması romanda belli bir siyasi mesaj mı var sorusunu akıllara getirmiştir. Ian Johnston bu soruya bir yazardan yaptığı alıntı ile cevap vermektedir:


[Romanın] cazibesi tüm ideolojileri cezbeder: solcular, onun toplumsal mücadeleleri ve emperyalizm portrelerini ele alışını beğenir; muhafazakârlar, bu mücadelelerin suiistimal edilişleri ve/veya başarısızlıkları ve ailenin ayakta kalan, destekleyici rolüyle yüreklendirilir; nihilistler ve tevekkül içinde olanlar bedbinliklerinin teyit edildiğini görürler; apolitik hazcılarsa anlatılan seks ve kabadayılık taslama öyküleriyle avutulurlar.” ( Belle-Villada, s.93 )

Romanda istasyon meydanında gerçekleşen, tarihte ise 1928 yılında Cienaga’da meydana gelen katliama değinmek gerekecek. Zira bize göre yalnızlık temasını bir kenara koyarsak romanın ana teması bu olaya dayanmaktadır. Romana göre istasyon meydanında gerçekleşen katliamın nasıl gerçekleştiğini anlatmak için öncelikle muz şirketinin kuruluşunu anlatmak yerinde olacaktır.


Macondo kasabasında henüz demiryolu yoktur. Albay Aureliano Buendia’nın gayri meşru çocuklarından Aureliano Triste ve Aureliano Centeno birlikte buz ticaretine atılırlar. İşi öyle geliştirirler ki, kasabanın dışına da buz ticaretini taşımak isterler. Bu arada Buendia ailesinde erkek çocuklara hep Aureliano ve Jose Arcadio ismi verilmektedir. Bu isimlerle birlikte hem yaşadıkları hem kişisel özellikleri tekerrür eder. Bu da romandaki döngüsel tarih anlayışının varlığını gösterir. Tabi sadece döngüsel tarih anlayışı değil doğrusal tarih anlayışı da mevcuttur romanda. Macondo’nun sıfırdan kuruluşu, iç savaş yaşaması, sonra ekonomik refaha ermesiyle birlikte manevi çöküşe sürüklenmesi ve nihayetinde fiziksel olarak yok olması, döngüsel tarih anlayışının göstergesidir. Kaldığımız yerden devam edecek olursak, buz ticaretini kasaba dışına da taşımak isteyen Aureliano kardeşlerin aklına bir fikir gelir;

“Buraya demiryolu getirmeliyiz.” Ancak yazarın trenin gelişine yorumu şöyle olacaktır; “Bir yığın kuşku ve kesinliği, bir yığın tatlı ve tatsız olayı, bir yığın değişikliği, felaketi ve özlem duygusunu Macondo’ya bu sapsarı, masum tren getirdi.”


Trenin gelişi aynı zamanda yeni yüzlerin, farklı kültürlerin ortaya çıkması demekti. Yani ‘yabancılar’ gelmişti kasabaya. Ve Macondo git gide yabancılaşıyordu. Bunlara birde kuzeyden gelen Muz Şirketi eklendi. Ancak Muz Şirketi, işçileri insandan bile aşağı görüyor ve onları sömürüyordu. Çalışma koşulları hiç iyi değildi. İşçiler için yapılan lojmanlarda tuvalet bile yoktu. Sıhhi tesisatları yoktu ve sağlık hizmetlerinden yoksundular. Her gün çalışıyorlar, pazar günü çalışmak istemiyorlardı. Muz Şirketi için önemli olan olabildiğince çok muzu pazara sürmek ve patronların ceblerini doldurmaktı. Ancak işçiler greve başlar. Muz şirketi ile sözleşme yapmak ister. Hatta şirketin patronuna bir şekilde toplu sözleşmeyi imzalatırlar. Fakat patron, siyah takım elbiseli avukatlarının türlü oyunları ile sözleşmeyi imzalamadığını ‘ispat eder’. İşçiler istasyon meydanında çağırdıkları yakınları, arkadaşları ile büyük bir eylem gerçekleştirirler. Muz şirketi yöneticileri aslında sadece Muz Şirketini değil sahip olduğu ekonomik güç ve hükümet içindeki adamları sayesinde hükümeti de yönetmektedir. Bu yüzden hükümet istasyon meydanına askerlerini gönderir ve halkı katleder. Ve istasyon meydanındaki bu olay kasabalılardan saklanır. Adeta resmi tarih yazmamaktadır bu olayı. Tabi ülkemizde de resmi tarih yazımında birçok olayın üstü örtülmüş, bazı olaylar konusunda üstü örtülmek şöyle dursun, olay tamamıyla farklı anlatılmıştır. Kolombiya tarihinde vuku bulan olay romanda kısaca böyle geçmektedir.


Peki gerçekte 1928 yılında Cienaga’da yaşanan olay nasıl gerçekleşmiştir?  Bu olayın ‘baş kahramanı’ ise United Fruit Company ( Birleşik Meyve Şirketi ) ‘dir. United Fruit Company’nin kuruluşuna kısaca değinelim. ABD’li demiryolu şirketi sahibi Henry Meiggs’in yeğeni Minor Keith demiryolu inşaatında çalışan işçilere düşük maliyetli bir yiyecek aramaktadır. Bundan dolayı inşa etmekte olduğu demiryolu hattı boyunca muz yetiştirmeye başlar. Hat tamamlanınca muz çiftliğini ülkesine taşımaya karar verir. Muz yetiştiriciliğinin kârlılığını gören Keith muz ticaretine girer. Ve 1899 yılında Andrew Preston’ın Boston Fruit Şirketi ile Keith’in ortak olması sonucu ortaya United Fruit Company çıkar. Şirket kısa zamanda büyür ve Orta Amerika, Karayipler, Ekvador ile Kolombiya’da oldukça etkili olur. Ancak United Fruit’in bu etkileri çıkar sağlamak amacıyla çeşitli ülke hükümet yetkililerine rüşvet vermek, işçilerini sömürmek, vergi vermeyerek faaliyet gösterdiği ülkeye yatırım yapmamak gibi etkilerdir. Ve şirket bazı ülkelerde hükümetleri yönetirken bazı ülkelerde istemediği yönetim başa gelince ABD’de sahip olduğu nufüz sayesinde darbe yaptırır. Tam da bu noktada Prof. Dr. Tayyar Arı’nın Uluslararası ilişkiler ve Dış Politika kitabındaki şu bölümü aktarmak yerinde olacaktır:


“Guatemala’da ise 1950’deki seçimle işbaşına gelen Jocobe Arbenz yönetiminin ülkedeki Amerikan menşeli Birleşik Meyve Kumpanyası’nın (United Fruit Company;Chiquita Muzlarının üreticisi) sahip olduğu arazileri kamulaştırmaya kalkışması üzerine başlayan ve CIA tarafından organize edilen ve Amerikan yönetiminin de doğrudan ambargo uygulamalarıyla destek verdiği girişimler ile ülke içindeki faaliyetler yoğunlaşmış ve ardından da Arbenz yönetimi devrilmiş böylece Guatemala yeniden Amerikan çizgisine çekilmiştir.”


Ayrıca “Muzlar” adlı kitabın yazarı Peter Chapman, bu dönemde yani 20.yy’ın başlarından itibaren United Fruit Company’nin birçok ulus-devletten daha güçlü olduğunu belirtir. Yukarıda zikrettiğimiz bütün ülkelerde bu muz şirketinden habersiz kuş uçmuyordu. Honduras’ın bütün ulaşım altyapısı (limanlar, demiryolları ve karayolları) bu şirketin kontrolünde olduğu için Honduras halkı United Fruit’e ‘’El Pulpo (ahtapot)’’ adını takmıştı. Konumuzla alakalı olarak “Muz Cumhuriyeti” teriminden bahsedecek olursak… Bu deyim ilk defa ABD’li yazar O’Henry tarafından  kullanılmıştır. O’Henry bu siyasi terimi, genelde United Fruit ve ABD’nin CIA aracılığıyla bölgedeki hükümetleri yönlendirdiği ve yönettiği için bu hükümetlere yönelik söylemiştir. Özelde ise Honduras’a yönelik söylemiştir O’Henry.

United Fruit’in tarihinden sanırım yeteri kadar bahsettik. Cienaga katliamına dönelim. Bahsettiğimiz diğer ülkelerde olduğu gibi Kolombiya yönetiminde de etkindir United Fruit. Dolayısıyla 6 Aralık 1928 ‘de şirketi protesto eden yüzlerce kişi General Vargas komutasındaki ordu birlikleri tarafından öldürülmüştür. Evet romandaki tarihi seyir ve olaylar ile gerçekte yaşanan tarihi seyir ve olaylar bu şekilde.


Yazıyı bitirmeden önce United Fruit Company ile ilgili günümüze ilişkin birkaç bilgi vermek yerinde olacaktır. 1984 yılında Chiquita Brands International adını alan şirket 1990’lı yıllarda birçok Latin Amerika ülkesinde paramiliter çetelerin finansmanını sağladı. Öyle ki, ABD’deki bir mahkemede şirket, Kolombiya’daki bir ölüm tugayına 2 milyon dolar verdiğini açıklamak zorunda kaldı. Ancak Chiquita, Beyaz Saray’daki rüşvet ve lobi faaliyetleri sayesinde hiçbir yöneticisi tek gün hapis cezası almadan, sadece 25 milyon dolarlık bir tazminatla bu davayı atlattı. Gabriel García Márquez’in ölümünden bir hafta sonra gazetelerde Muz şirketi Chiquita Brands’ın Kolombiya’da işçi, köylü, öldüren paramiliter çetelere 1.7 milyon dolar verdiği için hakkında açılan davaya itiraz ettiği yönünde haberler yayımlandı.


Yazar Mehmet Özbay

Kaynak: Dünya Bizim


Yüzyıllık Yalnızlık





#Roman #Canyayınları






Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 499 TL

E- Ticaret Sitesi: 799 TL

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter