Witcher: Kader Kılıcı – Geç Kalmış Bir İnceleme

Velhasılıkelâm, yıllar önce İngilizcesini okuduğumda “dilerim bir gün dilimize de çevrilir ve herkes bu kitabı okur, özellikle de Essi’nin hikâyesini” dediğim kitap nihayet bizlerle.


M. İhsan Tatari

Kayıp Rıhtım

 

Witcher: Son Dilek için yazdığım incelemenin üstünden tam bir yıl geçmiş. Hâlbuki niyetim kitaplar basıldıkça hepsini seri bir şekilde incelemek ve her biri hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmaktı. Ama her zaman olduğu gibi kader kılıcının iki ucu vardı ve biz faniler bazen bizim için çizilen yolu izlemek dışında başka bir şey yapamıyoruz.



Geç olsun güç olmasın diyerek tüm Witcher serisi içinde belki de en çok sevdiğim kitap olan Kader Kılıcı’nın incelemesine hep birlikte geçelim efendim. En çok sevdiğim diyorum çünkü hem Geralt ile Ciri’nin karşılaşmasına hem de Essi Daven ve Borch Üçkarga gibi sevilen karakterlere ilk kez bu kitapta rastlıyoruz. Ek olarak, bu seferki hikâyelerin hemen hemen hepsi öncekilere nazaran daha oturaklı ve akılda kalıcı. Geralt’ın “normal insanlar” tarafından nasıl hor görülüp dışlandığını, ak saçlı canavar avcımızın hazır cevap tavırlarını ve Andrzej Sapkowski’nin ağlatırken güldüren başarılı üslubunu çok açık ve net bir şekilde görebiliyoruz sayfalarda. Tabii Dandelion’ın zevzekliklerini de öyle…

Cüceler, Büyücüler ve Ejderhalar

Son Dilek’in aksine, hikâyelerin arasında onları birbirine ve şimdiki zamana bağlayan “Mantığın Sesi” bölümleri bu ciltte yok. Onun yerine ilk kitaba nazaran çok daha uzun, her biri 50 ila 100 sayfa arasında değişen altı doyurucu öykü karşılıyor bizleri.

İlk hikâyemiz olan Olasılıkların Sınırı takipçilerimizin gayet yakından tanıdığı, Kayıp Rıhtım ekibi olarak 2012’de “Mümkün Olanın Sınırları” adıyla çevirdiğimiz öykünün ta kendisi. Geralt bir basilisk avının ardından Borch Üçkargaadında bir adam ile Zerrikanyalı iki korumasıyla karşılaşıyor. Bir müddet muhabbet ettikten sonra da beraber yolculuk etmeye karar veriyorlar. Derken yollarının üstünde Dandelion’la karşılaşıyorlar. Her zamanki gibi hikâyeye esprili bir hava kata ozanımız o civarlarda bir ejderha görüldüğünü, canavarın başına ödül konduğunu ve civardaki hemen hemen herkesin onun peşine düştüğünü anlatıyor bizimkilere.

Normalde Witcherlar ejderha öldürmez; bu düsturlarına aykırıdır. Ancak ejderha avcılarına katılmak için çok daha iyi bir sebep çıkıyor Geralt’ın karşısına: Yennefer… En büyük aşkının da bu efsanevi yaratığın peşinde olduğunu öğrenen Witcher, gönülsüzce de olsa paralı askerlerden, yerel kralın ordusundan ve Yarpen Zigrin ile cücelerinden oluşan bu karman çorman gruba katılırken buluyor kendini. Dandelion da yeni bir beste yazabilmek için onlarla beraber gidiyor.

Hikâyenin en güzel yerlerinden biri hiç şüphesiz gruptaki herkesin yol boyunca Geralt’ın yanına uğraması ve onun hakkında ne düşündüklerini açıkça belirtmesi. Kimi dostça kimi tarafsızca kimi de kabaca… Bu da bize kralların, soyluların, cücelerin ve büyücülerin, yani genel olarak farklı farklı sosyal sınıfların Witcherlara nasıl baktığını görme fırsatı tanıyor. Kimi zaman Geralt adına öfkeleniyor kimi zamansa zekice laf sokmaları karşısında kıs kıs gülüyoruz.

The Witcher 2’yi oynamış olanlar için o oyundaki “malum ejderhanın” bu hikâyenin sonundakiyle aynı canlılar olduğuna dair gayet sağlam bir hayran teorisi olduğunu belirteyim.



Devamı