1/3
Ara

Veba yüzünden Avrupa’da karantinaya alınan Osmanlı elçileri

Hasan Korkut, Gökkubbe Yayınları arasında çıkan “Osmanlı Elçileri Gözüyle Avrupa” adlı kitabında Viyana bozgunu sonrasında Osmanlı Devleti ile Avrupa arasında değişen diplomatik ilişkileri sefaretnâmeler üzerinden incelemiştir.


Nisan Su

Dünyabizim



Balkanlarda kurulan bir devlet olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa ile asırlardır süren diplomatik ilişkileri 18. yüzyıldan itibaren zorunlu olarak değişmiştir. II. Viyana Kuşatması’nın (1683) sonrasında yaşanan mağlubiyetler, askeri başarısızlık, ekonomik sorunlar ve buna mukabil rakiplerinin gün geçtikçe güçlenmesi Osmanlı Devleti’ni Avrupa’daki gelişmeleri yakından takibe mecbur etmiştir. Diplomasinin büyük önem kazandığı bu süreçle birlikte Avrupa’ya sefirler gönderilmiş ve zamanla daimi elçilikler açılmıştır. Hasan Korkut, Gökkubbe Yayınları arasında çıkan Osmanlı Elçileri Gözüyle Avrupa adlı kitabında bu değişimin dinamiklerini ele alarak Avrupa’ya gönderilen elçilerin sefaretnâmeleri üzerine kıyaslamalı bir çalışmayı ortaya koymuş.



Yazara göre Osmanlı İmparatorluğu şartların değişmesiyle Avrupa’da şekillenmiş olan diplomasi kurallarına uymak zorunda kalmıştır. II. Viyana hezeyanı sonrasında Avrupa’daki kralların varlığını kabul ederek Osmanlı, büyük bir taviz verse de, yeni oluşmaya başlayan devletler düzenine ayak uydurmayı amaçlamıştır. Avrupa devletlerinin bilim, teknik, askerî ve ekonomik güç bakımından üstünlüğü etmesi karşısında imparatorluk, reformlara başvurmuştur. Diplomatik alandaki mücadelenin savaş meydanlarındaki savaşlar kadar önem kazandığı bu dönemde Osmanlı, sefirlerini üst derece devlet adamları arasından seçmiştir.

Gittikleri yer ve şartları düşündüğümüzde bu dönemde sefirlerin görev yaptıkları ülkeye dair kaleme aldıkları “Sefâret­nameler” daha önemli hale gelmiştir. Elçilerin “Sefâret­name” denilen notlar almaları şüphesiz bu döneme mahsus değildir. Kitaptan öğrendiğimize göre Osmanlı dönemine ait sefaretnâme türündeki ilk vesika Avusturya’ya gönderilen Hacı Zağanos’un raporudur. Bu rapor Fatih döneminin son yıllarına rastlar. Sefâret­namelerin sonuncusu ise İran’da 1872-77 yılları arasında elçilik yapan Mehmed Tahir Münif Paşa’nın risalesidir. Tarihçiler toplam kaç sefaretnâme olduğu konusunda ihtilafa düşmüşler. Tartışmalar 45, 46 ve 48 rakamları üzerinde yoğunlaşıyor.

Seyahat günlüğü ya da hatırat şeklinde yazılan sefaretnâmelerin yanında siyasi raporlar şeklinde hazırlananlar da mevcut. Bu metinlerde elçiler; gezip gördükleri yerlerin idarî, sosyal ve ekonomik hayatı, askerî durumu, kültürü, sanatı, eğitim siyaseti, endüstrisi, medeniyet seviyesi hakkında edindikleri fikir ve gözlemleri paylaşmaktadırlar. Şüphesiz sefaretnameler üzerinden payitahta aktarılan bilgiler, Osmanlı Devletindeki reformların şekillenmesinde başat rol oynamıştır.  

40 gün süren karantina

Hasan Korkut kitabında Avrupa’ya giden elçilerin karantina uygulamasına maruz kaldıklarını hatta bu sürecin yolculuğun en zor dönemi olduğunu vurguluyor ve bununla ilgili örnekler veriyor. Avrupa ülkeleri veba sebebiyle din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın Doğu’dan gelen herkesin 40 günlük bir karantinaya alınmasını zorunlu tutuyordu. Osmanlı sefirleri bu uygulamadan muaf değildi. Bu sebeple bazı sefaretnâ­melerinde bu tecrübelere dair bilgiler mevcuttur. Bu hatıralardan bazıları şöyle:



“XVIII. yüzyılın başında Fransa’ya giden Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efen­di karantina uygulamasını makul karşılamış gibidir. Büyük hastalıklardan ve bunların başka bölgelere sıçramasından korktukları için böyle bir uygulamaya gerek gördüklerini anlatır ve karantinadan söz eder. Fakat, Mehmed Efendi karantina süresinin uzunluğundan rahatsız olmuş kaldığı mekânı da beğenme­miştir.”

Mustafa Hattî Efendi de sefaretnâmesinde Avusturya İmparatorluğu’nun sınır şehri olan Zemun’a girerken tâbi tutulduğu bu uygulamadan söz eder. Mustafa Hattî Efendi dostluğu pekiştirmek için gittiğinden, daha önce Osmanlı elçisi ola­rak giden Cânibî Ali Efendinin aktardıklarının aksine, kendisine oldukça yakın ilgi gösterdiklerini, kurallarını hem göstermelik biçimde uygulayıp hem de bir an önce Viyana şehrine ulaştırmak için çaba harcadıklarını ifade eder.”

“Vâsıf Efendi sefir olarak gittiği İspanya’da, Katalonya eyaletinin yönetim merkezi olan Barselona sahiline gelince karantina işlemlerinden dolayı bir süre gemide beklemek zorunda kalır. Barselona’da yetkililer, Vâsıf Efendinin gelişin­den haberdar olmadıklarından, sefaret heyeti karantina ile ilgili işlemlerin tamam­lanması için limanda bir gün bekletilmiştir.”



“Vâsıf Efendi karantina uygulamasından haberdardır ve İstanbul’dan hazırlıklı hareket eder. Hasta olmadığına dair İstanbul’da Fransız elçisinden evrak almıştır. Hatta İspanya’ya dışarıdan gelenlerin karantina uygulaması çerçevesinde nerede tutulduklarını da bilmektedir. Bu yerin Minorka olduğunu öğrenmiştir ve İspan­ya sahiline çok uzak olduğundan karantina için uygun olmadığı kanaatindedir.”

“Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendiden yaklaşık yetmiş yıl sonra Paris’e giden Moralı Seyyid Ali Efendi, Fransa’ya girmeden önce otuz altı gün karantinada kalmıştır. Ancak bu konuda Fransızların kimseye ayrıcalık tanımadıklarını Ali Efendi de vurgulamış ve karantinaya tâbi tutulması olayının kasıtlı bir davranış olmadığını özellikle belirtme ihtiyacı duymuştur. Bununla birlikte, karantina hakkında kullandığı ifadelerden, böyle bir uygulama ile karşılaşmış olmasının canını bir hayli sıktığı anlaşılmaktadır.”

Mehmed Emîn Vâhid Efendi de Frengistan’a girmek için Avusturya İmpa­ratorluğu sınırında karantina çerçevesinde kontrole tabi tutulmuştur. Kendisi bu uygulamayı Frenklerin âdeti olarak yorumlar. İstisnasız herkese uygulanıyor olmasından dolayı da makul karşılamış gibidir. Olayın kısaca tanımını vererek ayrıcalık yapılmadığını, “a‘lâ vü ednâ ve bay u gedâ her kim olur ise olsun...” ifadesiyle açıklar.”




Derin Bakış

mirkitap.com - Alışveriş, Kitap Kültür

Akyol mah. Atatürk Bul. No: 111/B Şahinbey - Gaziantep