top of page

"Tanrı'yı Öldüren" Çin, Can Çekişiyor

Tüm bu tespitlerimize rağmen bazı kimseler Çin’in küresel güç olacağı iddiasındadırlar. Hâlbuki Çin’in elinde tüm insanları kapsayacak bir değerler manzumesi bulunmamaktadır. İnsanının emeklerini ucuz işgücü olarak zengin devletlere pazarlayan Çin’in zenginleşmesi de mümkün değildir. Zira netice de zenginleşen Çin Halkının geneli değil otorite sahipleridir. Meseleye bu açıdan bakınca ekonomik açıdan bile Çin Halk Cumhuriyeti sadece taşeron bir örgüt konumdadır.



Akıl En Büyük Peygamberdir
"Tanrı'yı Öldüren" Çin, Can Çekişiyor

2. Dünya Savaşında Japonya’nın bir hafta gibi kısa bir sürede dünyanın her daim en kalabalık ülkesi olan Çin’i işgal edebilmesinin üzerinde her zaman durmak lazım. Kolektivizm adına insanlardaki ünsiyet (kaynaşma) kabiliyetini yok eden Çin’in bir anda darmadağınık olması aslında kimsenin beklemediği bir husustu.


İbn-i Haldun insanları hadari ve bedevi diye iki kısma ayırır. Bedevi, çöllerde ve dağlarda yaşayan akrabalık ilişkileri çerçevesinde bir hiyerarşinin olduğu insanları ifade eder. Bedevi toplumları ayakta tutan temel unsur “nesep asabiyetidir.” Nesep asabiyetini günümüzün diline çevirirsek akrabalık dayanışması şeklinde çevirmemiz mümkün. Daha nesep asabiyetinin daha kaba ifadesi ise kavmiyetçiliktir ki haklı veya haksız olmasına bakmaksızın bir kimsenin kendi kavmini her durumda desteklemesi olarak ifade etmemiz mümkün. İbn-i Haldun “Hadarileri” şehirliler olarak ifade eder ve şehirlerde akrabalık bağlarının zayıfladığını şehirlerde ilişkilerin işlevsel olarak (ekonomik, ticari, siyasi) devam ettiğini söyler. Şehirlerde daha çok bir sebebe dayanan asabiyet olduğunu ve zamanla sebep asabiyetinin zaafa uğrayarak şehirlerin bedeviler tarafından işgal edilebileceği tespitini yapar. Lakin bu tespit doğru değildir. Çünkü gerçek bir şehir, nesep asabiyetini yok etmez.


İnsanlara sosyal ve siyasi hayatlarında güç veren iki unsur vardır. Nesep Asabiyeti ve Sebep Asabiyeti. Bu iki asabiyet eğer bir şehirde zayıflıyorsa şehir, şehir olma özelliğini kaybediyor demektir. Çin gibi diktatörlükle yönetilen ülkelerde insanların doğal dayanışmasını ifade eden nesep asabiyetinin bizzat devlet eliyle zayıflatılmasının sebebi insanların birlik halinde hareket etmesini engellemek içindir. Akrabalık ilişkilerini zayıflatıp buna karşın kolektivizm adına tüm toplumu kaynaştıracağını iddia edenler aslında insanları en kaba şekilde ezmenin ve ezerken hiçbir şekilde insanlardan korkmamanın yolu olarak kolektivizmi savunurlar. Ve bu kolektivizmin aslında hiçbir ağırlığı olamaz. Japonya ve Çin arasındaki savaşta bu konuda yeterli veri sunmaktadır. Kur’an’da sayı çokluğuna rağmen yurtlarını terk edenlerin durumu hayret ve ibret ile beraber sergilenmektedir:


“Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusundan dolayı yurtlarından çıkıp gidenleri görmedin mi? Allah onlara “Ölün” dedi (öldüler). Sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütufkârdır. Lakin insanların çoğu şükretmez.” (Kur’an: Bakara; 243)


Ayet, nikâh, boşanma, çocukların süt emmesi, yine çocukların yetiştirilmesi, mehir, nafaka gibi aile ilişkilerini konu edinen ayetlerin ardından gelmiştir. Aile, akrabalık, sosyal yapısı çatlayan toplumlar içten içe çürürler ve yaşadıkları ilk sarsıntıda memleketlerini bile terk edecek duruma gelebilirler. Hem nüfusun kalabalık olması hem de bu insanların şehirlerini terk etmesi trajik bir duruma işaret eder. Yukarıdaki ayetin veba gibi salgın hastalıklar ve işgal gibi dış saldırıların ardından şehirlerini terk etmek zorunda kalan insanları anlattığı söylenmiştir.

Şehir ve medeniyet açısından dünyanın en bedevi ülkelerinden birisi Çin’dir. Bir anlamda Çin’e hala büyük bir köy vasfını vermemiz mümkün. Vahşi hayvanları şehrin bir parçası yapan Çin’in tüm dünyaya bulaşıcı hastalık ihraç etmesi tesadüf müdür? Eski ABD Başkanı Trump’un 2019 yılında ortaya çıkan ve tüm dünyayı kasıp kavuran Korona salgınına “Çin Virüsü” ismini vermesi haksız mıdır? Aile ve sosyal bağları dağılmış toplumlar yaygın bulaşıcı hastalıkların içerisinde kıvranırken dış saldırılara karşı da açık durumda olurlar. Bu toplumlarda insanın bizzat kendisine değer verilmez.


Kur’an’da şehirlere “karye” denilir ve karye “k-r-y” fiilinden türer. Çok sayıda insanın yaşadığı yerlere karye denilir. Hatta karye kelimesinin Kur’an kelimesiyle kökteş olduğu söylenmiştir. Kur’an’da her surenin hatta her bir ayet ve harfin ayrı bir önemi vardır ama bu harf ve ayetler birbiriyle uyumlu olarak kitabı meydana getirirler. Şehirler, bir kitap ise aileler sureler gibidir ve kişiler de harflere tekabül edebilir. Her harfin kendine mahsus ve asla vazgeçilemeyecek bir değeri vardır. Yönetimler bu değeri korumak için vardır. Ferdi toplum karşısında değersiz gören aşiret ve kavmi bağlılıkları devlet için tehdit olarak gören toplumlar, sosyal yıkımlarla karşı karşıya kalırlar.


Yemek kaplarına da karye denilmiştir. Zira yemek kapları hazırlanan yemekleri ahenkli bir şekilde bize sunarlar. Kısaca karye insanların topluca bulunduğu, ahenkli bir şekilde işbirliği yaptıkları güç ve iktidar sahibi oldukları mekânlardır. Bir medeniyet ve şehir iddiasında bulunan insanların mekânlarına karye denilir.


Medeniyet kelimesi; “karyelerde” yani şehirlerde uygulanan siyasi, sosyal, hukuki, ekonomik ve kültürel kanun ve kuralların tamamını ifade eder. Dikkat edilirse medeniyetleri ayakta tutan ve genişleten unsur karyeler yani şehirlerdir. Karyeler, yıkılırsa medeniyette yıkılır. Bir ayette durum şöyle ifade edilir.


“Nice karyeler helak ettik. Gece yatarlarken yahut gündü uyurlarken azabımız onlara geldi.” (Kur’an: Araf; 4)


Ayet önce karyenin yani şehirlerin yok edilmesinden bahsetmiş sonra azaptan söz etmiştir. Dolaysıyla gerçekten de şehirlerin yok edilmesi insanın aklına hayaline gelmeyecek felaketlere sebep olabilir. Karyelerin yani şehirlerin üzerinde uygulanan kanunlar memleket insanlarının yok oluşuna veya daha da gelişmesine sebep olurlar. Önce şehir gider sonra memleket gidince zaten her türlü bela ardından gelir. Bu sebeple kendisini, ailesini ve toplumunu düşünen insanların memleket meseleleri hakkında kafa yorması gerekir. Memleket yıkılırsa gelecek beladan kimse kaçamaz.


Bir medeniyetin oluşması için olmazsa olmaz şart, sosyal sözleşmenin bulunmasıdır. Geniş bir vicdan olmadan da sosyal sözleşme mümkün olamaz. Çok dinli, birçok etnik yapıya izin vermeyen, tekil bireye değer vermeyen bir toplumun medeniyet oluşturması mümkün olamaz. Kendilerinden başka herkesin yok edilmesini dini veya ideolojik asabiyet olarak gören kimseler, şehir kuramazlar sadece köylerinin sınırlarını genişletebilirler.


Çin’i politik olarak tanımlayabilmek açısından Avrupa’nın ortaçağ tarih kısmına bakmamız lazım. Avrupa, Ortaçağ’ında tüm insanlarını Katoliklik ve Protestan kelimeleri adı altında birleştirmeye çalışmış ve bunun için mezhep savaşlarını bile göze almıştır. Bu politik hastalığın farkında olan bazı politikacılar ve filozoflar, liberalizm, hümanizm, laiklik gibi kelimelerle üst iktidar kurmaya çalışmış ve diğer insanlara da bu kavramlar eşliğinde egemen olmaya başlamıştır. Lakin burada da sorunlar bitmemiş bu kelimeler, genel bir vicdana sebep olmamış bencillik ve kendisinden başkasını düşünmeme durumuna neden olmuştur.

Çin’de güya tüm insanları içerisine almaya talip olan kolektivizm ve komünizm kelimeleri genel bir vicdana evrilmemiş insanların bireyleri bile yok edilmiştir. Doğu Türkistan’da halka yapılan zulüm bile Çin’in yapısını ele vermektedir.


Tüm bu tespitlerimize rağmen bazı kimseler Çin’in küresel güç olacağı iddiasındadırlar. Hâlbuki Çin’in elinde tüm insanları kapsayacak bir değerler manzumesi bulunmamaktadır.

İnsanının emeklerini ucuz işgücü olarak zengin devletlere pazarlayan Çin’in zenginleşmesi de mümkün değildir. Zira netice de zenginleşen Çin Halkının geneli değil otorite sahipleridir. Meseleye bu açıdan bakınca ekonomik açıdan bile Çin Halk Cumhuriyeti sadece taşeron bir örgüt konumdadır.


Çin Devleti bizzat kendi vatandaşlarının çocuklarına bile düşman. İnsan “ürününden” başka bir sermayesi olmayan Çin, 1948 yılından 2020 yılına kadar ailelerin birden fazla çocuk yapmalarını yasaklamıştır. Yaş ortalaması 40 olan Çin’in insan unsuru açısından bile geleceği yoktur. Gençlerini yok eden, aileleri küçümseyen bir devletin yıkılması için savaşa bile lüzum yoktur.


Çin Dini olan Budizm, aforizmaların dışında bir söze ve kurallara sahip değil. Moderniteyle birlikte Çin Halkının çoğunun dinsiz olduğu görülmektedir. İnandıkları değeri olmayan Çin’in küresel bir güç olması imkânsızdır. Çin, adeta Nihilizm memleketidir. “Tanrıyı öldüren” Çin, can çekişmek üzeredir.


Küresel bir güç olmak için en azından perde önünde olumlu değerlere inandığınızı göstermek zorundasınız. Ama Çin, Suriye iç savaşının baş mimarı Esed’i açıkça desteklemekten bile geri durmuyor. Esed’i destekleyen herhangi bir gücün de olumlu manada küresel güç olması mümkün değildir.


Çin’de ahlakta iflas etmiştir. Sadece tavan değil halkın da ahlaki bir değeri yok. 2009 yılında olan depremde 6998 okul yıkılmış ve son on yılda yapılan tüm kamu binaları yerle bir olmuştur. Çin Devleti, nepotizm hastalığına yakalanmış ve halk ile idare arasındaki uçurum aşılmaz bir seviyeye çıkmıştır.


Çin’de muhalif diyebileceğimiz herhangi bir medyada yok. Bu yüzden idareciler, yolsuzluklarının ortaya çıkmasından korkmuyorlar ve her türlü yolsuzluk arsızca işlenir olmuştur. Genç nüfus olmadığından toplumun değişimi ve dönüşümü içinde bir umut da yok.

Çin’in dış ülkelere açılamamasının en büyük engelini Doğu Türkistan bölgesi oluşturur. Çin’de Kaşgar bölgesinde bir okulda 8 yaşındaki müslüman kıza Çin polisi tarafından önce tecavüz edilmiş sonra da kız öldürülmüş, organları parçalara ayrılmış ama hiçbir polis hakkında soruşturma dahi açılmamıştır.

Çin çok kültüründe düşmanı. Kadınların peçe takması yasaktır. Peçe takmanın cezası hapis ve para cezası. Sakallı erkeklerin toplu yaşam alanlarına girmesi yasaktır. Doğu Türkistan’ın Turfan Bölgesinde müslümanların arsalarına ve dükkanlarına devlet tarafından karşılığı ödenmemek üzere el koyulmuştur.

Çin şehir ve medeniyet açısından bedevi bir yapıya haiz ve Çin’in toplamı şehir olarak ifade edilemez. Minik Dev Çin, hala koca bir köydür.




Opmerkingen


bottom of page