Su ve ateş: Kalp Zamanı

Birbirlerini bilmedikleri bir yerden geliyorlardı. Onları bir araya getirenin ne olduğunu bilmeden. Buluştular. Sevdiler. Âşık oldular.

Ayrıldılar, kavuştular ve yine buluştular. Biri suyla diğeri ateşle gitti bu dünyadan. Su ve ateş birbirlerine eklendi ve duyduğumuz o sesle büyük bir boşluk oldular. İçimizde gezinen bir büyük boşluk: Paul Celan ve Ingeborg Bachmann. Biri diğerini korur gibi üstüne kapanmış ve her ikisi de açtıkları boşlukla birbirlerinde kalmışlar ölümleriyle. Belki geride bir tek satır, okunmuş, gönderilmemiş mektuplar, sayfalar, mühürlü ve ulaşılmamış adreslerle dolu zarflar… olmasa su ve ateşin bizden aldığı bu iki şairi ayrı yerlerde ayrı biçimde sevmeye devam edecektik. Onları özel tarihimizin dışında bir araya getiren kalp zamanı olmasa idi belki birbirlerinden ayrı düşünmemiz de birini konuşurken ötekinden bahsetmemiz de pek olanaklı değildi. 


İlk Bachmann’ı tanımış olmalıyım, Ahmet Cemal’in çevirisiyle. Şiirleri ve peşinden tüm öyküleri. Tiyatroya gönlümü verdikten sonra da radyo oyunlarını soluksuz okuduğumu hatırlıyorum. Gerilimi yüksek ve hayatın acısını önde tutan, insanın canını yakan, yer yer umut sunsa da hep bir ağrıyla dünyaya bakan, acıyı ambalajlamadan tüm çıplaklığıyla sunan, aşka tutkuyla son kelimesine kadar bağlı şiirlerini ilk kez aşkla buluştuğum vakitlerimde okuduğumda kimle karşılaştığımın farkına varmıştım. Ki “Şiir yazmak zorunluluğunu duymama karşın, istersem şiir yazmayı ‘başarabileceğim’ kuşkusuna kapılınca, şiir yazmayı bıraktım. Ve yeniden şiir yazmak zorunda olduğumu duyumsayıncaya kadar, yazacaklarımın son yazdıklarımdan bu yana edinilen deneyimleri kapsayacak ölçüde yeni şiirler olacağına inanıncaya kadar şiir kaleme almayacağım” diyecek kadar cesur ve “yazmadan yaşanamayacaksa yazılması gerektiğine inanan” bir şairi okumayı hiç bırakmadım. 1923’te Romanya’da doğan felsefe, psikoloji ve dil eğitimi alarak doktorasını yapan Bachmann, Frankfurt Üniversitesi’nde ders verir. 1973’te evinde çıkan bir yangın sonucu (hep intihar ettiği söylenir ve  kayda böyle geçer) yanarak hayatını kaybeder. 


ÖLÜM ACISI’YLA TANIŞMASI


Celan’ı ise Kavram Yayınları’nın Yeryüzü Şairleri adlı diziden çıkan kitabıyla tanıdım ilk. Celan’ın şiirlerinde, iç dünyasından öte dış dünyaya duyduğu tavır, tanıklık öne çıkar. Şiirlerinin kavranması için parçalanmışlık ve acıdan kalkarak tutunmaya çalıştığı boşluğu görmek anlamlı. Aksi hep eksik olacaktır. Celan’ın gördükleri tüm yaşamı boyunca peşini bırakmamıştır. O büyük ağrısı gördüklerinden gelir ve onları, o acıları aşmakla ömrünü yemiştir. Dünyaya tutunmaya çalıştığı boşlukta boğulmaya giden Celan, 1920’de Romanya’da doğar ve Yahudi’dir. O yıllarda özellikle Avrupa’da Yahudi olmak ölümün tüm ağırlığını duymaktan farklı değildir. 1942’de ailesiyle gittiği Nazi Kampı’nda olup bitenler ve ilk kez gördüğü ölümü anne babası üzerinde tanıması, unutulmaz bir acıdır. Ölüm kampından kaçar, üniversiteyi bitirir ve savaş sonrası Paris Üniversitesi’nde hoca olur. Hemen sonra da ilk kitabı Gelincik ve Anılar yayımlanır. Evlenir, bir çocuğu olur. Bir nisan günü Sein Nehri’nin üstünden kendini sulara bırakarak yaşama veda eder. Kısa yaşamında acı ve hatıralarından başka Sonyaz Güneşleri, Nefes Dönümü, Kimsenin Gülü, Eşikten Eşiğe gibi önemli kitaplara imza atar. Kalp Zamanı dolaşıma gitmeseydi bir aşkın içinden geçerek su ve ateşle birbirlerine kavuşan 20. yüzyılın bu iki önemli şairinden haberimiz olamayacaktı. Savaş sonrası toplama kampından çıkmış bir gençle üniversite öğrencisi kızın ilk karşılamaları 1948 baharında Viyana’dadır. İşte bu karşılaşmadan kısa bir süre sonra başlayan ilişkilerini bize bugün öğreten Kalp Zamanı adlı kitabın içeriğini oluşturan mektuplaşmalar, o Viyana baharıyla başlar ve 1967’ye kadar sürer. Az ve sınırlı zamanlarda bir araya gelen çifti tutkuları, dünyada çektikleri acıları gitgide birbirlerine yaklaştırır. Aşklarını ateşler bu karanlık ve kasvetli dünya. Pek çok kez ayrılır, ayrılmayı denerler, özellikle Celan bunu ister ama yine ve yeniden bir araya gelirler, daha büyük bir tutkuyla. Mektuplarda, her iki şairin iç dünyasını, aşk kadar aşkla birbirlerine söyledikleri her sözcüğün arasında, yaşadıkları cehennemi ve hayat içindeki konumlarını görürüz. Kırılgan, ince ruhlu Bachmann’la bir o kadar da dünyada ayakta duracak gücü kalmamış geçmişin acısını nereye gitse götüren ağır bir katar gibi kendini zor çeken Celan’ın yaşadığı aşkın çarpıcılığına, çekiciliğine hemen her mektubun altını çize çize tanık oluyoruz. 


KEDERLİ DUYGULAR


1951 Mart’ında “Belki sonbaharda Paris’e gelirim ama henüz kararlaştırılmış bir şey yok. Burada kalmam gerekirse de üzülmem” diye başladığını mektubunu şöyle sürdürür Bachmann: “Bugün hemen ikimize dair bir şeyler söylememi beklemiyorsundur, şimdi iyi düşünemiyorum, önce her şeyden uzaklaşmalıyım ama o zaman senden de çok uzaklaşmaktan korkuyorum. Ara sıra yaz bana lütfen. Öyle belirsiz yazma, penceremizdeki perdenin yine yanıp kül olduğunu ve sokaktaki insanların bizi seyrettiğini yaz rahatça...” Aynı yılın haziranında Viyana’da, “Seni seviyorum ve seni sevmek istemiyorum, çok fazla çok ağır geliyor ama her şeyden önce seni seviyorum; bugün söylüyorum sana bunu, senin artık duymaman ya da duymak istememen tehlikesini de göze alarak” diye seslendiği mektubunda Ingeborg, sevdiği şaire aşkını yinelemekten çekinmez. Bachmann’ın 1948 Noel’i diye not düşerek başladığı ve


“Dün ve bugün seni istersen şöyle diyelim, ikimizi çok düşündüm. Yine bana yazasın diye yazmıyorum...” şeklinde sürdürdüğü mektubuna haftalar sonra, kederli ve duygularından ziyade içinde bulunduğu hali ortaya koyan ifadelerle Paul’den acil telgraf kadar kısa bir yanıt gelir: “Bu kadar uzun ve bu kadar ısrarla süründürdüğüm suskunluğumu bir an unutmaya çalış, çok derdim vardı...”

1961 kışında Poul, “Sevgili İngeborg’um” diye başladığı ve son kez duygu durumundan bahsettiği kısa mektubunda her şeyi unutmak istediğini Bachmann ve eşine yazar, onlarla eskiyi yok etmek için konuşmak istediğini dile getirir: “Uzun zamandır yazamadım sana, doğum gününü kutlamayı, kitapların için teşekkür etmeyi de ihmal ettim. Şimdi telafi etmeme izin ver. Her şey, her şey gönlünce olsun Ingeborg! Aramıza girenin sadece bir yanlış anlama olabileceğini söylüyorum kendime -ve şimdi Max Fisch’e de- belki zor çözülebilir ama durum sadece bu. Gel yok etmeyi deneyelim...” Bu posta üzerine gönderilmemiş birkaç uzun mektup kaleme alan Bachmann’ın, çaresizce “Paul’üm” diye seslendiği 1961 kışında satırları şöyle ilerler: “Her akşam, hemen her akşam o uzun mektuba devam etmeyi denedim. Onu şimdi gönderemem, daha çok şey istiyorum. Onu Paris’e getirmek ve konuşarak tamamlamak istiyorum ve senin tarafından tamamlanmasını. Sadece seni ve beni ilgilendiren bir şeylerin açığa kavuşması için.  Senin gördüğün yanlış anlamaları ben görmüyorum...”    

 

KEDERLİ DUYGULAR


Kitaptaki en ilginç satırlar, Poul’ün, Bachmann’ın eşi Max Frısch ve Bachmann’ın da Poul’un eşi Gısele ile yazıştığı mektuplarda saklı. İşte o mektuplardan en acıklısını Gısele, 1970 Mayıs’ında Bachmann’a  şöyle yazar: “Pazarı pazartesiye bağlayan gece, 19/20 Nisan gecesi evinden çıkmış ve bir daha dönmemiş. Tam on beş gün onu her yerde aradım. Onu canlı olarak bulacağıma dair bir umudum yoktu. Polis onu Mayıs’ın 1’inde bulmuş. Yani o korkunç eylemin üzerinden 15 gün geçtikten sonra. Bense 4 Mayıs’a kadar öğrenemedim bunu. Poul kendini Sein Nehri’ne atmış. En kimliksiz ve en yalın ölümü seçmiş. Başka ne diyebilirim Ingeborg.  Eric, önümüzdeki ay on beşine basacak.”

Kalp Zamanı’nı bir kitap olmasından öte aşkla, tutkuyla, birbirine bağlı iki önemli şairin mektuplarından oluşan  bir uzun şiir gibi okumak da mümkün. Mektuplar, her iki şairin de kitaplarını özellikle sırla dolu bu aşkın izini ele veren şiirlerini yeni bir gözle okumayı kışkırtacak kadar etkili ve bir o kadar da kederle dolu. Aşkı ve kederi okumayı göze alanlar için şimdi, 21. yüzyılda İlknur Özdemir’in muazzam çevirisiyle okura gönderilmiş mektuplardan oluşan Kalp Zamanı büyük ve derin bir ev. 


Yazar: Cenk Gündoğdu

Kaynak: Akşam Kitap


Kalp Zamanı





#Aşk #Mektup #KırmızıKedi






Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 890 TL

E- Ticaret Sitesi: 1490

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter