Ara

Son Konuşma / Randy Pausch

“Bir insan, öleceği zamanı bilse ne yapar?” sorusunu, düşünmek durumunda kalan, zamanın ne kadar değerli olduğunu anlayan/anlatan ve bu zamana sığdırabileceklerini-sevdikleri için- düşünen/tasarlayan bir kişi; Pausch.


 “İleriye bakarak, yaşamdaki noktalarını birleştiremezsiniz. O noktaları ancak, geriye baktığınızda birleştirebilirsiniz. Bu yüzden noktaların gelecekte bir biçimde birleşeceğine şimdiden inanmanız gerekir. Bir şeylere inanmak, güvenmek zorundasınız. Kadere, yaşama, karma öğretime, neye olursa olsun, bir şeye kesinlikle inanmalısınız. Bu yaklaşımım beni hiç bir zaman düş kırıklığına uğratmadı; yaşamımdaki tüm farklılıklar, bu inançlarım sayesinde gerçekleşti… Eninde sonunda öleceğimi düşünmek, yaşamda büyük seçimler yapmama yardımcı olan en önemli etkendir. Çünkü yaşadığımız dünyaya ait tüm beklentilerimiz, gurur, kibir, başarı, başarısızlık gibi bu dünyanın sözüm ona önemli işleri, ölüm söz konusu olduğunda bir anda tüm önemini yitiriyor, tam anlamıyla kocaman bir ‘hiç’ oluveriyor.”  (Steve Jobs)


Değerli Mehmet Ali Birand’ın vefatını öğrenince, nedendir bilmem aklıma Randy Pausch¹ geldi. Sanırım hayata bakış açılarında, ortak bir şeyler buldum. Pausch, eğer bilginin sistematik halinde sunumunu sağlayan bir bireyse, o zaman kişiden yansıyanların toplamına baktığımda; Birand da öyle. Elbette Pausch ile ortak yanı, sadece bu değil. Çalışkan, sorgulayıcı, atak, bir şey konuşurken aklında birçok düşünce beliren ve belki bu anlamda sevimli yanını ortaya çıkaran, mütevazı, erdemli, mutlu, çocuksu ruhunu kaybetmeyen, öğrenmeye açık-öğretmeyi seven, umutlu, hayran bıraktıran, işini-ailesini seven, içten, cesaretli, bilge…


Aklıma ilk gelenleri sıraladım. İki ismin bende bıraktığı izler bunlar. Güzellik kategorisinde yer alan birçok bölümün, kendilerinde hayat bulduğu bireyler/güzel insanlar; Sevgili Birand ve Pausch. Onları böyle anarken, çoğumuzun “son konuşma” adındaki videoyu² izledikten sonra, keşfettiği Pausch’tan yani “son konuşma” adlı kitaptan³ bahsetmek istiyorum.


“Bir insan, öleceği zamanı bilse ne yapar?” sorusunu, düşünmek durumunda kalan, zamanın ne kadar değerli olduğunu anlayan/anlatan ve bu zamana sığdırabileceklerini-sevdikleri için- düşünen/tasarlayan bir kişi; Pausch.


Pausch, “Ne yapmalıyım?” sorusu etrafında, titizlikle düşünür. “Son Konuşma” olarak adlandırdığı bir konuşma ve konuşmanın genişletilmiş halini barındıran bir kitap, hazırlamaya karar verir. Yaşamın sona erme durumu, bilinen bir gerçektir. Ancak yaşamın ne zaman sonlanacağını bilmek, sanırım oldukça zor bir durum. Pausch bu zorluğu yaşadığı andan itibaren, hayatına dair anlattığı öyküleri Jeffrey Zaslow’a  (dönemin bilinen gazetecilerinden) telefonla aktarır. Böylece öyküler,  bu güzel kitaba dönüşür.


Aslında “son konuşma kararı” bir teklif üzerine düşünüldü. Carnegie Mellon’un (Pensilvanya’da yer alan bir üniversitedir-Pausch bu üniversitede profesördü) “son konuşma serileri” adında, yıllardır düzenlediği bir organizasyonu vardı. Bu kez bu seride, Pausch’ın da olması istendi. Serinin adı  “yolculuklar” olarak değiştirildi. Seçilmiş profesörlere “kişisel ve profesyonel yolculuklarından düşünceler sunmalarını” istediler (s.11). Ve Pausch, teklifi kabul etti.

O dönem zarfında, Pausch’a pankreas kanseri teşhisi konmuştu. Pausch, bu konuda iyimserdi/ bu durumu aşacağına inanıyordu.


Ötede, yolculuklar serisinde yapacağı konuşması için; “tedavi olduğu sırada, konuşmaları düzenleyenler e postalar göndermeye başladı:“Ne hakkında konuşacaksınız?” diye sordular.” (s.12) Çünkü Pausch akademi dünyasında, göz ardı edilmeyecek bir resmiyetin olduğunu biliyordu (kişinin meşguliyetinin önemi yoktu).


Pausch, o hafta kanserle olan mücadelesinde, sona gelindiğini öğrendi…

Artık birkaç aylık ömrü kalmıştı…


Ve bu konuşma, son konuşması olacaktı…


Aslında bu konuşmayı iptal edebilirdi…

Herkes bunu anlayışla karşılardı…


İlgilenmek durumunda olduğu birçok şey vardı…


Ailesi, sevdikleri…


Ancak her şeye rağmen, son konuşma fikri parlaklığını koruyordu…


Bu konuşmanın gerçekten de son konuşma olması belki de özel bir sunuma davetti…

Neden olmasın!


“Bu konuşma, önemsediğim pek çok insanın, beni bir bedende görebilecekleri son fırsat olacak” diye düşündü (s.15).


Pausch, geride bırakacağı sevdiklerine, bir armağan bırakmak istedi…


Bu konuşma, onun için anlamlıydı…


Bu durumda,  konuşmadaki performans da önemliydi…


Performansa anlam katan ilk parıltı, konu başlığı çünkü çekim gücü anlatılan özneyle ilintili…

Ve Pausch kararını verdi: “Sahip olduğum tüm başarılarım, sevdiğim her şey, çocukken sahip olduğum hayallere ve hedeflere dayanıyordu ve çoğunu gerçekleştirmeyi başarmış olmama.” O halde, konu başlığı şöyle diyelim: “Gerçekten Çocukluk Hayallerinizi Gerçekleştirebilmek.” (s.18).

Son konuşmanın özel olması için detaylı olarak düşündü… Hayatını yansıtan çocukluk hayallerini, kendi olmasını sağlayan önemli noktaları/ isimleri… Yani hayatta inandığı değerlerin, oluşmasına katkı sağlayan unsurları… Her şeyi son konuşmaya aktarmalıydı…


Pausch, bu konuşmayı niçin yapması gerektiğini biliyordu. Çocuklarının, yaşları ufaktı. Bu durum, anıların hatırlanabilmesini zorlaştıran bir faktördü. Mesleği paralelinde, yapacağı en belirgin işin, özel bir konuşma olacağını düşünmüştü. Zati Pausch bir konuşmacıydı. Yaşamı ne kadar sevdiğini ve yaşamda önem kıldığı değerlerin neler olduğu hakkında konuşabilirdi…


Pausch kendisini bekleyen yüzlerce davetli arasında, yaşadıklarını ve yaşadıklarının kendisine kattığı anlamı, görsel etkilerle bütünleştirdi ve sevimli bir hatibe dönüştü…


Aktarım gerçekleşmişti…


Böylece çocuklarına hediyesi hazırlanmıştı-ve dünyaya (hazırlanan son konuşma ve bu konuşmanın genişletilmiş hali olan kitap, büyük beğeni kazandı)…


ººººº


Pausch ’ın hayat hikayesi, Zaslow’un yardımıyla güzel bir kitap haline geldi…


Kitapta birçok ana başlık ve başlığa ait bölümler yer alıyor. Kitaba bütünüyle baktığımızda 4 ana başlık söz konusu.


-Gerçekten Çocukluk Hayallerinizi Gerçekleştirmek


-Maceralar… ve Alınan Dersler


-Başkalarının Hayallerine Olanak Vermek


-Her Şey Yaşamınızı Nasıl Yaşadığınıza Bağlı


Konu başlıkları ana temayla bütünlük arz ediyor. Temaya uygun her hikaye, bizleri de içine dahil eden/ yaşayanla aynı hisleri paylaşmamızı sağlayan, içten yazılmış anlatılar…


Ortak nokta şu: hayal dediğimiz kavram, çoğu zaman yaşanılacak ana tekabül eder. Şans+zaman var olduğu sürece, hayallerimizi gerçekleştirme oranı yüksektir.


Pek tabii yaşamın her anı önem taşır ve “an”, ansızın olumlu ya da olumsuz gidişata yönelebilir. Anlık çizgi değişimine tabi yaşam çizelgesi; merkezinden yakalanmazsa kişiye emekli hüznü yaşatır -ki bu belirginleşmede sınır tanımayan hissiyatın doğurganlığıdır.


Oysa yaşamda belirlenen amaç ve bu amaca yönelik denge önem taşır. Ötede zaman ile umut birlikte raks eder. Ve her etkileşim bir bütünleşmeye yolculuktur. Üç aşağı beş yukarı Pausch’ın da bizlerle paylaşımı bu yönde…


ººººº


Dilerseniz, kitaptan bazı cümlelere yer verelim (Pausch, anlattığı her hikayede güzel önerilerde bulunuyor).


“Sen hata yaptığında ve kimse sana bir şey söylemediğinde bu senden vazgeçtikleri anlamına gelir.” (s.44)


“İnsanlara bir takım şeyleri fark etmeden öğreten, sürecin sonunda farkına vardıklarıdır. Eğer bir baş numarası uzmanıysanız, gizli hedefiniz, onlara öğrenmelerini istediğiniz şeyi öğrenmelerini sağlamak olacaktır.”(s.47)


“Kazanılamayacak hiçbir senaryo yoktur.”(s.56)


“Tuğla duvarlarının orada olmalarının bir sebebi var. Amaçları bizi dışarıda tutmak değil, bir şeyi ne kadar çok istediğimizi anlamamız için bize bir şans vermektir.” (s.62)


“Zeki insanları taklit edip omlar gibi konuştuğunuzda zeki görünmek kolaydır.” (s.63)


“İnsanlar eşyalardan daha önemlidir. Bir araba, yepyeni üstü açık arabam gibi kullanılmamış bir cevher bile, sadece nesnedir.” (s.80)


“Gerçek sizi serbest bırakabilir.”(s.113)


“Zaman, bilinçli bir şekilde yönetilmelidir, para gibi.” (s.118)


“Ben öğrencilerin, kendilerini yargılamayı öğrenmelerine yardım etmek isterim.”(s.121)

“Her şey yaşamı nasıl yaşadığınıza bağlı”(s.141)


“Kararlı olmak açıkgözlü olmaktan iyidir.” (s.145)


“Şikayet etme, sadece daha çok çalış”(s.151)


“Hastalıkla ilgilen, semptomlarla değil”(s.153)


“Eğer kimse, başkalarının aklından geçenleri umursamasaydı, yaşamımızda ve işimizde yüzde 33 daha verimli olurduk”( s.155)


“İnsanların iyi yönlerine bakın.”(s.161)


“Deneyim, istediğinizi elde edemediğinizde, elde ettiğiniz şeydir.” (s.167)


“Minnet duymak, insanların birbirleri için yapabilecekleri en basit, ama en güçlü şeylerden biridir.”(s.171)


“Kurabiyelerin, harika birer iletişim araçları olduğunu gördüm.” (s.181)


“Tüm sahip olduğunuz, yanınızda getirdiğinizdir.”(s.183)


“Kötü bir özür, özür dilemekten daha kötüdür.” (s.187)


“Eğer sadece iki kelimelik bir tavsiye vermem gerekseydi, -doğruyu söyleyin- derdim. İki kelime daha ekleme şansım olsaydı, bunlar –her zaman- olurdu.”(s.189)


ººººº

Sonuç olarak;


Pausch, “Son Konuşma” adlı kitabına, hayatıyla yüzleşmesini/içten-samimi diliyle iç hesaplaşmasını yansıtmış. Kitap ilk planda, bir bireyin yaşam parçalarını anlatıyor gibi görünüyor. Ancak her bireyin, -düşündüğünde- tüm insanlarla (anlıkta olsa) ruh eşi olduğu söylenebilir. Aslında yaşamda her iz, tek bir bireye ait değil dünyada birçok insanın, izlerinin kopyası…


ººººº


Ve Pausch amansız diye betimlenen hastalıktan yaşama veda etti…


Peki ya bizler…


Bizler ancak tarih verildiğinde, zamanı değerlendirmeyi düşünüyoruz…


Oysa zaman kıymetli, akış hızlı… Her an farklılığa gebe…


Takvime hapsolmanın ne anlamı var!


ººººº

¹ Randy Pausch’ın hayatı:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Randy_Pausch

http://www.cs.cmu.edu/~pausch/news/index.html

http://www.thelastlecture.com/aboutr.htm


Yazar: Essenza

Kaynak: Derin Düşünce

Son Konuşma






#Ölüm





Derin Bakış