Ara

Selim Nüzhet’in matbuat tarihi

Büyüyen Ay Yayınları’nın okurla buluşturduğu Selim Nüzhet Gerçek kitaplarına bir yenisi eklendi. Yazarın, Türk Matbaacılığı, Türk Gazeteciliği ve Türk Taş Basmacılığı adlı eserleri yeni yazılar da eklenerek Matbuat Tarihi adıyla okurla buluştu.


Alim Kahraman

Yeni Şafak

Büyüyen Ay Yayınları, Selim Nüzhet Gerçek külliyatını tamamlama yolunda önemli bir adım daha attı. Yazarın Türk Matbaacılığı başta olmak üzere, Türk Gazeteciliği, Türk Taş Basmacılığı kitaplarıyla bunları tamamlayacak diğer yazıları Mustafa Kirenci tarafından Matbuat Tarihi adıyla, yaklaşık altı yüz sayfayı bulan bir cilt halinde okuyucuyla buluşturuldu.



Selim Nüzhet, erbabınca bilinen bir isimdir. 1891 yılında, İstanbul Boğaziçi’nde, ailenin anne tarafına ait bir yalıda dünyaya gelir. Babası Mahmut Celalettin Bey, devrin önemli isimlerinin yazı yazdığı birkaç derginin kurucu ve sahibidir. Annesi, Tepedelenli soyundan gelen okumuş yazmış, kültürlü bir hanımdır. Şair Nigâr Hanım, yalı komşularıdır. Selim Nüzhet, ailenin iki evladından küçüğüdür. Büyüğü, Türk edebiyatının en kendine has mizaçlarından biri olan Abdülhak Şinasi Hisar’dır. Aralarında dört yaş vardır.

KENDİNİ SAKLAMAYI BİLMİŞ

Selim Nüzhet, erken sayılacak bir yaşta, elli dört yaşında (1945) hayata veda eder. Biyografisi ana çizgiler halinde belirlenmiştir: Mehmet Behçet, Faik Reşit, Türker Acaroğlu gibi değerli araştırmacıların tespitlerini bir araya getirip yeniden değerlendiren, ilaveler ve düzeltmeler yapan Ali Birinci tarafından… Onunla ilgili yazılanları okurken şunu fark ettim: Eserleri ve bazı başka çalışmalarıyla döneminin önemli simaları arasına giren bu değerli yazar, tüm bilinenlere rağmen kendini bunların arkasına saklamayı bilmiştir.

REKLAM

Çocukluğuyla ilgili hemen hemen en ufak bir ayrıntıya sahip değiliz mesela. Babası, -belki de daha o dünyaya gelmeden- 1307’de (1890-1891) Beyrut’a sürgün olarak memuriyetle gönderilir. 1903 yılına kadar da on üç sene orada kalır. Bir ara, dedesi Ahmet Muhtar Bey’in ölümü üzerine (1894) aile Beyrut’a babanın yanına gider, iki sene kadar kalır. Ağabeyi Abdülhak Şinasi’ye orada Fransızca öğrenmesi için bir mürebbiye tutulduğunu öğreniriz. O sıralar üç yaşında olması gereken Selim Nüzhet’in ise bir isim olarak bile bir yerlerde adı geçmez. Sonra anne ile baba ayrılır. Çocuklar annenin yanında, Rumelihisarı’ndaki yalıda büyürler. Bu yıllarda da bir isim, bir “görüntü” olarak yoktur o. Onca yazı yazmış, kendisiyle ilgili bir ayrıntıya bile yer vermemiş yazar. Ağabeyi bir hatıra yazarı olarak bilinir. Fakat ciltler tutan hatıraları arasında bir kere olsun kardeşinin adı geçmez.

Galatasaray’dan mezun olur (1910) ve aynı yıl yüksek tahsili için İsviçre’ye gider. Orada edebiyat okur. Bu dört yıl ve ardından Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle oradan ayrılamadığı yedi yıl içinde nasıl bir hayat sürdü, tamamen meçhul!

ELLE ÇOĞALTILAN DERGİ NÎRENK

Selim Nüzhet, Galatasaray Sultanisi’nin Türkçe kısmından mezun olur. O yıllarla ilgili biyografilerine yansıyan tek bilgi, arkadaşlarıyla “Nîrenk” adında elle çoğalttıkları bir dergi çıkarmış olmaları. İlk yazı denemelerini orada yapar. Bu bilgilere, sınıf arkadaşı Ruşen Eşref’in yaptığı birkaç katkı var. İlkine bakarak, Selim Nüzhet’in sınıfın saygın öğrencilerinden biri olduğu sonucuna varabiliriz. İfade şu: “Bir de sınıfımızda Selim Nüzhet, Süleyman Saib gibi bu işte önde gelir sayılan öğrenciler ağızlarını açmazlarsa…” Bir keresinde de Fransız yazar Nodier’in bir küçük hikâyesini okuyup çok etkilenen Ruşen Eşref, bunu arkadaşları Selim Nüzhet ve Hulusi Fuad’a anlatır. Bir de iddia atar ortaya: “Kat’iyen bundan daha güzel bir hikâye yazılamaz!” Arkadaşları onun bu taşkın iddiasını sükûn ve gülümsemeyle karşılayacak kadar deneyimlidirler okuma konusunda: “O kadar mübalâğaya hacet yok” derler ve eklerler: “Daha öyle güzel şeyler var ki sizin bayıldığınız hikâye onların yanında hiç kalır! Okuyunuz, okuyunuz! İleride bunu siz de göreceksiniz!”


Bu türden başka detaylara da girerek bir Selim Nüzhet portresi çıkarmayı başka bir yazıya bırakayım en iyisi.

ALDIM AMA İÇİM SIZLAMADI DEĞİL

Selim Nüzhet’in ani ölümüyle bir ömür boyunca didinip bir araya getirdiği kitap, süreli yayın, belge, alınmış notlar öylece sahipsiz kalır. İki kardeş olmalarına rağmen, belgelere değil hafızasındaki biriktirdiklerine gömülmüş olan ağabeyi Abdülhak Şinasi Hisar’ın da ilgisini çekecek şeyler değildir bunlar. Ağabey, kitapları Milli Kütüphane’ye satar. Abdülhak Şinasi Hisar’ın da ölümüyle ikisinden geriye kalanlar, iki çuval halinde sahaflara düşer. Sahaf, iki adamla pazarlık yapmakta fakat anlaşamamaktadır. O sırada oradan geçen Şevket Rado, durumu öğrenerek sahafın istediği 250 lirayı ödeyip bu iki çuvalı satın alır. Fakat bir yandan da içi burkulur: “Aldım ama yüreğim de sızlamadı değil. İki meşhur muharrirdi bunlar! Evrâk-ı metrukeleri satılığa çıkarılıyor, kim oldukları belirsiz iki adam bunlara 100 liradan fazla on para vermiyordu.”

Selim Nüzhet gibilerin önemi, bir medeniyetten geriye kalanları bir ucundan biriktirirken aktif bir rol de üstlenmiş olmalarında ortaya çıkar. Biriktirdiklerini sergileyip tanıtmak işin sadece bir yönüdür. Batıda/Batıdan edindikleri görgü ve yöntemleri de kullanarak onlar üzerinde yaptıkları çalışmaları birer esere dönüştürüp yayımlamaları ise asıl fonksiyonlarından biridir. Bu açıdan baktığımızda Matbuat Tarihi kitabında bir araya getirilen çalışmaların önemi belirmiş olur. Bunlar, öncü çalışmalardır. Yol açıcıdırlar. Zamanla bu çalışmalar daha ileriye götürülmüştür kuşkusuz. Fakat “ilk adım”ın değeri hiçbir zaman kaybolmaz. Kaldı ki bunca çalışmaya rağmen orijinal taraflarını hala korumaktadır bu eserler.

Derin Bakış