1/3
Ara

Satılık Demokrasi

Amerika’da demokrasinin kilosu kaça? Bir senatörün yıllık kirası nedir? ABD başkanı kaça satılır? Doğayı kirletmek, işçileri sömürmek ve ABD ordusunu bir ülkeye saldırtmak için kime ne kadar para vermek gerekir?


Mehmet Yılmaz

Derin Düşünce


  • Amerika’da demokrasinin kilosu kaça? Bir senatörün yıllık kirası nedir? ABD başkanı kaça satılır? Doğayı kirletmek, işçileri sömürmek ve ABD ordusunu bir ülkeye saldırtmak için kime ne kadar para vermek gerekir?



  • ABD’de kongre üyesi seçilmek için en az 5 milyon dolar bulmak gerekiyor. 2014’te senatör Thom Tillis’in seçilmesi için 120 milyon$ harcandı. Bu ABD için bir rekordu. 2016’da bu rekor 126 milyon $ ile kırıldı (New Hampshire). 2018’de yeni rekor: 160 milyon $! (Rick Scott, Floride)

  • Bu para masaya konmadığı zaman, seçmenler adayın ismini, yüzünü tanımıyor. Kongre adayları bu parayı toplamak için sürekli varlıklı insanlarla konuşmak, zenginler için öncelikli olan sorunları anlamak ve bunu göstermek zorundalar.

  • Telefonla binlerce kişiyi aramak, toplantılar düzenlemek ve sosyal medyada görünmek gerekiyor. Kasket, tişört, logo, şarkı…

  • Adayların para ihtiyacını bilen zenginler, adayların siyasî görüşüne bakmadan, sadece kazanma ihtimaline göre yardım yapıyor. Yani kazanmak için bütün atlara oynuyorlar.

  • Biraz da bu yüzden, demokrat veya cumhuriyetçilerin kazanması, sıradan Amerikalıların hayatında hiçbir şeyi düzeltmiyor. Zira seçimi kazanan, liberal ekonomi veya sosyal demokrasi değil; sadece zenginler. Senatörler siyasetçi değil sermayenin menfaatini savunan birer noter oluyor.

  • Seçilmiş ve atanmış isimlerin kontrol edilmesi ile lobi faaliyetleri üzerine bir silsile yayınlamıştık daha evvelden. Burada ise demokrasinin mekanizmaları ile ilgili noktalara değineceğiz…


  • ABD’nin enerji, sağlık, savunma ve iç güvenlik politikalarına dikkatle bakın. Yerli kömür ve petrolün “çevrecilik” bahanesiyle engellenmesi, Irak’ın işgali, Venezuela’da darbe girişimi, ilaç firmalarının mafyalaşmasına izin verilmesi… Bunlar halkın ihtiyaçlarına zıt politikalar…

  •  Amerikan yasalarına göre bağış yapan bir kişinin senatöre gidip “şöyle oy vermezsen bir daha ki seçimde sana para yok” demesi yasak. Bu tür tehditler dolaylı yollardan, dedikodu şeklinde senatörlere ulaştırılıyor. “…Filanca şirket son çevre kanunundan rahatsız…”

  • Meselâ North Carolina eyaletinde enerji monopolü DukeEnergy şirketinin elinde ancak kâr marjı kanunla sınırlı. 2019’da eyalet senatosunda oylanan 559 sayılı kanun firmaya daha yüksek kâr müsadesi verdi. Yani tüketici aynı hizmet için bir kaç milyar $ fazla ödeyecek.neden?

  • 559 sayılı kanuna “evet” diyen senatörler seçildikleri sene firmadan 570.000 $ bağış almışlar. “Hayır” diyen senatörler ise 60.000 $ veya daha az.

  • Aklınıza şöyle bir soru gelebilir: “Neden partilerin ve adayların kabul edebileceği bağış miktarına bir sınır konmuyor?”. Aslında konuyor ama adam gibi uygulanmıyor. Çünkü dolaylı yollarla büyük paralar toplanabiliyor.



  •  Üstelik son yıllarda büyük şirketlerin hatta yabancı şirketlerin büyük bağışlar yapabilmesinin önünü açan “anayasa mahkemesi” (Supreme Court) kararları oldu. Kısacası “Ruslar seçimleri manipüle ediyor’” diye ağlıyorlar ama kapıyı açan yine onlar.

  • Bu uygulamanın tehlikeli bir diğer yanı da bağış yapanların isimlerinin saklanabilmesi. Geçmişte zencileri ırkçı Ku-Klux-Klan’dan korumak için çıkarılmış bir yasa şimdi zenginleri koruyor. Üstelik bu yolla Ankara, Brüksel, Tahran, Pekin veya Moskova da bağış yapabilir.

  • “Super PAC” denen ve bağış toplama vakfı gibi çalışan yapılar yüzmilyonlarca $ topluyor. Doğrudan adaylara para vermelerine müsaade yok. Adayı, partiyi öven, rakipleri eleştiren video vs üretiyorlar. Aralarındaki para dolaşımı ise oldukça karanlık.

  • ABD’de siyasî partilerin aldığı finansal destekleri takip eden ve kanunların uygulanmasından mes’ul olan bir kurum var: Federal Election Commission. Ancak karar mekanizması bu komisyonu atıl bırakıyor.

  • Ayrıca ABD’de ideolojik bir kavga var ki devletin elini kolunu bağlıyor: Fikir hürriyeti ile bu hürriyetin icrası için para harcama hürriyetinin bir tutulması. Meselâ milyarlık bir siyasî propagandayı yasaklayan mahkeme kararı bile anayasadaki “fikir hürriyetine muhalif” diye üst mahkemece iptal edilebiliyor.

  • Yakın zamana kadar yaklaşık 150.000 zengin Amerikalının finansal desteği seçim sonucunu belirliyordu. Bugün ise adına “Super Pac” denen sistem ile seçim finansmanı sınırsız hale geldi. Kabaca 100 insan ve/veya şirket istediği kişileri senatör, bakan ve başkan yapıyor.

  • Zenginlerin ABD’si neye benziyor peki? Sağlık sektörüne bakalım. İnsülin fiyatları katlanarak artıyor. Farklı firmalar tarafından üretilmesine rağmen fiyatlar arasında fark yok. Kartel? Hiç şüphe yok. Ama ilaç firmaları senatörlere milyonlarca $ verip susturuyor. İnsülin fiyatında ABD dünya şampiyonu!

  •  İnsülin alacak parası olmayan Amerikalılar bir dozu bölerek, azar azar kullanma yaçalışırken ölüyor. Hikâye bu kadar. Paran kadar oy ver, paran kadar konuş, paran kadar yaşa. Fakirlere ölüm. Başlarken söz ettiğimiz 120 milyon dolarlık senatör Tillis işte bu kartelin adamı.

  • Amerikan tarihi bu halkın dünyaya ve devlete bakışını dönüştürdü. Bazı konularda dünyanın geri kalan kısmından çok farklı düşünebiliyorlar. Meselâ ırk, inanç, cinsiyet merkezli ayrımcılıkları anlıyorlar. Fakat zengin-fakir arasındaki bir haksızlık onlara sorun gibi görünmüyor.

  • Bu sebeple zenginlerin ve/veya büyük firmaların demokrasiyi plütokrasiye dönüştürmesini daha kolay kabul ediyorlar.

  • Tabi isyan eden var; çözüm arayan var. Yine de büyük şirketler ve özellikle bankalar hukukun üstünde. Abd’deki “hukuk devleti” hukukun tesisini değil bankaların noterliğini yapıyor.

  • Trump seçilmeden önce bağış almadığını, kampanya masraflarını kendi servetiyle karşıladığını söylemişti. Gerçekte 60 milyon $ kendisi verdi; 600 milyon $ ise zenginlerin desteğiyle geldi.

  • Netice? Son tahlilde şunu söyleyebiliriz: Firmalar ve zengin insanlar, üretim/satış yaptıkları yahut vatandaşı oldukları ülkenin güçlü, güvenli ve müreffeh olmasını isterler. İlk bakışta menfaatler ortaktır. Ama her firma/zengin kişi “benden az vergi alın; ötekiler ödesin” de diyecektir.

  • Bir başka deyişle herkes kamu hizmetlerinin işlemesini ister ama kendi payına düşen yükün hafiflemesini de arzular. Haliye şirketler ve servet sahibi insanlar senatörleri etkileme gücüne sahip iseler kendi kârlarını kanun gücüyle de arttırmaya çalışacaklardır.

  • Amerika Birleşik Devletleri’nde artık rüşvetten bahsedemeyiz. Yani kötü adamları yakalayacak bir iyi devlet yok. Sistemin kendisi kötülüğe evrilmiş durumda.

  • Bu sistem nereye varır? Halk iradesi yerine para konan sistemler Avrupa’da çok denendi. Sadece zenginleri oy kullandığı, fakir/işsiz/evsiz olmanın suç sayıldığı Britanya’yı araştırın. çok şaşıracaksınız. Bugün ABD’nin 118 şehrinde sadaka vermek bir suç ve cezası hapis.

  •  Paranın “cebbar” gücü şiddet gibi kullanıldığı zaman, halkın elinde şiddet dışında bir cevap kalmıyor. ABD’nin bir polis devletine dönüşmesi de şüphesiz bu para-şiddet kıskacında tahlil edilmeli.

  • Belki bazı okurlarımız ABD’nin hâlâ bir hukuk devleti olduğunu düşünüyorlardır. Oysal gerçek Amerika, gösterilen Amerika’dan çok farklı; ABD bir hukuk devleti değil.

  • Peki bu yeni bir durum mudur? Hem evet; hem hayır. ABD kurulduğundan beri ipler derin devletin elinde oldu. Ama halkın menfaatlerini savunan gazeteciler, hakim ve savcılar vardı. Bugün ise para, kanun ve medya gücü 40 insanın elinde toplandı.

  • Giderek kötüleşen vaziyete bakarak insanlar “Amerika yıkılır/dağılır” gibi kehanetlerde bulunuyorlar. Oysa Amerika şu an zaten bir yeryüzü cehennemi. İntiharda, cinayette, mahpus oranında dünya şampiyonu. American dream yok; American nightmare var. https://twitter.com/DDGrubu/status/1268689478757101569?s=20

  • Çocuklarını okula kurşun geçirmez yelekle gönderen, okula girerken metal detektöründen geçiren bir ülke…

  • İntihar eden askerlerin savaşta ölenlerden daha fazla olduğu bir ordu…

Derin Bakış

mirkitap.com - Alışveriş, Kitap Kültür

Akyol mah. Atatürk Bul. No: 111/B Şahinbey - Gaziantep