Sabahattin Ali’ye yakından bakmak

Hayatı ve eserleri iç içe geçmiş bir yazar olan Sabahattin Ali, edebiyatımıza özgün eserler kazandırmış bir isim. Doç. Dr. Mehmet Güneş hazırladığı “Sabahattin Ali’nin Eserlerinin Kaynakları” adlı çalışmada, yazarın eserlerine biyografik bilgilerle yeni bakışlar getiriliyor.



Yakup Öztürk

Yeni Şafak

Edebiyata teori üzerinden bakmakla tarihî gerçeklik üzerinden yaklaşmak her geçen gün daha belirgin iddialarla bir birinden uzaklaşıyor. Edebî eserin kendine yeter bir ürün olduğu ve eleştirinin eserle sınırlı tutulması gerektiğini savunanlarla, buna yeni eleştiri, formalizm, yapısalcılık vs. adlar verildi, edebî malzemenin bir irade tarafından ortaya çıkarıldığını, o iradeyi yetiştiren toplum ve çevrenin göz ardı edilemeyeceğini düşünenlerin, buna da biyografik eleştiri, psikanalitik bakış vs. deniliyor, görüşleri her geçen gün edebiyata bakışta makasın açılmasına sebep oluyor. Ancak, görünen o ki, klasik dönemlerin edebiyat eleştiri mantığı yerini eser merkezli teorik eleştirilere terketti.



BİYOGRAFİK HAKİKATİN CAZİBESİ

Edebiyat tarihçiliği mi, teorisyenliği mi tartışması uzun bir mesele. Teorik okumalar her ne kadar yaygınlık kazanmış olsa da edebiyat tarihçiliğinin, belgenin, gerçeğe dayalı birikimin varlığını görmezden gelemeyen ilim adamları edebiyat metnini yorumlarken biyografik hakikatin cazibesinden kendilerini alamıyorlar. Marmara Üniversitesi’nde Yeni Türk Edebiyatı araştırmalarını sürdüren Doç. Dr. Mehmet Güneş’in, Sabahattin Ali’nin eserlerinin anlaşılması için biyografik unsurların varlığına müracaat ettiği çalışması bu alanda yapılan son çalışmalardan biri olarak elimizde.

Mehmet Güneş, “sanat merkezli” eleştiriyi reddeden bir bakışa sahip değil. Ancak, kimi sanatçılar sosyal gerçeklik üzerine edebiyat inşa eden Sabahattin Ali gibi isimler, biyografik okumanın gerekli olacağı bir külliyat ortaya koyarlar. “Sanat eserinin birincil amacının saf ve içkin eserler yaratmak olduğu fikrinde olan bir sanatçının eserinde sosyal etmenler çok fazla etkili olmaz. Dolayısıyla bu eserin kaynağına ilişkin araştırmaların da sanat merkezli olması gerekecektir. Sözgelimi saf şiire uygun metni yorumlarken elbette şairin biyografisi de dikkate alınabilir, ancak bu tür eserler incelenirken öncelikle şairin beslendiği sanatsal kaynaklar dikkate alınmalıdır.” sözü neden Sabahattin Ali ve biyografik okumanın tercih edildiğini gösteriyor. Mehmet Güneş, çalışmasının teorik çerçevesini ortaya koyarken Umberto Eco’nun en az kendisi kadar meşhur kavramsallaştırması “örnek okur”u öne çıkarıyor. Eco’nun “Her metin, okurdan onun işine katılmasını isteyen tembel bir araçtır.” sözüne atıf yaparak, bir eserin yorumlanmasında okurun önemi ve işlevi üzerinde durarak, bu türden bir okumayı yapabilenleri “örnek okur” olarak tarif ettiğini hatırlatıyor. Sabahattin Ali’ye bakışta da okurun metnin arka planına geçecek bir dikkati titizlikle işletmesi gerektiği, bunun da biyografik bilgiye sahip olarak metnin çok anlamlılığa geçirilebileceği ifade edilir. Güneş, hem teorik hem tarihî eleştiri biçimlerini bu açıdan bir araya getiriyor.

ATATÜRK METHİYESİ YAZDIRILDI

Son zamanlarda ardı ardına okura sunulan Sabahattin Ali’nin yayımlanmamış mektupları, hatıraları, çevresinin yazdıkları, gün yüzüne çıkan karalamaları romancı hakkında dikkatleri diri tutmaya yetmiştir. Sabahattin Ali üzerine çalışma yürütecek olanların da işini kolaylaştırmıştır. Gerçeğe dayalı, biyografik unsurlardan istifade etmeyi hedefleyen bir çalışma için böylesine yayınlar bulunmaz imkân sunar. Mehmet Güneş, Sabahattin Ali’nin kaynaklarını aile çevresi ve çocukluk hatıralarından, aşk maceralarından, meslekî tecrübelerinden, hapishane hayatından, seyahatlerinde gördüklerinden hareketle ortaya koyuyor.

Sabahattin Ali’nin Eserlerinin Kaynakları, bizi edebiyatımızın klasikleri arasına girmiş romanların, şiirlerin, hikâyelerin dünyasına götürüyor. “Gramofon Avrat” bunlardan biri. Konya’da, 1930’ların başında Almanca öğretmeni Sabahattin Ali’nin Konya’nın “oturak âlemlerini” anlattığı hikâyesi genç, şarkı söyleyerek adını duyuran bir kızın Murat’a olan aşkını, ölümleri, mahkûmiyetleri, genelevleri de sayfalarına taşıyor.

“Hasanboğuldu” Sabahattin Ali hikâyeciliği dendiğinde hatıra gelen ilk metinlerden. Mehmet Güneş de, kitabında en uzun payı bu hikâyeye vermiş. Sabahattin Ali’nin gözlemlerine dayanan bu hikâye, Batı Anadolu’da yaşanan trajik bir aşk hikâyesi. Ovalı Hasan’la yörük Emine’nin... Sabahattin Ali, hikâyenin cereyan ettiği Edremit yöresinde uzun yıllar yaşamış. Bu hadisenin gerçekten yaşanmış olduğu ifade ediliyor. Ancak Sabahattin Ali, gerçek ve folkloru bir araya getiren edebî imkânları kullanmaktan geri durmamış, Güneş’in de tespitiyle hikâyenin sonunda geleneksel aşk hikâyelerindeki motifleri içeren bir türküye yer vermiş.

Sabahattin Ali’nin kaynakları arasında en dikkat çekeni hapishaneler olmalı. Onun meşhur “aldırma gönül”ü mahkûmiyet hayatının edebiyata miras bıraktığı bir şiir değil mi? Asıl adı “Hapishane Şarkısı V” olan şiir Sinop’ta yazılmış. Elimizdeki eserde de Sabahattin Ali edebiyatı ve hapishaneler ayrı bir başlık altında değerlendiriliyor. İlk kez 1931’de “yasadışı siyasî propaganda yaptığı” iddiasıyla tutuklanan Ali, 1932’nin son günlerinde “Atatürk’e hakaret” içeren bir şiiri okuduğu gerekçesiyle Konya’da bir daha mahkûm ediliyor. 1933’te Sinop Cezaevine nakli. Cumhuriyet’in ilanının onuncu yılı hatırına çıkarılan aftan yararlanarak serbest kalıyor. Muhalif düşüncelerinden sıyrıldığını ispatlaması hâlinde devlet işlerinde görevlendirilebileceği kendisine söylenince “Benim Aşkım” adıyla bir Atatürk methiyesi yazıyor. Buna mecbur ediliyor.

GERÇEKLERİ YAZSAYDIM KİMSE İNANMAZDI

Pertev Naili Boratav’ın, kaynaklık meselesine yer yer ters katkılar sunduğu görülür. Güneş’in çalışmasında aktardığı üzere Sabahattin Ali’nin “Arap Hayri” hikâyesi metinde geçtiği şekliyle “melodramatik bir aşk macerası.” Oysa Boratav bu hikâyenin “çok basit komik bir olay” olduğunu söyler ve işin aslını anlatır. Bu, bir yazarın eserlerine neyin kaynaklık ettiği incelenirken eserde inşa edilen dünyanın sihrine kapılarak fikir yürütmenin tehlikelerini ortaya koyan önemli bir anektod aslında. Gerçekte, bir kumpanyada perdecilikle görevlendirilen Arap Hayri’nin, oyunun kilit tiradını beklemeden perdenin iplerine asılmasıyla aktörün Hayri’yi kovaladığı hikâye, metinde anlatılanlardan çok farklı.

Sabahattin Ali, başından geçen ya da dinlediği hadiseleri edebiyat metni hâline getirmeyi önemseyen bir kalem. Elimizdeki çalışma, bu gerçekliğin ne derece edebî esere yansıdığını tespit etme amacı taşıyor. Zaman zaman Sabahattin Ali’nin abartıya dayalı hikâyeler kaleme aldığı eleştirisine de kitapta yer veriliyor ancak sanatçının gerçeği tam olarak metne taşımadığı da kendi anlattıklarından anlaşılıyor. “Arabalar Beş Kuruşa”da zengin bir kadının oğlunun fakir bir çocukla oynamasına tahammül edememesinin ve o fakir çocuğu dövmesinin hikâyesi anlatılıyor. Sabahattin Ali’nin anlattıkları edebiyat ortamında abartılı olarak değerlendiriliyor. Oysa Sabahattin Ali, hikâyeyi yarıda kestiğini, o zengin kadının fakir çocuğu dövmekle bırakmayıp annesini de dövdüğünü anlatıyor: “Gerçekten olup bitenleri yazsaydım kimseler inanmazdı.”

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter