Rıfat Ilgaz’dan eğitime mizahi bir eleştiri: Hababam Sınıfı

Rıfat Ilgaz, Hababam Sınıfı’nın dışında şiirden romana, öyküden tiyatro oyununa ve anı kitaplarına dek pek çok farklı türde çok sayıda eser vermiş bir yazardır.


Deniz Demirdağ

Kitabın Ortası Dergisi

Rıfat Ilgaz, II. Dünya Savaşı döneminde öğretmenlik yaparken hayatında ve çevresinde gördükleriyle toplumcu bir anlayışa yönelmiş, köyden kente göç, işçinin durumu ve bireysel konular şiirlerinin ana temaları olmuştur.



Tam adı Mehmet Rıfat Ilgaz olan usta yazar, 7 Mayıs 1911 tarihinde Kastamonu’da dünyaya gelir. İlk ve ortaokul eğitimini Kastamonu’da tamamlayan Ilgaz, yatılı olarak öğrenim gördüğü Muallim Mektebi’nden 1930 yılında mezun olur. Şiir yazmaya öğrencilik yıllarında başlayan Ilgaz, 1936 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde edebiyat eğitimi de alarak, 6 yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yapar. Bu görevi sırasında ilk eşi, kızı Gönül’ün annesi Nuriye Hanım’la tanışır ve evlenirler. Ancak iki yıl sonra ayrılırlar. Nuriye Hanım’dan Sarı Yazma adlı eserinde Necmiye olarak bahsedecektir. Enstitü dönemlerinde tanıştığı, oğlu Aydın ve kızı Yıldız’ın annesi Rikkat Hanım’la da bir süre sonra yollarını ayırır. Ardından yine Sarı Yazma eserinde İffet olarak bahsettiği çocukluk aşkı Fikret Hanım’la evlenir ve bu evlilik tam 14 gün sürer. Bir sonraki eşi ise Prof. Dr. Günsel Koptagel olacaktır. Ilgaz, İstanbul’da Karagümrük Ortaokulu’nda ve Nişantaşı Lisesi’nde Türkçe öğretmeni olarak görev alır. Ailesinin yedinci çocuğu olarak dünyaya gelen Rıfat Ilgaz’ın ilk şiiri, 16 yaşında yerel Nazikter Dergisi’nde yayımlanır.

Eserlerinde savaşın etkisi

Ilgaz, İstanbul’da öğretmenlik yaptığı dönemde Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Bu okulda iken Hasan Tanrıkurt, Sabahattin Kudret Aksal ve Salah Birsel’le tanışma fırsatını bulur. 1940 yılında Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıkmaya başlar. Bu süre zarfında verem hastalığına yakalanan Ilgaz, İstanbul Yakacık Sanatoryumu’nda tedavi altına alınır. II. Dünya Savaşı’na denk gelen bu dönemler Ilgaz’ın edebiyatında da oldukça etkili oldu. Yazar, Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942’de Yürüyüş Dergisi’ni çıkarmaya başlar. Bu dergi sayesinde; Orhan Kemal, Sait Faik Abasıyanık, Cahit Irgat, Nâzım Hikmet gibi önemli kalemlerle birlikte çalışır.

1943 yılında ilk kitabı Yarenlik’i yayınlayan Ilgaz’ın ikinci şiir kitabı Sınıfyayımlandığında büyük ilgi görür fakat 25 gün satışta kaldıktan sonra sıkıyönetim tarafından toplatılır. Bu olaydan sonra tutuklanan Ilgaz’ın, altı ay kaldığı hapisten çıktığında hasta olan ciğerleri daha da kötüdür, üstelik felsefe öğrenciliği de sona ermiştir. Serbest bırakıldıktan sonra da öğretmenlik yapmaya devam etmek isteyen Ilgaz, 1946 yılında öğretmenlikten ayrılmak zorunda kalır ve gazetecilik yapmaya başlar. Ardından 1947 yılında Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Mim Uykusuz’la beraber muhalif, efsanevi Marko Paşa’nın kadrosuna girer. 1948-1949 tarihleri arasında Marko Paşa’nın sorumlu müdürlüğünü üstlenir. Ilgaz, gazetedeki kimi yazılardan dolayı birkaç kez tutuklanır, mahkûm edilir. Zaman zaman sanatoryumda yatarak ve rapor alarak cezaevinden çıkar, sonunda Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinin ardından çıkarılan genel af yasasından yararlanır.

Kopya, ezber ve uydurma saygıya eleştiri

Rıfat Ilgaz’ın en çok bilinen eseri Hababam Sınıfının yolculuğu 1957 yılında Dolmuş Dergisi’nde başlar. Rıfat Ilgaz burada “Stepne” takma adı ile kısa hikâyeler yazmaya başlar. Konu, İstanbul’daki bir lisenin öğrencilerinin kendi aralarında, okul çalışanlarıyla ve öğretmenleri ile yaşadıklarıdır. Hababam Sınıfı’nda üç konunun yergisi yapılmaktadır: Kopya, ezber ve uydurma saygı! Ardından hikâyeler kitaplaştırılır. 1966 yılında ise tiyatro oyunu olarak sahnelenir. Hikâyelerin, 1975 yılında Arzu Film’in girişimi ile filmi çekilir. 1982 yılında müzikal olarak sevenleri ile buluşanHababam Sınıfı, sonraki yıllarda da birçok defa beyaz perdeye aktarılır.

Rıfat Ilgaz’ın 1974’te yayımlanan ve yazarın hayat hikâyesiyle örtüşen, toplumsal gerçekçi akımın önemli eserlerinden biri sayılan Karartma Geceleri onun önemli eserleri arasında yer alır. Roman, 1944 yılında yaşanan birkaç ayı anlatır. Romanın kahramanı Mustafa Ural, yazarın kendisi gibi bir öğretmendir. 1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuşan Rıfat Ilgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazabildi. Sınıf Yayınları’nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970 yılında Basın Şeref Kartı’nı aldı. 1974 yılında emekli oldu ve doğum yeri olan Cide’ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde tekrardan gözaltına alınan yazar, tutukluluğu sona erince İstanbul’da oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte yaşamaya başladı. Ilgaz, bu dönemleri Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra adlı kitabında anlatır.

Kitaplarında; çağdaş, ileri görüşlü, ulusumuzdan yana birlikteliği öneren, ömrü boyunca roman, hikâye, anı, tiyatro ve çocuk şiirleri alanında birçok eser veren Rıfat Ilgaz, 7 Temmuz 1993 yılında İstanbul’da vefat etmiş ve Zincirlikuyu mezarlığına defnedilmiştir. Doğduğu kent olan Kastamonu’ya bağlılığından dolayı soyadı kanunu çıktıktan sonra Ilgaz dağlarının ismini soyadı olarak seçen yazarın, her yıl memleketi olan Cide ilçesinde “Cide Rıfat Ilgaz Sarı Yazma ve Kültür Sanat Festivali” düzenlenir.

Hababam Sınıfı

Rıfat Ilgaz’ın en çok bilinen eseri Hababam Sınıfı’nın yolculuğu 1957 yılında Dolmuş Dergisi’nde başlar. Rıfat Ilgaz öğretmen olduğu için kendisinden ve görev yaptığı okullardan, öğrencilerinden etkilenerek bu eseri yazmıştır. Romanda değişik şehirlerden gelen, değişik düşünceleri olan, uslanmaz, haylaz bir sınıfın öğrencileri ve onların başlarına gelen olaylar anlatılmaktadır. Kitapta yer alan ana kahramanlar İnek Şaban, Güdük Necmi ve Kel Mahmut’tur.

İnek Şaban: Saf, arkadaşlarının dediklerine inanan, yapılan şakayı kaldırabilen ve arkadaşları tarafından sevilen birisidir. Güdük Necmi: Oldukça kurnaz, haylaz, şakacı, İnek Şaban’a şaka yapmayı seven ve arkadaşları tarafından sevilen birisidir. Kel Mahmut: Okulun müdür yardımcısı statüsünde; mesleğini çok seven, öğrencilerinin iyiliği için her türlü fedakârlığı yapmaya hazır bir kişiliktir. Kitap hâlinde 1957 yılında yayımlanan Hababam Sınıfı’nın birçok devam kitabı yayımlanmıştır. Eser, birçok defa tiyatroya sahnesine ve beyaz perdeye uyarlanmıştır. Rıfat Ilgaz, bu kitabıyla ezberci, hayattan uzak eğitim anlayışını ve uydurma saygı eleştirisi yapmaktadır.

“Bahçede itişip kakışan öğrenciler ortalarına düşen topu gelişigüzel tekmelemeye başladılar. Derken ortalık karıştı. Top, bir ileri bir geri, bir sağa bir sola gidip gelirken sıkı bir şutla Kel Mahmut'un odasının penceresini buldu. Alt çerçevenin bir camını kurşun gibi delerek doğru, içeri! Top kim bilir, belki masanın üstüne düşmüş, belki de Kel Mahmut’un doğrudan doğruya kafasına çarpmıştı. Ama ne olursa olsun topun, bir otorite merkezine, böyle kapı dururken pencereden girmesi Kel Mahmut’u zıvanadan çıkarmaya yetmişti.”

Karartma Geceleri

Eser, İstanbul’un II. Dünya Savaşı zamanını ele almaktadır. Kentte baskın tehlikesine karşı geceler karartılmaktadır. Şehirde sağcı solcu davaları ve sıkıyönetim de baş göstermektedir. Karartma Geceleri romanının ana kahramanı olan Mustafa Ural, böyle bir dönemde yazdığı kitaplardan dolayı tutuklanan bir aydın olarak ele alınır. Yazar, bu romanında özellikle 1943 ve 1946 yıllarında kendi başına gelen olaylardan esinlenmiştir.



Şair ve edebiyat öğretmeni olan Mustafa Ural yazdığı şiir kitabı nedeniyle aranmaktadır.  Kitabı toplatılmış, kendisi de yakalanırsa hapse atılacaktır. Üstelik Mustafa Ural hastadır. Bu yüzden hemen teslim olmak istemez. İstanbul’un soğuk ve karartılmış sokaklarına, eş dost evlerine sığınarak kaçmaya çalışmaktadır. Onun polisten iki buçuk aylık kaçma serüveni, romanın çatısını oluşturur. Rıfat Ilgaz’ın biyografisinden önemli izlenimler de taşıyan bu romanda aydın bir kişinin fikirlerinden dolayı düştüğü sıkıntılı durumlar ve savaş dönemi İstanbul’unun siyasi, ekonomik ortamı çarpıcı bir şekilde sunulmaktadır. Eser, Yusuf Kurçenli tarafından beyaz perdeye uyarlanmış ve başrolünde de Tarık Akan oynamıştır.

“Gerçek bu! Haklısın! Ama sen eğer önem verirsen şöyle de düşünebilirsin; bir şairin karısı olduğunu! Bırak şairliğimi, halkının çilelerden kurtulmasını isteyen, onu seven, onun parasıyla okutulduğu için halkına, ulusuna karşı borcunu ödemeye çalışan bir öğretmenin karısı… Eğer bu sana yetmiyorsa…”Gerisini getiremediği için mi sustu, bu kadar açıklamayı yeter bulduğu için mi? Gerisini getirmeyi ondan beklediğinden mi yoksa? Sustu bir süre.”

Yıldız Karayel

Rıfat Ilgaz, Yıldız Karayel  romanında farklı bir estetik teknik kullanmıştır. Bu yeni anlatım biçimiyle ideolojik roman türünü geleneksel yapısından çıkararak modern romana daha çok yaklaştırmıştır. Bu eser, Ilgaz’ın olay örgüsü, kurgu ve kişiler düzleminde yaptığı bu deneyimin boyutlarını göstermektir. Türk romanında toplumsal gerçekçilik 1945 sonrasında edebi bir akım haline gelir ve giderek yayılı. Toplumsal gerçekçi roman yazarlarından biri olan Rıfat Ilgaz’ın Yıldız Karayel romanı bu gruba iyi bir örnek oluşturur. Bunda Ilgaz’ın politik görüşü ve yaşadığı zaman kesitinin de rolü büyüktür. Rıfat Ilgaz, yazarlığı yanında eylem adamı ve ideoloji adamı olarak da adından söz ettiren, ideolojik yanı güçlü olan bir yazardır.

Olaylar belirli bir ideolojinin bakış açısıyla anlatıldığı için hâliyle politik veya ideolojiktir. Ancak yazarın uyguladığı roman teknikleri ve estetik biçimler sayesinde konular çok boyutlu bir hâle gelmiştir. Roman, her ne kadar Karadeniz’in bir bölgesinde yaşanan olayları anlatsa da verdiği mesaj açısından evrensele ulaşmıştır. Romanında ideal anlamda iyi insanlar ve her yönüyle kötü insanlar var ama tüm toplum bu biçimde tek doğru saplantısı içinde gösterilmez. Ilgaz’ın bu romanındaki kişileri, sıradan, günlük yaşamda görülebilen, yanlışları ve doğruları olan insanlardır. Onlar haklarını korumak için mücadele eden, bundan yılmayan, ancak bunu bütünüyle barışçıl yollardan yapan kişilerdir.

“Karadeniz’de her gördüğün şeyin, her işittiğin, kokladığın şeyin bir rengi vardır. Güneyden esen yel sarıdır. Nasıl sarı? Uçuk sarı! Lodosla keşişleme, ikisi de güneyden estiği için sarıdır, ama sarılıkları arasında bir ayrıcalık vardır. Van Gogh, sarının üstünde boşuna durmamış! Sarıyla yalnız mevsimi, buğday tarlalarını değil, kendini de anlatmış !”

Sarı Yazma



Eser, Ilgaz’ın kendi yaşam öyküsünü anlattığı romanıdır. Roman, Cide’de doğup yaşamının ilk on iki yılını orada geçiren şairin, yıllar sonra o şiirin kıyı kentine geri dönüşü ile başlar. Bu bir korku, yılgınlık, tükenme ya da kaçış değildir. Bu, şairin yaşadıklarına yeniden başlamak; o topraklarda yeniden doğup, büyümek veyaşlanmak isteğidir. Aynı zamanda amacı, geçmişine şimdiki gözleriyle bir kez daha bakmaktır. Sarı Yazma, Ilgaz’ın sanatının zirvesindeyken geriye bakıp gördüklerinden oluşan bir romandır. Çocukluk yıllarından başlayarak anlatmaya başladığı eserinde yazar, ailesini, çocukluk günlerini, arkadaşlarını, çevresini geriye dönüşlerle anlatıyor.

Anlattıklarıyla yıllar öncesine; I. Dünya Savaşı’na, seferberlik yıllarına, Kurtuluş Savaşı’na götürüyor okurunu. Tüm bu savaşların yol açtığı o büyük yokluğa, yoksunluğu yaşıyor ve hissettiriyor. Bugünün karnı tok sırtı pek, rahatına düşkün insanının hayal etmekte bile zorlanacağı bir yokluktan söz ediyor. Romanı, adını Karadeniz’in emekçi, çalışkan kadınlarının simgesi olan sarı yazmadan almıştır. Eserde Ilgaz’ın, geçmişiyle açık ve içten bir hesaplaşmasına ve bu sırada ortaya çıkan, serüven dolu, uzun bir yaşamından kesitlere çokça rastlanmaktadır. Ilgaz, abartmayan, doğal ve duru bir anlatımla inanılmaz dirençli bir mücadeleyi, mutlu ve umutlu bir sonu anlatıyor.

“O yıl kış da dayanılır gibi değildi. Bir arkadaştan aldığım eski bir pardösü, beni, değil soğuktan korumak, gülünç olmaktan bile kurtaramıyordu. Oğlumun yokluk, yoksunluk içinde büyümekte oluşu, beni okuldaki çocukların yaşayışlarını izlemeye itiyordu. Karagümrük Ortaokulu bu bakımdan içler acısı örneklerle doluydu. Hele müdür yardımcısı olduğum yıl daha da yakından izlemek fırsatını bulmuştum bu acıklı durumu. Okul, çifte öğretim yapıyordu. En azdan beş yüzerden bin çocukla yakından ilgileniyordum. Her türlü çocuk vardı bunların içinde. Aç gelip aç gidenler bir yana, yarım gün çalışanlardan, kış sabahları gazete satıp evinin kömürünü odununu sağlamaya çalışanlara, paltosuzluktan, ayakkabısızlıktan evinden çıkamayanlara kadar… Çocukların yalnız dersleriyle, notlarıyla değil, üstleri başları, yemeleri içmeleriyle de uğraşıyordum. Bütün devamsızlıkların altında üzücü olaylar, kahredici nedenler yatıyordu. Bunları çözümlemeye çalışmak da işlerim arasına girmişti.”

Halime Kaptan

Eserde, Kurtuluş Savaşı sırasında Cideli bir kadın kaptanın azgın fırtınalar ve korsanlarla boğuşarak İnebolu’ya cephane taşıması anlatılmaktadır. Halime kaptan Cideli Temel Reis’in geliniydi. Kurtuluş Savaşı yıllarıydı ve ülke büyük zorluklar çekmekteydi. Halk tuz, şeker, arpa gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaz, bulamaz haldedir. Bu durum Halime Kaptan’ı çok üzer. Halime Kaptan’ın eşi eve dönüş yolunda hayatını kaybetmiş, kayınpederi Temel Reis ise eceliyle ölmüştür. Köyde sadece kadınlar, yaşlılar ve çocuklar kalmıştır.

“Her sefer dönüşü, ocak tüter, tencereler kaynar, ağızlar tatlanırdı. Sandık sepet ne kadar dolup boşalsa da ayaklar çarıktan, sırtlar dokuma göynekten kurtulamazdı. Ama bu da bir şeydi köy yerinde. Daha kötüleri, daha beterleri az değildi. Cide köyleri demek, yokluk demekti, hastalık demekti savaş yıllarında.”

Halime Kaptan vatanı bu kadar zorluklar yaşarken eli kolu bağlı duramaz. Vatanı için canını dahi vermeye hazırdır. Fakat kadın olduğu için askere gidemez. O da erkek kılığına girerek 15 yaşındaki oğlunu da yanına alıp Temel Reis’ten yadigâr kalan tekneyle askere gider ve savaşır. Dalgalar ve korsanlarla mücadele etmek zorunda kalır yine de yılmaz. O artık İnebolu’ya cephane taşıyan, Kurtuluş Savaşının fedakâr kadınlarından biridir…

“Eğer bu savaş kazanılacaksa böyle kazanılacaktı. Erkeklerine, cephelerde tutkulu siyaset adamları tarafından yüzyıllardır kıyılan bir memleketin kurtuluş savaşına kadınlar da karışmalıydı.”

Yokuş Yukarı

Yazarlığının yanı sıra dizgicilikten yayın yönetmenliğine kadar gazeteciliğin her aşamasında yer almış olan Rıfat Ilgaz eserinde, 1940 yılından 1960’lı yıllara kadar süren Babıâli günlerini anlatıyor. Ilgaz’ın hapishane ve hastane arasında sürdürmeye çalıştığı gazetecilik yaşamının önemli bir bölümüne yer verdiği bu kitapta, Cağaloğlu’ndan ilginç kesitler sunuyor. Ayrıca Sabahattin Ali, Orhan Veli, Sait Faik, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Cahit Külebi, Yaşar Kemal, Turhan Selçuk, İlhan Selçuk, Can Yücel, Leylâ Erbil, Yusuf Ziya Ortaç gibi edebiyat ve basın dünyasının önemli isimleriyle paylaşımlarını aktarıyor. Ilgaz’ın gazeteciliği sırasında karşılaştığı sıkıntılara rağmen mizahın gücünü kullanarak yazdığı anılarını anlattığı “Yokuş Yukarı”  aynı zamanda Türkiye’nin bir dönemine tanıklık etmemizi sağlıyor.

“Çok yaşamanın en kötü yanı bir mezarlık kadar korkulu, gene bir mezarlık kadar da taş yürekli olma zorunluluğu...”

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 890 TL

E- Ticaret Sitesi: 1490

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter