Psikoloji Bilimindeki "Hastalık" Tarifinin Tutarsızlığı

İşin daha ilginci psikoloji, akıl sağlığı ile alakalı bir kavram olarak kabul edilmesine rağmen aklın tarifinin yapılmaması, aklın mahiyeti hususunda hemen hemen hiç durulmaması. Durum bu halde iken psikoloji biliminin tabi olarak ayakları yerden kesilmiş ve iki temel argümanla meseleleri halledebileceklerini zannedenlerin sayısı yükselmiştir.




Psikoloji kitapları, psikolojik hastalıkları genel olarak; "toplumsal değer yargılarına aykırı davranmak durumu" şeklinde tarif eder. Lakin toplum sürekli değiştiğine göre bu durumda kronik hastalık herkes için kesin. Çözüm için değişen ve dönüşen topluma ayak uydurmak şeklinde bir formülle hareket ettiğinizde ise bu sefer, tutunacak dalınız kalmayacağından yine hastalığın pençesine düşmeniz mukadder. Kısaca psikolojinin pençelerine düştüğünüz an hasta olduğunuzu da kabul etmelisiniz.



Hastalığın "toplumsal değer yargılarına aykırı davranmak" tarifini kusurlu bulan psikolog Engin Geçtan, Hitler dönemi Almanya örneğini vererek mealen; “İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da Nazi olmayanlar hasta olarak kabul ediliyordu bu sebeple hastalığı toplumsal değer yargılarına aykırı davranmak olarak tarif edemeyiz” der ama bu sefer de hastalığı “İnsan Olmak” kitabında rutinin dışarısına çıkmak olarak tarif ediyor. İnsanın "bırak dağınık kalsın" diyesi geliyor. Kısaca psikologlara göre objektif tanımı bulunan bir hastalık tarifinden söz etmek çok zor. Gerçi beynin faaliyetlerindeki sıra dışı durumları tespit edip hastalık diyebileceğimiz somut bir olgudan söz edebilsek bu sefer, psikolojiyi sadece davranış bilimi olarak kabul etmemiz ve ondan değer üretme fonksiyonunu almamız şart. İşin ruhi planını dahası kişiye özgü tespitleri bir kenara atmamızda gerekir.




İşin daha ilginci psikoloji, akıl sağlığı ile alakalı bir kavram olarak kabul edilmesine rağmen aklın tarifinin yapılmaması, aklın mahiyeti hususunda hemen hemen hiç durulmaması. Durum bu halde iken psikoloji biliminin tabi olarak ayakları yerden kesilmiş ve iki temel argümanla meseleleri halledebileceklerini zannedenlerin sayısı yükselmiştir. İki temel kavram şudur: Bilinçaltı ve çocukluğa dönmek.


Oysa çocukluk aklın değil duyuların egemen olduğu bir hal. Duyguların seyyal halde olduğu ve kontrol mekanizmalarının olmadığı çocukluk halinde hiçbir şeyin istikrarlı yürümesi mümkün değildir. Kaldı ki yetişkin bireylere “çocukluğa dön çağrısı” yapmak işin içinden çıkılmaz sorunlara vesile olabilir. Çocuklukta yaşanan travmalara dönerek sorunları çözebileceğini zannedenler insana verilen aklın yeniden doğuş gibi olduğunu bilmiyorlar.



Pekala akıl nedir? Akıl; zorunlulukların zorunlu, imkansızların ise imkansız olduğunu bilen tabi güçtür. Zorunluluk ve imkansızlık kategorisinin dışında yer alan varlıklara ve onların üstünde cari olan kanunlara mümkün varlık diyoruz. İşte akıl; zorunlu, mümkün ve imkansız varlıkları doğal olarak bilir ve bu bilmemiz yani akıllı olmamız sanki yeniden doğuş gibi olur. Aklı bir kenara bıraktığınız takdirde yaşadığınızın bile farkına varamazsınız.


Aklın tabi olarak bildiği mümkün varlık; bir baişlangıcı olan, sürekli değişen, parçalardan oluşan, asli vasfı ihtiyaç olan varlıkların genel adıdır. Bir başlangıcı var. ,



Esasen mümkün varlıklarla sınırlı olan ve aklın tabi olarak bildiği zorunlu varlığa ulaşamayan kimselerin çıkmazı da mümkün kavramında düğümlenir. Zira gördüğümüz herşey ve herşeye egemen olan kanunlar mümkün varlık ise insanın tutunacağı hiçbir şey yok demektir. Bu noktada saplantıların veya nihilizmin insanı yönlendirmesi kaçınılmaz sondur.


Bilinçaltı meselesine gelince… Psikologlar ve diğerlerinin bilinci tespit etmeden bilinçaltı hakkında ahkam kesmeleri de başlı başına problem…