Ara

Orhan Pamuk’un Sessiz Ev romanın 15 alıntı

1983’te yayınlanan Sessiz Ev, Orhan Pamuk’un ikinci romanı. Kitap biri tarihçi, biri devrimci ve biri de zengin olma hayalleri kuran 3 torunun İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasına gerçekleştirdikleri ziyaret ile başlar ve trajik bir sonla biter. Romandan derlediğimiz 15 alıntı:



Dünyabizim

Kelimelerin insanı heyecanlandırdığı zamanlar da vardır, bilirim. Merhaba der biri, seni dinler, hayatını, sonra kendi hayatını anlatır, ben dinlerim ve böylece birbirimizin gözünden birbirimizin hayatlarını görürüz.




Yenilgi ve zaferin yalnızca birer kelime olduğunu düşündüm; hangisine inanırsan o gelir seni sonunda bulur.

4 / 16📷

Ne tuhaf aşk denen şey! Şimdiyi hiç yaşayamıyorum sanki! Bir yandan, bıkıp usanmadan gelecekte ne olacağını düşünüyor, öte yandan da bütün hareketlerini ve sözlerini anlamlandırabilmek için olup bitenleri yeniden defalarca düşünerek geçmişte yaşıyorum.

5 / 16📷

Hikâye dinleme tutkusu hepimizi kandırıyor, düşsel bir dünyaya sürüklüyor bizleri.

6 / 16📷

Allah'ım, sen affet, yüreğime korkular salıyor bu mezartaşları...

7 / 16📷

Çünkü, biliyorum, günaha gırtlağınıza kadar batmak değil, başkasının günahsız kalabildiğini görmek daha çok acı verir sizlere.

8 / 16📷

Kelimeler, üstümüzdeki örtüleri kaldırmıyor, daha da gizliyordu bizleri.

9 / 16📷

Sanki olmasını istediğim şeyler çok yavaş oluyor ve olurken de onları düşündüğüm ve beklediğim gibi olmuyorlar; hepsi sanki beni öfkelendirmek için ağır ağır geliyorlar ve sonra birden bir bakıyorsun, hemen geçip gitmişler bile.

10 / 16📷

Yaşadığım yüzyıl, gözüme her şeyi kırıp büken bir gözlük yerleştirmiş, gerçeği göremediğimi seziyorum, ama Allah kahretsin seviyorum da gördüklerimi!

11 / 16📷

Yabancı memleketlerde seyahat eden adam, üzerinde aynı ehemmiyette üç şey taşır: Canı, kesesi ve pasaportu. Bunlar yekdiğerinin önüne asla geçmez.

12 / 16📷

İnsanın hem bir şuuru, hem de bilinçaltı ismini verdikleri gizli bir basireti vardır. Denizin yeşil bir karanlık hüküm süren dibinde biten renkli süngerler ve kıpkızıl mercanlar gibi, ruhun da alt tabakalarında görünmez bir mantığın garip nebatatı dal budak salar. Hareketlerimizin ekserisi işte bu dilsiz zekânın emirleriyle vuku bulur.

13 / 16📷

Bulutlar, karanlık fırtınalar, anlayamadığım düşünceler! Hepimiz tanımadığımız birinin kölesiyiz sanki, bazan durup şöyle bir isyan etmeye çalışıyoruz, ama korkuyoruz sonra: Şimşekleri, yıldırımları, bilinmeyen uzak felâketleri üstüme atar!

14 / 16📷

Kılıçlar, bıçaklar, tabancalar, iktidar! Ben başka biriyim, geçmişim değilim ben, anılarım değil artık yalnızca geleceğim var benim. Anılar köleler içindir, uyuşturur onları. Onlar uyusunlar, ben düşündüm.

15 / 16📷

Tarihi, hatta hayatı olduğu gibi kelimelere geçirmenin bir yolu yok! Sonra, bu yolu bulmak için yapılması gereken tek şeyin beyinlerimizin yapısını değiştirmek olduğunu düşündüm: Hayatı olduğu gibi görebilmek için hayatımızı değiştirmeliyiz!

16 / 16📷

Hayata, o bir seferlik araba yolculuğuna bitince yeniden başlayamazsın, ama elinde bir kitap varsa, ne kadar karışık ve anlaşılmaz olursa olsun, o kitap, bittiği zaman, anlaşılmaz olan şeyi ve hayatı yeniden anlayabilmek için istersen başa dönüp biten kitabı yeniden okuyabilirsin…

Derin Bakış