Orhan Pamuk



Kırmızı Saçlı Kadın

Türkiye’nin yetiştirdiği en başarılı yazarlardan biri olan Orhan Pamuk, 2016 yılında yayımlanan Kırmızı Saçlı Kadın romanı ile kaleminin gücünü bir kez daha ortaya koyuyor. Klasik Orhan Pamuk üslubunun hissedildiği roman, sade dili ve zengin teknik anlatımı ile okurlarına incelikli bir keyif sunuyor. Romanın kurgusu, Pamuk’un birçok yapıtında olduğu gibi tarihi motiflerle kaynaşmış bir şekilde ilerleyerek esere farklı bir derinlik katıyor. Zarif ve akıcı anlatımının yanı sıra ilgi çekici öyküsüyle bu roman, size de kahramanlarından biri olduğunuzu hissettirecek!

Kader Çemberinde Dönen Bir Yaşam

Kırmızı Saçlı Kadın romanında, okuru ilk olarak 1980’li yılların İstanbul yaşamı karşılıyor. Romanın başkahramanını ise ailesinin tek çocuğu olarak büyüyen Cem adlı bir genç oluşturuyor. Cem’in babası, geçimini eczacı olarak sağlamasının yanı sıra birtakım siyasi oluşumların içerisinde de yer alıyor. Ve bir gün asla geri dönmemek üzere ortadan kayboluyor. Bunun üzerine Cem ve annesi, bir müddet İstanbul’da geçinmeye çalışıyor. Bu esnada Cem de kitapçıda çalışarak edebiyata ilgi duymaya başlıyor. Ancak ilerleyen yaşamında onu bambaşka sürprizler ve kırılma noktaları bekliyor.

Cem ve annesi, maddi sorunlarından dolayı Adapazarı’na yerleşmek durumunda kalıyor. Romanın odak noktasını oluşturan olaylar ise burada başlıyor. Şehre geldikten sonra para kazanmak amacıyla bir kuyucu ustasının yanında çalışmaya başlayan Cem, iş için gittikleri Öngören kasabasında bir tiyatro ekibi ile karşılaşıyor. Ekip arasında ise en çok kırmızı saçlı bir kadın dikkatini çekiyor. Daha sonra onunla tanışmak için büyük bir fırsat yaratan Cem, çok geçmeden Kırmızı Saçlı Kadın ile yakınlaşıyor. Aralarındaki ilişki bir defalığına mahsus olsa da genç adam, Kırmızı Saçlı Kadın’ı hayatı boyunca zihninde yaşatıyor. Ancak bu yaşanmışlıktan kalan tek hatıra, Kırmızı Saçlı Kadın’ın hayali olarak kalmıyor.

En Sevilen Kitaplara Hemen Şimdi Sahip Olun!

Türkiye’nin en çok konuşulan yazarlarından Orhan Pamuk, Kırmızı Saçlı Kadın romanında mitoloji ve efsanelerle dolu zengin bir okuma keyfi sunuyor. Eşsiz bir teknik birikimin ürünü olan bu eser, Pamuk’un sadeliği benimsediği yeni dönem yapıtları arasında yer alıyor. Bu kitabı hala kütüphanenize eklemediyseniz hemen şimdi sipariş verin, sepete özel avantajlardan yararlanmaya siz de başlayın!


Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Orhan Pamuk’un 1990 yılında yayınlanmış kitabı birçok dile çevrilmiş ve yazarın uluslararası boyuttaki ününü arttırmıştır.


Bir İngiliz edebiyat eleştirmeninin kitap hakkında son derece ilginç bir yorumu olmuştur. Eleştirmen, böyle sıkıcı bir kitabın ancak Fransızlar tarafından sevilebileceğini ve İsveçlilerin de yazara o meşhur Nobel Ödülü’nü vereceğini dile getirmiştir. İngiliz eleştirmenin bu kehaneti doğrulanmıştır ve kitabı gerçekten de Fransızlar sevmiştir ve daha sonra yazar, Nobel Ödülü kazanmıştır.


Romanın ana karakteri Galip, İstanbul’da yaşayan ve kimliğinden memnun olmayan bir avukattır. Bir gün karısı Rüya’nın küçük bir not bırakarak onu terk ettiğini öğrenir. Galip, eşini bulmak amacıyla sıradışı bir eyleme kalkışır.


Galip; eşi Rüya’nın, bir gazetede köşe yazarlığı yapan kardeşi Celal’e kaçtığını düşünür. Bu sıralarda Celal’in de kayıp olduğunu öğrenir. Galip, kardeşi ve eşinin izini bulmak için Celal gibi yaşamaya başlar, Celal’in kimliğini ele geçirir. Bunu yaparak Celal gibi düşünebileceğini ve dolayısıyla kardeşi ve eşinin nerede olduğunu bulabileceğine inanmaya başlar.


Roman, bireyin kimlik sorununu ele almasının yanında batı ve doğu arasında kalan İstanbul’un ve doğal olarak Türkiye’nin de kimlik sorununa değinmektedir.


Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk’un kitabı Masumuyet Müzesi, 2008 yılında yayımlanmıştır. Orhan Pamuk, kitabı kızı Rüya’ya ithaf etmiştir. Yazar bu kitabı on yıllık çalışma sonucunda oluşturduğu bilinmektedir.


Kitap New York Times tarafından “2009 Yılının En İyi Kitapları” listesinde yer almaktadır.


Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ni yayımladıktan sonra 2012 yılında bu romandan esinlenerek romanla aynı adı taşıyan müzeyi hayata geçirmiştir. Müze, İstanbul’da kurulan ilk şehir müzesidir.


Müzede İstanbul’da yaşanan, 1970’li yıllardan 2000’li yıllara kadar uzanan bir aşk hikayesinin anlatıldığı objelerin yanı sıra 1950’li yıllarından itibaren gündelik hayatımızda kullanılan pek çok sayıda obje yer almaktadır.


Masumuyet Müzesi 2014 senesinde Avrupa Müze Forumu tarafından “Avrupa Yılın Müze Ödülü”ne layık görülmüştür. Kitap, aynı zamanda “Hatıraların Masumuyeti” ismiyle beyazperdeye uyarlanarak Venedik Film Festivali’nde izleyicilerle buluşmuştur.


1975 yılında başlayan hikayede varlıklı bir ailenin oğlu olan Kemal’in uzak akrabası Fisun ile yaşadığı aşk anlatılmaktadır


Benim Adım Kırmızı

Yeni Türk edebiyatının dünya çapında en çok okunan ve sevilen romanı Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk’un tema ve olay örgüsü bakımından en pozitif romanı olarak tanımlanıyor. Zengin anlatım gücü ve usta tekniğiyle yerli edebiyatın en başarılı isimleri arasında yer alan Pamuk, Benim Adım Kırmızı’da Türk romanının temel konularından biri olan Doğu-Batı medeniyetlerinin kapsamlı bir karşılaştırmasını yapıyor.

Yayımlanmasını takip eden süreçte Fransa ve İtalya’da “yılın kitabı” seçilen Benim Adım Kırmızı, yazarın en çok dile çevrilen eseri olarak farklı kitleleri ortak beğenide bir araya getiriyor. Okurlarıyla ilk olarak 1998 yılında buluşan eser, yazara Uluslararası IMPAC Dublin Ödülü’nü de kazandırmış olmasıyla edebiyat alanında Türkiye’nin en önemli değerleri arasında yer alıyor.

16. Yüzyılda Bir İstanbul Turuna Çıkmaya Hazır Mısınız?

Benim Adım Kırmızı, 16’ncı yüzyılın sonlarındaki İstanbul yaşamını konu ediniyor. Kitaptaki olaylar, 1591 yılının bir kış gününde başlıyor. Romanın başkahramanı ise evli ve iki çocuk annesi olan, Şeküre adındaki güzel bir kadın olarak okur karşısına çıkıyor. Kocasının savaşa katılması üzerine iki çocuğu ve babası ile birlikte yaşayan Şeküre, artık hayatında kendisine arkadaşlık edecek başka birinin olmasını diliyor. Bu esnada da kocasının kardeşi Hasan ve kendi kuzeni Kara arasında gelgitli bir ruh hali içinde sürükleniyor.

Şeküre’nin babası Zarif Efendi, bir nakkaş olup geçimini saraydan istenen işlerle sağlıyor. Ve bir gün padişah, ona bir kitap vererek bu eserin gizlice işlenmesini istiyor. Döneme göre sakıncalı bir iş olan bu görev, çok geçmeden Zarif Efendi’nin ölümüyle sonuçlanıyor. Babasının bir düşmanlık katline kurban gitmesi üzerine Şeküre, çocuklarıyla beraber kuzeni Kara’nın evine yerleşiyor. Ancak babasını Kara’nın öldürdüğünü zannederek ona düşmanca bir tavır takınıyor. Bir süre sonra, babasının Kara değil de hiç beklemediği biri tarafından öldürüldüğünü öğreniyor.

En Sevilen Kitaplara Hemen Şimdi Sahip Olun!

Türk edebiyatının dünyadaki en güçlü temsilcilerinden olan Benim Adım Kırmızı romanını yoksa siz hala okumadınız mı? Bu eşsiz yapıtı hemen şimdi sipariş verin, sepete özel avantajlardan yararlanmanın ayrıcalığından faydalanın.


Orhan Pamuk'a ilk ününü getiren bu büyük roman İstanbullu bir ailenin yetmiş yıllık serüvenini hikâye ediyor. Yazarın "Ülke, Aile, Roman" üzerine sonsözüyle...


Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul'un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey'in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey'in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu'na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk'a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.


"Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor, birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor."

-Frankfurter Allgemeine-

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Pezzettino, herkesin kocaman olduğu ve cesaret isteyen, harika işler yaptığı bir dünyada yaşar. Küçüktür, bir "parçacık"tır yalnızca. "Herhalde bir başkasının parçasıyım, bir başkasına ait olmalıyım"

“Fi-Çi-Pi üçlemesiyle yeri yerinden oynattı adeta. Öyle bir yazıyor ki gerçek de onun yazdıklarında, kurgu da, geçmiş de onda, gelecek de. Toplumsal meselelere farklı bakış açısı, duruşu, tavrı kısaca

Önsözünü Sırrı Süreyya Önder’in yazdığı kitap Selahattin Demirtaş’ın Son Sözüyle okur karşısında. “Bin türlü gölge ve riyayla örtülmeye çalışılan günlerin çetelesini tutup unutturmayanlar var. İşte bu