Okumayan insandan korkunuz!

Şayet bir okulun derinlikli zihne sahip, kitap okuyan -ya da kitap yazan- bir öğretmeni iseniz yöneticileriniz nezdinde “zor adam” listesine dahilsiniz demektir. Zira bilgi ve kültürel zenginlik hiç kımıltısız resmi otoriteyi sarsacak güce sahiptir. 

Hüseyin Akın

Dünyabizim

Zihinsel dolaşımımızda ne bir yazar ne de bir düşünür arz-ı endam etmiyor artık. Durduk yerde bu cümleyi kurmadığımı beni tanıyan okuyucu dostlarım bilirler. Sadece on yıl öncesine bir gidelim. Gerçi bizi 10 yıl öncesine götürecek vasıtalar da bir bir çekildi hayatımızdan. Yaya bir zihinle gidelim geçmişe. Önce kendi coğrafyamızdan sonra inanç coğrafyamızdan sonra da düşünce dünyamızdan birçok yazar ve mütefekkir karşılayacaktır bizi. Kavramlar üzerine odaklanmış bir zihnimiz vardı o zamanlar. Malik Bin Nebi diye bir önemli düşünce adamı vardı sözgelimi.  Meryem Cemile vardı. Lahbabi diye bir önemli yazar vardı. Muhammed Aziz Lahbabi dersek daha iyi anlaşılır sanırım. Onun “İslam Şahsiyetçiliği” isimli eserini yetmişli ve seksenli yılları idrak edenler gayet iyi bileceklerdir. Nurettin Topçu okuyanlar da öyle.  Topçu’nun “Var Olmak” adlı eserini okuyan kaç kişi kaldı şunun şurası aramızda.



Hızla ileriye doğru gidiyoruz, lakin elimiz ve de kafamız bomboş şekilde. Oysa biz dünün okumalarını bugünümüzün daha aydınlık olması için yapmıştık. Büyük iddia sahibi insanların bugün en temel özelliği lafazanlık. Yolu kitaplardan geçmeyen insanlar ısmarlama fikir ve ideallerle dava savunuculuğu yapıyorlar. Tabii ki bu halleriyle gülünç duruma düşüyorlar. Türkiye’de özellikle muhafazakâr kesimde mizahın gelişmeme sebebi biraz da budur. Başkalarına gülme malzemesi olmaktan güldürü konusunda yaratıcı zekanın körelmesinden bahsediyorum.

Okumayan insandan korkuyorsanız haklı bir sebebiniz var demektir. İsnat, ispat, mesnet ve kaynak gibi kavramların dünyamızdan çekilmesi demek ancak zihinsel yerçekimi kanununun yok olup gitmesi anlamına gelir. Okumayanlar bir süre ellerinde kitap taşıyarak kültürlü insan profili çizmeye çalıştılarsa da bu çok uzun sürmedi. Dijital ve mekanik aygıtlar taşımalı kitap dönemini kapattı. Şimdi insanın dönüp de gençlere “hiç olmazsa koltuğunuz altında kitap taşıyın” diyesi geliyor. Meğer o bile bir tutunma biçimiymiş. Kitaplar yalnız insanların hayat içerisinde yürüme rampası gibi görülüyor şimdilerde. Memleket meselelerini konuşurken ya da derinlikli dini ya da felsefi tartışmalar yapılırken kitap okuyan zihinlere ayrılmış bir sandalye yoktur.


Lafazanlar dediğimiz kullandığı cümlenin üzerinde hiçbir emeği olmayan güruh çoktan masanın etrafını kapatmıştır. Gazeteler de bu düşüşe hizmet etmek için birbirleriyle adeta yarışmaktadırlar. Gazeteler kitap okumayan kalabalıkların alâkasına uygun biçimde kendilerini güncellemektedirler. Aynı şeyi kısmi olarak dergiler için de düşünebiliriz. Yakın gelecekte okumayı sevmeyen kalabalıklarla uyumlu dergilerin sayısı bir hayli artacak. Siyasi partiler il ve ilçe teşkilatlarına, bunu öyle seslendirmeseler de mümkün mertebe kitapla ilgisi olmayan, kütüphanesini kurmamış kafaları almaya gayret etmekteler. STK’ların direk fonksiyonları olmayan-danışman, istişare kurulu üyesi vb- kişiler hariç düşünce dünyasını kitap okuyarak oluşturmuş bir yapıları yoktur. Mârif, kültür ve din hizmetleri alanı da ne yazık ki bu dizgeye uygun faaliyetlerini sürdürmektedir.

Şayet bir okulun derinlikli zihne sahip, kitap okuyan -ya da kitap yazan- bir öğretmeni iseniz yöneticileriniz nezdinde “zor adam” listesine dahilsiniz demektir. Zira bilgi ve kültürel zenginlik hiç kımıltısız resmi otoriteyi sarsacak güce sahiptir.  Bir de Allah rızası için düşünce-fikir dergilerine bakınız. Aynı konuların tekrar tekrar işlenmesinin ötesinde bir şey görebiliyor musunuz? Toplumsal zihin kısır döngüye uğramışsa dergi, gazete ve yayın dünyası da bundan bağımsız olamayacaktır elbet. Konu bulma sıkıntısı günümüzün en büyük sorunu. Neden acaba? Konumunuzu kaybetmişseniz konunuz da kalmıyor, onun için. Meseleniz yerinden oynamışsa onu oraya ne yapsanız monte edemezsiniz. Zihninizin yayları gevşemiştir bir kere. İsmet Özel ve kitapları bu yüzden muhafazakâr kalabalıkların gündeminden düştü. Bu yüzden Sezai Karakoç gibi bir isim “Mono-Roza” ile “Sevgili ey sevgili en sevgili” dizesi arasındaki loş alana hapsedildi. Sezai Karakoç’a da en çok sahip çıktığını söyleyenler onu oldum olası okumamış ve okumama üzerine de istikrarını sürdürenlerdir. Cemil Meriç artık üç beş süslü cümlenin ötesine geçmemektedir düşünce dünyamızda. Çünkü düşüncemiz var dünyamız yok ya da dünyamız var düşüncemiz yok!

Köşe yazarları da birer birer kendi köşelerine çekiliyorlar. “Günün Yorumu” gibi lafazanlıkları dinleyebilecek kulak da kalmadı. STK’larda topluma nizam vermeye çalışan yüksek tahsilli gençlere “Yoldaki İşaretler”i sorsak çok büyük ihtimal “bir trafik kitabı” ile bağlantı kuracaklardır. Ne demiştik? Zihinsel dolaşımımızda münevver, mütefekkir, aydın, yazar, düşünce insanı gibi toplumu harekete geçirip şahsiyet inşasına katkı sağlayacak insanlar yer tutmuyor. Enkırmenler, aktivistler, analizciler, politikacılar, troller ve de ünlü konuklar var artık.

Kitaplar gibi düşünceler de serbest piyasa ekonomisinin açtığı güzergâhta yollarına devam ediyorlar.

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter