Oğuz’un Altın Sesi Necip Fazıl

“Necip Fazıl’ı yazmak anlamaktan çok daha zordur. Onu dinlerken ve okurken çoğu kere içimizde alevlenen duyguları tutuşturmuştur. Aslında bütünüyle bir alevdir o.


Hüseyin Öztürk

Yeni Akit Gazetesi

Bu haftaki eserimiz Mihrabad Yayınlarından. Muhsin İlyas Subaşı’nın kaleme aldığı kitabın adı, Oğuz’un Altın Sesi Necip Fazıl!



Necip Fazıl’ın anlamak ve yazabilmek için Okyanusun derinliklerinde kaybolmuş bir inciyi arama çilesine talip olmak gerek.

Ancak böyle bir arayışa inanan kimseler Necip Fazıl’ı yazar, okur ve anlayabilir. Günümüzde samimi şekilde davasının çilesini çekenler, henüz Necip Fazıl üzerine okumaya ve yazmaya devam etmektedirler.

“Ben tamam oldum, Necip Fazıl’ı anladım” demek, Okyanus’un derinliklerindeki inciyi aramayı aklından bile geçirmeyenlerdir.

Muhsin İlyas Subaşı, gözü karalık etmiş ve inciyi aramaya talip olarak hayatının baharından itibaren tanımaya ve okumaya çalıştığı Necip Fazıl’ı, değişik hatıralarla ve şiirler eşliğinde bir güzel anlatmış.

Özellikle sosyal medya ile kültürlenen ve yerli-milli yelpazenin kanadında bulunan lise-üniversite gençliğimizin okuyabileceği ve anlamakta zorlanmayacağı bir kitap olmuş.

¥

Necip Fazıl’ı ilk keşfeden isimlerden birisi Ahmet Hamdi Tanpınar’dır. Varlık Dergisi’nin 13 Temmuz 1933 tarihli sayısında, Necip Fazıl için şunları yazar:

-“Birkaç defa düşündüm... Her hayat davetinin önünde, yelesi taze ve keskin bir bahar kokusuyla kabarmış bir küheylan gibi burun delikleri açılıp kapanarak şahlanan bu genç adam, kendisini şiirin dar nizamına sokmamış olsaydı acaba ne olurdu”?

Sorduğu soruya yine Tanpınar’ın kendisi cevap verir:

-“Belki zaferini terennüm eden tunç boruların akislerini, ufkun dört köşesinden üstümüze bir altın yağmuru halinde yağdıran bir kahraman, belki köksüz bir adam, belki de daha büyük bir ihtimalle, sadece bir deli.

Bazı insanlar ara sıra ayaklarını imkânsızın denizinde yıkadıkları içindir ki, zaman zaman başları bulutlarla çarpışır.”

Tanpınar’ın bu ifadelerinden sonra üstad Necip Fazıl’ın bulutlara çarptığı sırada dile getirdiği şu mısraına yer verelim.

“Otuz yıl, saatim işlemiş ben durmuşum Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum”. Necip Fazıl’dan sonraki halimizi de yine onun dizeleriyle anlatalım.

Çıbanımız çok derin, işletemez yakılar;  Nerde bizim şarkımız, nerde öbür şarkılar”?

Evet, bugüne geldiğimizde görüyoruz ki, dünya ile ahiret arasındaki dengeyi kurmakta bir hayli zorlanmakta ve geminin dümenini dünyaya doğru çevirmiş vaziyetteyiz.

Oğuz’un altın sesi eğer bugün aramızda olsaydı, sanırım her birimizi 24 saat sözleriyle döver, belki de terk ederdi.

¥

Neyse sözü Muhsin İlyas Subaşı’nın eser hakkındaki ifadeleriyle noktalayalım:

“Necip Fazıl’ı yazmak anlamaktan çok daha zordur. Onu dinlerken ve okurken çoğu kere içimizde alevlenen duyguları tutuşturmuştur. Aslında bütünüyle bir alevdir o.

Zaten zorluğu da buradan gelmektedir. Onun hakkında çok az kitap yazılışının sebebi de budur. Kelimenin tam anlamıyla; şiirde, fikirde, inançta asrının müceddidi sayılabilir.

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter