top of page

Mustafa Sabri Efendi’nin Kader Meselesindeki Yanlışı

Mustafa Sabri Efendi “kader” meselesinde gizem oluşturarak sadece gevezelik yapmaktadır. Kader meselesinde insan iradesi yoksa Allah ile insan arasını ayırmak da mümkün olmayacaktır. Mustafa Sabri Efendi’nin Maturidi Mezhebini itham etmesi hakikate karşı körlükten başka bir anlamı olmayan hezeyandan başkası değildir.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Mustafa Sabri Efendi’nin Kader Meselesindeki Yanlışı

İman; akli, nakli ve duyusal gerçeklerin doğrulanmasıdır. Kısaca bilginin tasdikine iman denilir ve burada akıl kilit rol üstlenir. Akıl ile zorunlu varlığa ulaşırız ve yine aynı akıl ile zorunlu varlık ile mümkün varlıkların arasını kesinlikle ayırırız. İnsan akıl sayesinde yaratılanlarla yaratıcı arasında herhangi bir benzerliğin imkansız olduğunu anladığı gibi yaratılanların yaratanın uzantısı olmadığını da kesinlikle anlar. İşte bu andan itibaren Allah’a bir sınır tayin edemeyeceğini anlayarak imanın zihni bile aşmak olduğunu bilir. Bu sebeple olsa gerek Hz. Peygamber (sav) imanı şöyle tarif etmiştir: “İman; Allah’a meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine ve ahiret gününe iman edip hayrıyla şerriyle kadere inanmandır.” (Müslim) “Kul hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine isabet edecek şeyi atlamayacağını, kaçacak olan şeyi de yakalamayacağını bilmedikçe iman etmiş olmaz.” (Tirmizi)



Kader kelimesi; “yaratmak, ilan, bir işi sağlam yapmak, takdir etmek, emir ve hüküm” manasında kullanılmıştır. Istılah manasında kader; geçmişten ebede kadar olmuş ve olacakların zamanının, yerinin ve nasıl olacaklarının Allah tarafından bilinmesi ve bu ilme uygun olarak takdir edilmesi” olarak tarif edilmiştir. Bu tarifteki her şeyi bilmek ile insan iradesi telif edilerek orta yol tayin edilemez. Çünkü akli bir kaidedir ki zorunlu varlık olan Allah, tüm mümkünlerden farklıdır ve aklı aşan bir mahiyete sahiptir. Ayrıca zorunlu varlık ile mümkün varlık arasında bir uzantı veya akrabalık söz konusu dahi olamaz. Bu sebeple zorunlu varlık, kendi iradesi olan insan gibi varlıkları yaratabilir ve yarattığını kesinlikle biliyor ve vicdanen hissediyoruz. Bu noktada karşımıza “kaza” kelimesi çıkar. Kaza kelimesi Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilir:“Rabbin, kendinden başkasına kulluk etmeyin, ana ve babaya iyilik edin diye kaza etti.” (İsra Suresi: 23)Bu ayette “kaza” kelimesi neshi (kaldırma) kabul etmeyen kesin ve kat’i hüküm olarak kullanılmıştır. Bazı kimseler, bütün insanların iradi olarak Allah’a ibadet ettiğini sözgelimi Güneş’e secde edenin aslında Güneş’i yaratana ibadet ettiklerini söyleyecek kadar çıldırmışlardır. İşte bu ayet, bu tür iddiaların saçmalığını ifade eder. Zira eğer ayette kaza kelimesi kural olarak değil de hüküm manasında kullanılmış olsaydı hakikatte anne ve babasına isyan eden kimsenin olmaması lazım idi.



Istılahta kaza kelimesi; Allah tarafından takdir edilenlerin vakti ve yeri geldiğinde Allah tarafından yaratılması manasına gelir. İnsan ve fiilleri yaratılmış olmasına rağmen insanın iradesi vardır ve bu iradeyle hareket eder. Bu iradenin Allah’ın ilmini aşması, yanlışlaması mümkün olmasa da insan ve iradesi vardır. ESASEN İNSAN VE İRADESİ YOKSA ASLINDA KADER VE KAZA DA YOKTUR. Evet, kaza ve kader vardır… Evet, insan ve onun iradesi vardır. Hakikatin bu olduğunu ne aklen ne de naklen yalanlayabilirsiniz. Kendi iradeniz olduğunu aracısız bilirsiniz. Zorunlu varlığın mekandan ve zamandan münezzeh olduğunu aklen bilirsiniz ve O’nun zamana egemen olduğunu da bilirsiniz. Hakikat budur.



Son Osmanlı Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi, tüm bu hakikatlere rağmen insanın müstakil ve özgür iradesini kabul eden Maturidi Mezhebi hakkında; “kötülükte Mutezile ile yarışmaktadır” tespitini yapmaktadır. Bu iddianın herhangi bir tutarlılığı bulunmamaktadır zaten kendisi de ipe sapa gelmez lakırdılarını “kader bir sırdır ve bu sebeple insan iradesi vardır demek kader sırrına saldırı yapmak anlamına gelir” sözleriyle savunmaktadır. Sır kelimesi iman edilecek bir husus hakkında kullanılamaz. Sır ise neye iman ediyorsunuz? Biz Allah’ın nasıl bildiği veya nasıl iradeli varlıklar yarattığını sorgulamıyoruz ki. Sadece insanın iradesi vardır ve Allah her şeyi bilir diyoruz. Kaldı ki “sır” kelimesini kullandığınız an birileri de “bu sırrın bir kısmını çözdüm” derse ona ne diyeceksiniz? Yoksa “kader bir sırdır o da benim tekelim altındadır” mıdır demektedir.



Aslında kaderi bir sır olarak değerlendirir ve onu sınırları belirsiz bir alana hapsederseniz kader inancını Allah’tan koparır ve keyfi yorumlara kapı aralamış olursunuz ki Mustafa Sabri Efendi’de kader konusunda atıp tutmak için kendisine “sır” kalkanını kullanmaktadır. Oysa bizler Allah’a inandığımız için kadere inanırız yoksa “kader gibi bir şey var” diye ona inanmayız. Zaten müstakil olarak kader diye bir şey var diye onun sırrını çözmeye çalışmayız. Eğer böyle bir şey olsa idi insanlığın tamamı toplansa atom parçasını bile tüm boyutlarıyla idrak edemezler. Kader meselesinde iki boyut vardır. Allah her şeyi bilir ve Allah iradeli varlık yaratabilir ve nitekim yarattığını Mustafa Sabri Efendi’de görmektedir. Mustafa Sabri Efendi “kader” meselesinde gizem oluşturarak sadece gevezelik yapmaktadır. Kader meselesinde insan iradesi yoksa Allah ile insan arasını ayırmak da mümkün olmayacaktır. Mustafa Sabri Efendi’nin Maturidi Mezhebini itham etmesi hakikate karşı körlükten başka bir anlamı olmayan hezeyandan başkası değildir.



Comments


bottom of page