top of page

Mucize Meselesine Bakışta Seyyid Kutup'un Muhteşem Yanlışı

Seyyid Kutup, Ay Yarılma hadisesine bakışta kâfirlerden daha da geri bir mantıksızlığa düşmüştür. Hiç olmazsa kâfirler, gördüklerini sihir diyerek yalanlamış ama Seyyid Kutup, gördüğünü bile yalanlamıştır. Kâfirler, gördüğünü doğrulamış akıllarını yalanlamış; Seyyid Kutup ise hem gözünü hem de aklını yalanlamıştır.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Mucize Meselesine Bakışta Seyyid Kutup'un Muhteşem Yanlışı

Kamer Suresi’nde ve hadis kitaplarında zikredilen “Ay’ın Yarılması” hadisesinin Kur’an-ı Kerim’e aykırı olduğunu iddia ediyor Seyyid Kutup ve şöyle diyor: "Son olarak müşriklerin Peygamberimizden bir mucize göstermesini istemeleri üzerine ayın ikiye bölündüğünü öne süren rivayet konusunu ele almak istiyoruz. Bu rivayet Kur’an’daki bir ayetin anlamına ters düşüyor. Söz konusu ayete göre Peygamberimize kendisinden önceki peygamberlerin ellerinde görülen türden mucizeler gösterme yetkisi verilmemiştir. Bunun belli bir sebebi vardır. Sözünü ettiğimiz ayet şudur: “Bizi somut mucizeler ortaya koymaktan alıkoyan sebep daha önceki milletlerin bu tür mucizeleri yalanlamaları (ve bu yüzden ağır cezaya çarpılmayı hakketmeleridir.)” (İsra Suresi, 59)”



Seyyid Kutup, İsra Suresi’nde zikredilen ayeti bağlamından koparıp yanlış anlıyor. Çünkü ayet, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine haksız yere inanmayıp direten insanlara artık onları yok edecek mucizeler gösterilmeyeceğini ifade ediyor. Misal olarak artık Salih (as)’a verilen deve mucizesi gibi mucizeler gösterilmeyecektir zira bu tür mucizeler gösterildiği halde inanmayanlar toptan helak ile cezalandırılmaktadır. Hz. Muhammed (sav) ise son peygamberdir ve insanlığın artık topyekûn yok edilme dönemi kapanmıştır. Oysa Ay’ın yarılma mucizesi Peygamberin, Peygamberliğini ispat mucizesidir. Bu sebeple Seyyid Kutup’un Ay’ın Yarılması hadisesinin İsra Suresi’ndeki ayete aykırı söylemi tamamen tutarsızdır. Kaldı ki “Ay’ın Yarılma” hadisesinden haber veren bizzat Kur’an-ı Kerim’dir.



Meselenin diğer bir yanı da şudur. Eğer Ay Yarılma hadisesi olmasaydı Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğini inkar edenler; “Ey Muhammed!.. Sen Ay’ı ne zaman yardın da biz inanmadık. Getirdiğini iddia ettiğin kitap Ay’ın yarılmasından bahsederek yalan söylüyor” itirazında bulunabilirlerdi. Yine bu sefer Peygamberimizin (sav) yanında olanlar da; “Kâfirler haklı, Ay yarılmadı ama sen Ay yarıldı diyorsun. Artık hayal mi görüyorsun” deme hakkını kendilerinde görürlerdi. Seyyid Kutup, tarihi vesikalara bir tarafta dururken Kur’an-ı Kerim’in haber verdiği Ay yarılma hadisesinin Kur’an’a aykırı olduğunu iddia ediyor. Seyyid Kutup daha da ileri gidiyor ve hezeyan diyebileceğimiz şu cümleleri söylüyor:



"Buna göre ayın ikiye bölünmesi olayının, müşriklerin somut mucize isteklerine verilmiş bir cevap olduğunu söylemek hem Kur’an’ın ayetlerinin açık anlamlarına hem de bu son peygamberlik misyonunun benimsediği tutuma uzak düşer. Bu son peygamberlik misyonu insan kalbine sadece Kur’an’la ve Kur’an’ın belirgin çarpıcılığı ile seslenmeyi, arkasından Kur’an’ın ayetleri aracılığı ile dikkatleri gerek insanın iç dünyasındaki, gerek dış âlemdeki ve gerekse tarihin olaylarındaki olağanüstülüklere çekme metodunu benimsemiştir. Bu arada Peygamberimizin eli ile gerçekleşen bazı somut mucizeler de vardır. Fakat güvenilir belgelerle kanıtlanan bu mucizeler O’nun peygamberliğini kanıtlama amacını güden olaylar değil, yüce Allah’ın o sevdiği kuluna yönelik onurlandırıcı bağışlarıdır.”


Seyyid Kutup, bu cümleleri ile mucizeler meselesinin sebebinden habersiz olduğunu ortaya koyuyor. Zira mucizeler, Allah’ın varlığının delilleri değildir ve Allah’a inanmak için mucizeye gerek yoktur. Akıl, Allah’a inanmak için yeterli bir nurdur. Zira akıl, zorunlukların zorunlu, imkânsızların imkânsız olduğunu bilen tabi güçtür. Kısaca akıl, “bu varlığın veya hadisenin sebebi nedir” sorusunu soran doğal güçtür. Bu meyanda akıl, “Ay varsa O’nu var edende var olmak zorundadır. Çünkü Ay mümkün varlıktır, mümkün varlık var olması için bir var ediciye muhtaçtır” cümlesini tabi olarak kurar. Dolaysıyla Allah’a inanmak için bir mucizeye gerek yoktur. Mucizeler, Allah’ın peygamberlerinin peygamberlik delilidir. Hatta mucizeler bizzat peygamberler için bile Allah ile direk irtibat kurduğunun delili sayılır. Aynı zamanda mucizeler, peygamberliğin çalışarak değil atama ile olduğunun da delilidir.

Seyyid Kutup’un “olağanüstü olaylar (mucizeler) çocukluk dönemini yaşayan kalpleri ürpertebilir” sözünü ciddiye almaya bile gerek yok. Zira bu sözü ancak ne söylediğini bilmeyen bir kimse söyleyebilir. Mesele kalplerin ürpermesi meselesi değil Hz. Muhammed (sav)’in gerçekten Allah’ın peygamberi olup olmadığına dair bir delil isteme meselesidir ve akıl sahibi her insan, bir insanın peygamberliğine dair delil isteme hakkına sahiptir.


Hadis kitaplarında zikredildiğine göre birçok mucizeye rağmen Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine inanmayan Mekkeli müşrikler, Hz. Muhammed (sav)’in yanına gelerek; “Gerçekten Peygamber isen haydi Ay’ı ikiye böl de sana inanalım” demişler ve bunun üzerine Peygamberimiz (sav) Ay’a işaret etmiş ve Ay kısa süreliğine ikiye ayrılmıştır. Mekkeli müşrikler ise kendilerini hatta gelecekte dahi tüm insanları bağlayacak bu mucizeye rağmen yine de inanmamış ve “Bu bir göz aldanmasıdır, sihirdir” demişlerdir. Bu hadise üzerine aşağıdaki ayetler inmiştir: "Vakit yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar bir mucize görseler hemen yüz çevirip, “Bu öteden beri bilinen bir sihir!” derler. Hep yalan saydılar ve kişisel arzularına uydular; oysa her iş yerli yerindedir." (Kamer Suresi: 1-3)


Seyyid Kutup, bu ayetin tefsirinde önce Ay’ın ikiye ayrılması hadisesinin hadis kitaplarında sabit olduğunu söylemiş ama daha sonra “mucize göstermenin” son peygamber tarafından gösterilmesinin anlamsız olacağını ifade etmiştir. O’na göre “insanlığın geldiği bu aşamada” mucize göstermek yakışık almazmış.


Seyyid Kutup, bu ayetin tefsirinde, önce ayın ikiye ayrılması olayının hadis kitaplarında sabit olduğunu söylemiş ama daha sonra "mucize göstermenin" son peygamber tarafından gösterilmesinin anlamsızlığını belirtmiş. O'na göre insanlığın geldiği bu aşamada mucize göstermek yakışık almazmış. Şöyle der, Seyyid Kutup: "Somut olağanüstü olaylar çocukluk dönemini yaşayan kalpleri ürpertebilir. Bu kalpler evrenin sürekli mucizelerini kavrama ve bu mucizelerin gürültüsüz ve kesintisiz etkilerini algılama yeteneğinden henüz uzaktırlar. Oysa insanlığın henüz olgunluk dönemine ermemiş olduğu çağlarda peygamberlerin eli ile ortaya konulan tüm mucizelerin daha büyükleri ve daha çarpıcıları evrenin yapısında her zaman karşı karşıyayız. Fakat bu sürekli mucizeler ilkel duyguları, peygamberlerin ellerinde beliren söz konusu somut mucizeler kadar etkileyip uyaramaz."


Öncelikle belirtelim ki evrenin tabi olarak akıp gitmesi mucize değildir. Evren ve evrenin tabi olarak akması Allah’ın varlığının delilidir ve biz âleme bakarak akıl ile tabi olarak Allah’a inanırız. Allah’a inanmak için Peygamberlere ve Kur’an-ı Kerim’e dahi ihtiyaç yoktur. Mucizeler, tabiatın akışına ters olan bir meydan okumadır ve dediğimiz gibi Peygamberin, peygamberliğinin ispatı içindir. Hiçbir durumda mucizeler, Allah’ın varlığının ispat makamı değildir; Allah’ın varlığını ispatlamak için mucize göstermek hem gereksizdir hem de hiçbir faydası yoktur. Akıl ile Allah’a inanmadığınız sürece gördüğünüz mucizelere karşı “gözlerim beni yanılttı” demeniz her durumda mümkündür. Ama aynı akıl size “filan kimse Allah’ın peygamberidir” demez, diyemez. Bir kimsenin peygamberliğinin ispatı için mutlaka mucize göstermesi şarttır. Esasen mucizesi olmayan kimselere peygamber diye tabi olanlar sahte peygamberlerin ağına düşmekten kurtulamaz. Seyyid Kutup resmen demagoji yapıyor ve mucize kavramını çarpıtıyor. Kesin hakikate (haberlere) küçük mantık oyunlarıyla yüz çeviriyor. Kur’an “Ay yarıldı” diyor Seyyid Kutup, “bu eski devirlerden kalma bir sihirdir” diyor.


Ayrıca Seyyid Kutup’un bahsettiği ilkel insan kim ve ne? Ay’ın tabi halinde ilerlerken yarılması kimi etkilemez? Alışkanlıkları ve ön kabulleri darmadağın eden bu hadise duyusal olarak Allah’ın varlığına ayrıca yan bir delildir. Ay’ın yarılma hadisesini görmesine rağmen bundan etkilenip aklen Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğine inanmayanlar ancak inadından inanmaz. Ayrıca biliyoruz ki, ilk insan Hz. Adem (as)’dır. İlk insan ile son insan arasında akıl açısından hiçbir fark yoktur. İlkel insan, Allah’ın peygamberi Hz. Âdem (as) mıdır? Seyyid Kutup, oldukça ilkel sözler mırıldanıyor. Kime ilkel insan dediğini zannediyor?


Ayrıca Ay’ın yarılma hadisesini aslında hem Peygamberimizin arkadaşları hem de Mekke Müşrikleri kabul etmiştir. Bir kere müşrikler, yaşanan hadiseye “sihirdir” diyerek bir yaşanmışlığın olduğunu itiraf etmiştir. Ayrıca Mekke müşrikleri Ay yarılmamış olsaydı ve Kur’an’da bu ayet yine inseydi muhakkak ki Hz. Muhammed (sav)’in yalanını yakaladığı için O’nu rezil ederlerdi. Hatta Peygamberimizin ünü ne kadar artsa üstüne bu yalan yapışacağından rezillik daha da büyüyecekti. Sonuçta Seyyid Kutup kâfirlerin bile kabul ettiği Ay’ın Yarılma hadisesini inkâr etmektedir. Ama Ay yarılmıştır. Muhammed b. Abdullah Allah’ın Peygamberidir. Kim Hz. Muhammed (sav)’e boyun eğmezse mekânı ebedi ateştir.


Konunun Seyyid Kutup’un görmediği bir başka boyutu da şudur: Eğer peygamberlerin getirmiş olduğu mucizeler olmasa idi, âlemin varlığı asla bozulmayacak, bozulması mümkün olmayan mekanik bir varlık gibi değerlendirilmesi mümkün olacaktı. Durum aklen bu menzilde olmasa da “bilimsel” olarak insanların âlemi böyle değerlendirmesi mümkün olabilecekti. Ama mucizeler, hem insanın âlemin efendisi olduğunu gösterir hem de mekanik bir âlem tasavvurunu yıkarak olağanüstü bir hadise olan peygamberliğin peygamberliğine bir delil olur. Mucizeler, aklın yolundan sapmaması için akla verilen muazzam destektir. Bu sebeple peygamberlere inanmayan insanlar, Allah’a inansa bile akıllarını kaybetmek zorunda kalırlar. Zira mekanik alem tasavvuru zamanla alemin zorunlu varlık olarak değerlendirilmesine neden olacaktır. İşte bu yüzden aslında peygamberlere inanmayanlar Allah’a inanmayanlardır. Seyyid Kutup’un ilkel değerlendirmesinin aksine mucize aklın üzerine çullanan dünyevi zorunluklar ve alışkanlıklara vurulan muazzam bir darbedir. Seyyid Kutup, Ay Yarılma hadisesine bakışta kâfirlerden daha da geri bir mantıksızlığa düşmüştür. Hiç olmazsa kâfirler, gördüklerini sihir diyerek yalanlamış ama Seyyid Kutup, gördüğünü bile yalanlamıştır. Kâfirler, gördüğünü doğrulamış akıllarını yalanlamış; Seyyid Kutup ise hem gözünü hem de aklını yalanlamıştır.

Comments


bottom of page