Mete Gündoğan


Narkoz

“Kimin kral olduğu umurumda bile değil. Çünkü para arzını kim kontrol ediyorsa, imparatorluk da onundur.”


– Nathan Rothschild




“Bu güç benim elimde olduktan sonra kanunları kimin yaptığı hiç fark etmez.”


– David Rockefeller




“Ben sistemin zaaflarından hareketle para kazanıyorum.”


– George Soros




NARKOZ, yaklaşık yüz elli yıldır finans elitler ile devletler arasında oynanan bir oyunun ve bunun farkına varamayan narkozlanmış beyinlerin hikâyesidir. Her türlü aracın en acımasız şekillerde kullanıldığı bu oyunun ardında tabii ki bütün oyunlarda olduğu gibi bankerlerin parmağı var. Küreselleşme en çok onların işine yaradı. Bilişim teknolojisi emirlerinde. Dünyanın her yerine borç verip onları sömürecek ve köleleştirecek güce ulaştılar. Bugün, küresel finans elitler, mükemmel bir network oluşturdular. Bu sayede son yarım asırdır, bu oyunun kazananı net olarak bankerlerdir. Daha spesifik bir ifadeyle küresel finans elitlerdir. Çünkü bunlar, ellerindeki sınırsız para imkânlarıyla her türlü projeyi gerçekleştirebilecek kabiliyettedirler.


İşte şimdi ülkemiz de bu oyun içerisinde öyle bir kavşağa ulaştı ki bu noktadan itibaren tercih edilecek yol, kaderimizi belirleyecektir. Bu oyunda önümüzdeki 3-5 yıl, ülkenin 40-50 yılını tayin edecektir.


Paranın dışkıya benzetilmesi oldukça ilginç bir analojidir. Eğer çok yer içerseniz çok olur. Az yer içerseniz az olur. Yiyip içme de sizin refah seviyenize bağlı bir durum. Sonuçta da dışkı ona göre olur. Bu durum sahip olduğunuz hayvanlar için, aslında bütün canlılar için geçerlidir.

Dışkı üretimini bir sindirim sistemi sonucu olarak görürseniz ilginç çıkarımlara da ulaşabilirsiniz. Yeme içme çok ama dışkı üretimi yok! Burada sindirim sisteminde veya sağlığınızda bir sorun var demektir. Tersi de doğrudur. Yeme içme az ama dışkı üretimi çok. Burada da sorun var demektir. Bu iki hal, var olmaması gereken hallerdir. Sistem sorununa işaret eder.

Ancak ne olursa olsun sonuçta elde edilen şey bir dışkıdır. Kokusu mutlaka çıkar. Pistir. Kirdir. Temizlenmesi gerekir!

Mekke dönemi cahiliye sistemi bir avuç “seçilmiş” tarafından yönetilmekteydi. Sistem borca dayalıydı. Ellerindeki finansman imkânlarıyla bir şekilde herkesi kendilerine borçlandırmışlardı. Borçlu olanlar da sistemin köleleri haline dönüşmüşlerdi. Sistemin yöneticileri aynı zamanda dış bağlantılara da sahiptiler. Bu destekler Mekke panayırları üzerinden sağlanmaktaydı. Kureyş örgütü, pazarlarda kurulan ekonomik menfaat birliğini ustaca siyasal bir desteğe çevirmişti.

O dönem Kureyş örgütünün pozisyonu ne ise bugünkü küresel finans elitlerin pozisyonu da odur. Bugün Mekke dönemi cahiliye düzeni yeniden oluşturuldu. Bizler de bu cahiliye düzeninin içerisindeyiz. Bir bakıma mahkûmuz. Bu sistemde ölçü ve mizan öyle bir bozulmuş ki ne yaparsanız yapın hep bir avuç elitin çıkarına işliyor. Hz. Muhammed işte bu düzeni yıkmak için gelmişti ve yıktı. Ancak günümüzde bizler bu düzene ve zulmüne, farklı gerekçelerle de olsa hep birlikte rıza gösteriyoruz.

Bugün yapılacak iş bu cahiliye düzenini yıkmaktır. Bunun geçmişte nasıl yapıldığını anlattık. Bugün de aynı şekilde yapılabilir. Yapılmaması için de hiçbir mazeretimiz yoktur.


Hokkabaz Hokkabaz, insanoğlunun yaratılış sürecinden beri hep sahnede...Nasıl mı?Hatırlayın...Allah melekleri toplar ve yeryüzünde kara balçıktan bir halife yaratacağını bildirir. Bunun üzerine hepsi şaşırır. Çünkü melekler her an Allah’a şükür ve saygı içindedirler. Neden kara balçıktan bir halife söz konusudur?Üstelik Allah’ı temsil edecek olan halifeyi incelediklerinde onu hayli kusurlu ve eksiklerle dolu bulurlar. Hatta bu halifenin yeryüzünde Allah’ın halifeliğine yaraşır şekilde hareket edemeyeceğini, bozgunculuk yapacağını ve kan dökeceğini bile anlarlar. Bu şaşkınlıklarını Allah’ın huzurunda da ifade ederler. Buna rağmen Allah onlardan bir şey ister. “Ona kendi ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secde edin!” der. İblis dışında bütün nurdan yaratılmışlar secde ederler.İblis direnir. Âdemoğlunun yeryüzünde bozgunculuk yapacağını ve kan dökeceğini ispat etmek için “yeniden yaratılış” gününe kadar Allah’tan müsaade alır ve sonunda hokkabazı oyuna sokar.Âdemoğlu ile iblisin mücadelesindeki son perdede kıyamet vardır. Hokkabaz, algılar üzerinden hareket ederek, âdemoğlunun yönetimini tek gözlü bir saltanata devretmek üzeredir. Son sahne, Kudüs’te hazırlanır. Hokkabaz incelikle ördüğü çalışmalarını neredeyse tamamlamıştır. Artık tahta oturması için çok az bir zaman kalmıştır. O tahta oturma hesapları yaparken, insanoğlu da hokkabazın yok oluşuna şahitlik edecektir.


Öyle bir oyun düşünün ki bütün oyuncular aynı ekipten. Yani siz, kendi ekibinizden birine karşı oynuyorsunuz. Muhteşem bir kriptolojik kurgu! Rakibiniz aslında sizinle aynı amaçlara hizmet eden biri oluyor. Siz ve rakibiniz (!) sizin için hangi strateji en büyük getiriyi sağlıyorsa onu tercih ediyorsunuz. Siz açıktan yapıyorsunuz, o ise gizliden gizliye yapıyor. Size karşı oynuyormuş gibi gözükerek size hizmet ediyor.

Burada guguk kuşu, rakibinizin bizzat kendisi olmuş oluyor. Bir kripto. Çok çeşitli sahalarda bunun uygulamalarını görmek mümkündür. Örneğin kendi elemanınızı, rakip bir kuruluşun önemli bir yöneticisi yapmayı başarmanız gibi bir şey!

Bugün bize karşı kurgulanan bütün oyunları tek tek çözümlemeye başladığımızda, aslında hepsinin anasının bir dünya hâkimiyeti oyunu veya kurgusu olduğunu görüyoruz. Eğer düşmanlarımızla ya da daha yumuşak bir ifadeyle rakiplerimizle mücadele edeceksek, bu mücadeleyi tüm katmanlarda yapmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde kaybetmeye mahkûm olmuş oluruz. Yani, kısacası, Türkiye küresel ölçekte bir oyun kurucu olmalıdır. Bu bir tercih değil, zorunluluktur.

Büyük devletler şartları oluşturur, küçük devletler şartlara tabi olur. Türkiye’miz büyük bir devlettir ve şartları oluşturmak zorundadır.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana, ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu. Babam "İnatsın inat... İnatçı adamın saçı yatma

Saatleri Ayarlama Enstitüsü İmparatorluktan cumhuriyete geçiş döneminde Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük şair ve yazarlardan olan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı eseri, moder

Merhamet zulmün merhemi olamaz! İstanbul’un kargaşası içinde sıradan bir yaşam süren İbrahim, çocukluk arkadaşı Hüseyin’in ölüm haberi üzerine doğduğu kadim kent Mardin’e gider. Onun, önce sevdaya son