Masalların anlam haritası

Dün, kel bir oğlan geldi yanıma, dedi ki “padişah istirham etti, dokuz dağı delip, onuncuda 10 dağ büyüklüğünde bir canavarı yenip döneceğim.” Güzel, dedim, karşılığı ne olacak? Saraya damat olacağım, dedi. Şaşırmadın mı, dedi. Yok dedim, ben bir kurdun bir kızcağızı yediğini, bir ölü prensesin öpücükle dirildiğini dinlemiş birisiyim. Hatta bir keresinde bir kadınla balodan dönüyorduk, bindiğimiz araba birden balkabağına döndü. Şaşacak ne var bunda?


Temel Karataş

K24

Gerçekten de şaşırtmaz bizi masallar. Bambaşka bir dünya, başka bir uzam, başka bir zaman... Ama sanki komşu dedikodusu dinler gibi dinleriz. Niyedir, nedendir? Bu niye böyledir, pek de düşünmeyiz. Her birimizden daha kadim oldukları için mi? Kolektif bir şuur taşıdıkları için mi? Neden aynı masalı yedi farklı düvel aynı olgunlukla karşılar, anlatır, anlattırır? Hiçbir ortak yanımız yokken, aynı “martavala” inanmaya neden böylesine meyilliyizdir? Yoksa özellikle edebî metaforu kabullenmek doğamızda mı var? Belki de Harold Bloom’un dediği gibi, keyifle kabulleniriz edebî eğretilemeyi. Masal deyip geçince, bu sorular elbette yanıtsız kalıyor. Ancak, Çaykovski’nin Kuğu Gölü’nden, Bartok ve Balasz’ın Mavi Sakal’ın Şatosu’na, Dvorak’ın Deniz Kızı operasından Ateş Kuşu’na her birinin birer masaldan çıktığı, sinemanın, edebiyatın, neredeyse her anlatının bir masalı öyle ya da böyle tekrar ettiğini fark edince, gökten düşen üç elma dünyanın en ciddi masalı oluveriyor. Marina Warner’in Bir Zamanlar Bir Ülkede’si, masal üzerine önemli bir inceleme.



Masal çocuk işi mi?

Genellikle hoşça vakit geçirmek için anlatılagelen olağanüstü hikâyeler olduğunu kabul ederiz masalın. Hatta iyi bir eğitim aracı olduğu konusunda da epey tez mevcut. Dahası Bin Bir Gece Masalları’nın eğitim için iyi bir materyal olduğunu savlayan tezler bile mevcut. Çocuk, ben nereden geldim, nasıl doğdum falan diye sorduğunda, bu masallardaki cinsel kısımlar anlatılarak yanıtlanacak olsa gerek(!) Oysa masal, masaya yatırılıp derinlemesine incelendiğinde, ortaya çıkan unsurlar her zaman hoş vakit ya da eğitim aracı gibi görünmüyor. Periler, cadılar, konuşan hayvanlar, uçan halılar, lambadan çıkıp “bonus” veren cinler... İmgelem edimlerin zirve yaptığı bir alandır masal ve kapsamı dille oluşturulur. Geçmişten gelir ama çok da günceldir. Çünkü içerikleri şekil olarak bir zamana işaret etse de, eski-yeni denebilecek gerçek bir mevzu yoktur ortada. “...geçmişin gerekli varlığı alışılmış olaylar dizisi ve kişilerle, yöntem ve imgelemlerle kendini hissettirecektir; çok bilinen bir masala -örneğin Çizmeli Kedi ya da Külkedisi- bağlı olsalar da belli bir öykünün gerçek kimliği açık olmasa da, masallar gene de köken itibarıyla tanınabilirler.” (s.17)

Peri masalları en meşhurlarıdır belki de. Günümüzde perilere inanan kişi sayısı dikkate değer değildir, ama eski inanç sistemlerinin neredeyse merkeziydi periler... Ve periler hep iyiliği temsil etmezlerdi. Cadılar, korkunç yaratıklar, konuşan hayvanlar, bitkiler vs. Büyü, özellikle bu tarz masalların aura’sıdır. Büyülü gerçeklik... Doğal fizikî yasalar askıya alınır. Ama bize her şey pek doğal gelir. Masalın büyüsüdür bu. Batıdan doğuya geldikçe, bu olağanüstülük “acayip”liğe yönelir. Garabetü’l acaib, acaibü’l mahlûkat masalın olmazsa olmazıdır. İsa Peygamber’in insan diriltmesinin bir masalın konusu olması gibi, Doğu’da din-masal bazen iyice iç içe geçebilir. Dinlerdeki birçok unsura masallarda da rastlanır. Her ikisinin de çok kadim olması mıdır bu kesişmeyi sağlayan? Bu ayrı bir alanın konusu... Her ne kadar masalların kaynağında inanç sistemlerinin yer aldığı gerçeği yanı başımızda dursa da, farklı bir açıdan yazmak isteyene fikir olsun.

Yemek gibidir masal

Masallar bir yemek gibidir. Mesela köfte... Kimin icat ettiğini bilemeyiz. Hiç bilemeyeceğiz. Ama köfte bin bir şekliyle her kültürde bilinir. Her aşçı bir katkı yapmıştır köfteye. Her aşçının bir tutam lezzet katkısı olmuştur. Ama aşçı diyoruz, dikkat! Her önüne gelenin bir tutam baharat attığı bir kazan değil bu. Yani masallar da edebiyatçılar, yazarlar tarafından binlerce kılıkta milyonlarca kez yeniden üretilirler. La Fontaine’nin masalları eskiye yaslanır. Masal 1620’lerde keşfedilmedi. O, bu kazana önemli bir katkı sunanlardan biri. Ama 400 yıldır niceleri masal dünyasını geliştirdikçe geliştiriyor, hiç duraksamadan büyüyor masal. Tolkien gelsin akla... Yüzükler müzükler... Hepsi masal.

Masaldaki umut

Özellikle peri masallarının ilginç yönlerinden biri de “mutlu son”dur. Ve bir umut sunar, umut aşılar neredeyse tümü. Bu kadar garabet unsurla bunu başarabilmek hakikaten zordur ve masal bunu kendi benzersiz katmanlarında örer ve başarır. “Öykülerde umut mucizelerini ortaya çıkaran vasıtalar, bir geleneğe bağlı olarak yönel inanç sistemlerinden doğdukları için yöreden yöreye değişiklik gösterirler.” (s. 20) Gelenek hayal değil gerçek bir şeydir, hâl buyken, masaldaki gulyabaniler, konuşan kurtlar, devler, pek zalım üvey analar neyin nesidir? Büyülü kılıçlar, konuşan aynalar, geleceği gören nesneler, cin çıkaran lambaların kaynağı neresidir? İşte, bu bilinmezliklerle bize bambaşka bir dünya sunar masal. Bunu nasıl yaptığı, nasıl başardığı, beş benzemezle yedi olmazı bir araya getirip bize komşu köydeki bir olay gibi sunmayı başaran bir metnin sırrı nedir? Tüm bu sorular belki de yüzlerce araştırmanın, makalenin, kitabın konusu oldu ve olmaya devam ediyor elbette. Ama Marina Warner’in Bir Zamanlar Bir Ülkede adlı kitabı bu literatüre katılan en iyi çalışmalardan denebilir.

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 499 TL

E- Ticaret Sitesi: 799 TL

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter