lim ve ahlâk kahramanı: Yozgatlı İhsan Efendi

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun merhum babasını anlattığı Kaybolan Dünyadan Nurlu Bir Sima Yozgatlı İhsan Efendi adlı eserde zengin ve anlamlı gerçeklerle, tarihî bilgilerle karşılaşıyoruz. Diğer yanda “Bu kitap nasıl vücuda geldi?” sorusunun cevaplandığı sayfalarda yazar, babasının neden ve nasıl “dindar ve muhafazakâr” olduğunu ispatlamaya girişmiş. Oysa İhsan Efendi’nin en azından “âlim ve mücâhid” vasıflarını hak ettiği çok açık.



Ekmeleddin İhsanoğlu, merhum babasını anlatmak için kaleme aldığı “biyografi” kitabına Kaybolan Dünyadan Nurlu Bir Sima Yozgatlı İhsan Efendi adını münasip görmüş. “Kaybolan dünya” ve “nurlu bir sima” ifadeleri size Yahya Kemal’in “İman bir şevk olan zamanlar geçti” mısrasını hatırlatabilir. Bu hatırlayışla bir çeşit gecikmişlik hissine, teslimiyet duygusuna, çaresizlik girdabına düşebilirsiniz. Bu da sizi o tuhaf kıyameti bekleme karamsarlığına yuvarlar ve “elinizdeki fidanı dikme” buyruğunu ve bu buyruğun anlamını unutuverirsiniz.



Doğan Kitap tarafından yayımlanan eserine İhsanoğlu, “Teşekkür” ile başlamış. Kitabın “40 yıllık bir dönemde” oluştuğunu belirten yazarın andığı isimler arasında akrabanın yanı sıra ülkemizden ve dünyadan çok sayıda âlim bulunuyor. “Bu kitap nasıl vücuda geldi?” sorusunun cevaplandığı sayfalarda yazar, babasının neden ve nasıl “dindar ve muhafazakâr” olduğunu ispatlamaya girişmiş. O değerlendirmeleri okurken gülümsemekten kendimi alamadım. Çünkü o babanın “dindar ve muhafazakâr” sıfatlarının sınırlarını ve çağrışım alanlarını aşan yönleri olduğu ve meselâ en azından “âlim ve mücâhid” vasıflarını hak ettiği çok açık.

ZENGİN VE ANLAMLI GERÇEKLER

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun eserini, şahsi yorum ve değerlendirmelerini bir yana bırakarak okuduğumuzda çok zengin ve anlamlı gerçeklerle, tarihî bilgilerle karşılaşıyoruz. “Yozgat yılları” bölümünde şehrin yapısına, gelişmesine, eğitim kurumlarına ve ailenin köklerine, konumuna, macerasına dair değerli bilgiler ediniyoruz. Ağvanlıoğlu Hacı Aziz’in oğlu Mehmed İhsan’ın âdeta doğuştan getirdiği “ilim aşkı” gözlerimizi yaşartacak derecede güçlüdür: Medresedeki odasında, “yatak, yorgan vesaire dengi”ni açmamıştır bile! (s. 55).


Ülkemizde 1923 sonrasında gerçekleşen ve “inkılâp”, “devrim” gibi adlarla anılagelmiş olan hâdiseleri yazarın “memlekette gerçekleşen bazı değişim hareketleri” (s. 65) diye tanımladığını görünce neler hissettiğimi tahmin edebilirsiniz. (Belki de edemezsiniz.)

İhsan Efendi’nin “İstanbul günleri”ne ayrılan sayfalar (s. 73-76), Kelâmî Dergâhı ve çevresindekiler hakkında daha çok bilgi edinme hevesi uyandırıyor.

BAZI SATIRLAR ATLANIYOR

“Kahire’deki ilk yılları ve tahsil hayatı” bölümünde anlatılanlar, Ezher Üniversitesinin tarihi, işleyişi, programları, önemli hocaları, baba oğul ve hoca talebe münasebetleri hakkında zengin ve zenginleştirici bilgiler sunuyor. Abdülaziz Efendi’nin Kahire’deki oğluna yolladığı ilk mektubun başındaki “besmele”yi temsil eden “Bihî”nin görmezden gelinmesini ve mektubun dilinin sadeleştirilmesini ve bu durumun belirtilmemiş olmasını tuhaf buldum (s. 82-83). Abdülaziz Efendi’nin kaleme aldığı “13 kıtalık şiir”in bazı mısralarının eksik okunup yazılması ve bir kıtasının atlanmasını da yadırgadım (s. 114-116). İhsan Efendi’nin her türlü kolaycılığı reddeden ciddiyeti, hakseverliği, fedakârlığı, yüce gönüllülüğü, tok gözlüğü hayran olunacak, gıpta edilecek yüksekliktedir.

“Hayatın gerçekleri” bölümünde İhsan Efendi’nin 1935-1955 yılları arasında Mısır Kraliyet Sarayı’ndaki görevi anlatılıyor. Yıllar süren bu görev, “Osmanlı dönemine ait Mısır ile ilgili 1597 ferman ve on binlerce vesikanın tasnifi, tahlili ve Arapça özetlerinin hazırlanması” görevidir (s. 149). Eğitimine ve birikimine pek de uygun olmayan bu görevi de sabah sekizden öğleden sonra ikiye kadar büyük bir titizlikle yerine getiren İhsan Efendi, ikindiden sonra Sultan Mahmud Medresesinde talebelerinin hizmetine koşar. Ali Ulvi Kurucu’nun naklettiğine göre bir gün şöyle demiştir: “Çocuklar, bugün tercüme ettiğim evrak, ineklere aitti.” (s. 150).


İhsan Efendi, kral tarafından kendisine tevcih edilecek olan ve pek çok kimsenin sahip olmak için can attığı “beylik” rütbesini kibarca reddeder. Teklifi getiren Nesim Paşa’ya “ne siz bana bir teklif getirmiş olunuz, ne ben onu reddetmiş olayım” demiştir (s. 363).

1952 yılında Ayn Şems Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsünü kurmakla görevlendirilen İhsan Efendi, dünyanın dört bir yanından gelmiş çok sayıda öğrenciye hocalık etmiştir. 1955 yılından itibaren Mısır Millî Kütüphanesindeki eserlerin tasnifinde ve katalog hazırlanmasında da emek veren hocaya kütüphane çalışanları, “Mevlana” demektedirler (s. 169). 1960 yılında “İslâm İşleri Yüksek Kurulu” üyeliğine davet edildiğinde “gücünün yettiği ölçüde çalışmalara katılabileceğini” belirtir (s. 176).

Ali Himmet Berkî’nin kaleme aldığı Büyük Türk Hükümdarı İstanbul Fatihi Sultan Mehmed Han ve Adalet Hayatı adlı eseri notlarla zenginleştirerek Arapçaya tercüme etmiş olan İhsan Efendi’nin asıl büyük eserinin yetiştirdiği talebeler olduğunu söyleyebiliriz.

Yozgatlı İhsan Efendi’nin “Allahım bana Menderes’in asıldığını göstermesin” duası kabul olunmuş ve bu mübarek insan, 15 Temmuz 1961 tarihinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur (s. 398).

İhsan Efendi’nin aile hayatı, insan ilişkileri, Mehmed Âkif ile münasebetleri ve Kur’an mealinin akıbeti hakkında tanıklık ve bilgilerin de sergilendiği eser, bize başka eserlerin müjdesini de veriyor. Bu kitapta hayat hikâyesi anlatılan kahramanı tanımakla, iman, aşk, şevk, vecd, heyecan, ümit, cehd, istikamet, nezaket, şefkat, dikkat, rikkat, zarafet, azim, irade, ihtiyat, sabır, muhabbet, cömertlik, sadakat... gibi faziletleri de tanımış olacaksınız.

İbrahim Demirci

Kaynak: Yeni Şafak


Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 890 TL

E- Ticaret Sitesi: 1490

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter