top of page

Dağlar, Altına... Denizler Kana... Topraklar Una Dönüşürse

Bilimcilerin kendilerini şüphenin ve olasılıkların pençesinden kurtardıklarını zannediyorlar ama fena yanılıyorlar.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Dağlar, Altına... Denizler Kana... Topraklar Una Dönüşürse

Tabiat kanunlarını mutlaklaştıranlara göre Hz. Musa (as)’ın asası, yılana dönüşmedi ve zaten dönüşemez. “Çünkü, bir asanın yılana dönüşmesini kabul etmek, fen bilimlerinin gereklilik prensibinin ortadan kalkmasına neden olur. Kaldı ki, küçük bir asadan kocaman bir yılanın doğabileceğine inandığımız zaman bir saman çöpünden veya arpa tanesinden bir delikanlı insan doğabileceğine de kabul etmemiz lazım. Onu da bırakın pekâlâ şimdi gözlerimizle gördüğümüz şu insanın, anasız, babasız olarak birdenbire oluvermesine de kabul etmemiz lazım. O halde şimdi gördüğümüz mesela bir arkadaşımızın dünkü insan olduğunu nereden bileceğiz? İnsan aklına bu tür ihtimallerin kapısını açanların akıl sahipleri tarafından delilik veya bunaklıkla mahkûm edileceği tartışmaya açık bile değil. Asanın yılan olabileceğine ihtimal görseydik, dağların altına, deniz sularının kana, çöplükteki toprağın una, evdeki unun tuza dönüşmesini de mümkün görürdük. Böyle bir kabul ise zaruri olan ilimleri iptal eder, onları geçersiz kılar; insan aklının safsatalara teslimine neden olur.” Acaba?



Bilimcilerin kendilerini şüphenin ve olasılıkların pençesinden kurtardıklarını zannediyorlar ama fena yanılıyorlar. Şöyle ki; kâinatta sürekli meydana gelen hadiseler ya herhangi bir etki olmadan meydana geliyor veya etki sonucu ortaya çıkıyor. Üçüncü bir ihtimalden bahsetmek yersiz. Eğer kâinatta yer alan varlıklar ve olaylar herhangi bir etki sonucu meydana gelmemiştir dediğiniz an “hiçbir şey etkensiz meydana gelmez” kaidesine dayanan fen ilimlerini kökünden söküp attığınız gibi tabiatı da tamamen tesadüflerin kucağına atmış olursunuz. Ama işin garip yanı tesadüfleri ilah gibi görenler, şüpheden korunmak için bazı şeylerin imkânsızlığından söz edip bunun da fen ilimlerinin gereği gibi göstermeye kalkarlar. İnsanın varlığını bile tesadüflere bağlayanların inançları komedi ötesi. Zira kâinattaki varlıkların bir etken olmadan sadece tesadüfle meydana geldiğine inanıyorsanız; bir insanın kendi kendine anasız, babasız olarak meydana gelmesi neden olmasın? Dağların altına, denizlerin kana, toprakların una, unun tuza dönüşmemesinin garantisi nedir? Tüm kâinatı tesadüfe havale ediyorsanız “bazı şeyler olmaz” deme hakkınız kesinlikle olamaz.



Kâinatın bir etki sonucu meydana geldiğine inanmalarına rağmen asanın bir yılana dönüşme imkânını inkâr edenlere de bir bakalım. Kâinattaki etkenin zorunlu; bir tercih edicinin seçimine bağlı olamadan yapılmış bir zorlama olduğunu farz edelim. Fakat bu etken bizzat zorlayıcı olsa yani vacibü'l-vücûd (varlığı kendinden) bizzat bir tabiat olarak etken olsa, bütün şu kâinattaki varlıkların kadîm olması ve âlemde hiçbir değişikliğin bulunmaması gerekirdi. Çünkü kadîm ve daimi olan sebebin zorlamasının doğrudan bir değişken “hâdis”e (sonradan olana) sebep olması çelişkidir. Şu halde söz konusu failin tercihsiz bizzat zorlayıcı olması ihtimali ortadan kalkar. O halde bizzat varlıklar arasındaki muhtelif durumlara göre, bir tercih edicinin bizzat icabına bağlı olması ihtimali kalır ki, buna icabiye (determinizm) tabir olunur. Bu takdirde ise şöyle bir sonuca hükmetmek lazım gelir: Bu kâinatın olayları, varlıklar arasındaki durumların ve orantıların, özellikle gök cisimlerinin değişen durumlarına bağlı olarak değişmektedir. Ve herhangi bir vakitte meydana gelen belli bir olayın o vakte mahsus kılınarak adlandırılması da bunun içindir. Yani, daha önce meydana gelmiş olan olayların etkileri sonucunda ortaya çıkmış olan zaruri bir durumdur. Şu halde göklerde ve cisimlerde garip bir şekil ve çok özel bir durum ortaya çıkıp da yepyeni bir değişikliğe, mesela denizlerin yağ oluvermesine veya bir anda bir hayvan veya bir insan zuhur edivermesine sebep olmayacağı, böyle bir şeyi gerektirmeyeceği ne ile temin olunabilir? O halde zikrolunan gerektirici şart ve sebeplerin hepsi bir anda yeniden geri gelebilir.


Nihayet doğru hükme gelelim. Eşyayı yaratan, eşya üzerinde kanunlar koyan istediğini yapan, kendi iradesiyle tercih ettiği takdirde bulunan kimsedir. Kudretine sınır düşünülemeyen ve istediğini yapan, ne dilerse onu yaratabilir. Ve bundan dolayı tabiatçı filozofların kaçınmak istedikleri ihtimaller her durumda karşımıza çıkmaktadır. Yani, olağanüstülüğü caiz görmekten doğan ihtimaller, ilim anlayışımızda bizi sofistliğe ve şüpheciliğe götürecekse o gibi ihtimallerin hiç bir durumda ortadan kaldırılmasına imkân yoktur. Olağanüstünün imkânsızlığını ispat edebilecek hiçbir delil de mevcut değildir ve bizim varlıklara ait bilgimiz nisbî ve izafî özellikte alelâde bir bilgi olmaktan ileri gidemez.


Gelelim Hz. Musa (as)'ın asasının yılan olmasına... İşte bu mucizedir. Meydan okumadır. Kâinatta tam bir düzen var ve bir peygamber bu düzene meydan okuyor. Bilimciler, şaşkın. Onlar da sadece akıl yok, mucizeyi ikrar edecek haysiyet de yok. Firavun'un sihirbazları iman etmişti. Bunlar ise halen gevezelik peşinde.

Commentaires


bottom of page