top of page

Kocalar, Anne ve Babadan Daha Çok Sever

Annenin şefkati kocadadır. Keza babanın kızına titremesi de. Ağabey, dayı, amca… Hepsini toplayın sonra birkaç katı ile çarpın yine de kocanın sevgisine yetişemez.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Kocalar, Anne ve Babadan Daha Çok Sever

Hanımlarını… Kocalar; hanımlarını, hanımlarının anne ve babasından daha çok daha fazla severler. İlk bakışta garip gibi gelse de hakikat bu. Bu hakikati değişik açılardan açıklayabiliriz.

“O, sizi tek nefisten yaratmış sonra ondan eşini yapmıştır. Hayvanlardan da sizin için sekiz eş indirmiştir. Sizi annelerinizin karnında üç karanlık içerisinde….” (Zümer Suresi: 6)

İnsan, tek nefisten yaratılmış, ondan da eşi var edilmiştir. Eş, kocanın nefsinin bir parçasıdır ve bir başkasını sevmenin ilk şartı kişinin kendisini sevmesidir.


Buhari'de zikredilen bir hadis-i şerife göre Hz. Ömer (ra), Peygamberimize (sav); "Ya Resulullah (sav) nefsim hariç seni her şeyden çok seviyorum" deyince, Peygamberimiz (sav) "; “..Hayır, canım elinde olana yemin olsun ki sana kendi canından da daha sevgili olmadıkça olmaz" buyurmuştur.


Hz. Ömer (ra)'in sözleri bir duygu patlaması değildi. O, akıllı ve zeki bir insandı. Biliyordu ki kişi kendisini ne kadar çok seviyorsa, başkalarını da o kadar çok sever. Birisine "nefsim hariç seni her şeyden çok seviyorum" demek aslında "seni çok ama çok seviyorum" demekle eşdeğer. Hatta bu SINIRSIZ SEVGİ ANLAMINA DA GELİR. Kendinizi sevdiğiniz oranda başkalarına da sevgi gösterebilirsiniz. Kendisini sevmeyen hiç kimseyi sevemez. Kendini sevme olgusunu anladığında aslında sevginin ne olduğunu da anlarsın...


Acıkırsan yemek yersin. Mümkün mertebe ihmal etmezsin yemek yemeyi. Hatta lezzetli yemekler yemek istersin. Güzel giyinmek istersin. Gezmek dolaşmak dilersin. Gözün gibi korursun gözünü... Acıya dayanamazsın, hasta olur muyum diye korkarsın. Kendinden ayrılmak istemezsin; ölümden çekinirsin. Bencil olmayan ama benliğinin şuurunda olan insanın birisine "nefsim hariç seni her şeyden çok seviyorum" demesi muazzam bir söz... Ayrıca dediğim gibi buradan sevginin ve sevginin gerektirdiği her şeyi anlarsın. Şöyle ki;


Sevgi, sürekli sevdiğinle ilgilenmek, ihtiyaçlarını gidermek, sevdiğini mutlu etmeye çabalamak, sevdiğine gözün gibi bakmak... Ondan hiç ayrılmamak, ayrılma endişesi yaşamak... İşte sevgi bu... Gerisi sadece kelime hipnotizması...


Peygamberimiz (sav), Hz. Ömer (ra)'in sevgisini yeterli görmemiş ve Kadı Iyaz'ın deyimiyle adeta şöyle demiştir: “Bana itaat uğrunda nefsini telef etmedikçe ve benim rızamı helakin pahasına da olsa kendi heva ve hevesine tercih etmedikçe beni sevme davasında doğruyu söylemiş olmazsın."


Peygamber (sav) sevgilerin zirvesidir ve aslında kendinde dâhil olmak üzere tüm sevgilerin hem koruyucusu hem de devam ettiricisidir ve kendini sevmeye engel de değildir. Meselenin en önemli yanı şurasıdır. Akıl ile var olduğumuzun farkına varıyoruz. “Düşünüyorum öyleyse varım.” Aklı ise zorunlukların zorunlu, imkânsızların ise imkânsız olduğunu tabi olarak bilen güç olarak tarif etmemiz mümkün. Bu noktada düşünüyorum öyleyse varım diyen varlıklar kendilerini var edene yani zorunlu varlığa ulaşırlar. Esasen zorunlu ve imkânsız varlığı tespit etmeyen, edemeyen birisi kendi varlığından bile şüpheye düşecek, şüphesini bastırmak için gerek zihni gerekse de duyusal olarak “çılgınlıklara” imza atarak var olduğunu hissetmeye çalışacaktır. İşin bu noktasında aklı ile zorunlu varlığı tespit eden kimse ise zorunlu varlık ile kurduğu kesin, mutlak ve mükemmel ilişkiyi devam ettirebilmek, akıl ve duyu arasını düzende tutmak için kendisine varlık şuuru kavuşturan zorunlu varlık ile tıpkı akıl gibi mükemmel, kesin, mutlak bir aracıya yani elçiye (peygambere) ihtiyaç duyar. Peygamber, kişinin oradan oraya savrulmasını engeller, insanın benlik duygusunun kaybolmasına bariyer kurar. İşte bu yüzden Peygamber sevgisi en üstün, en yüce sevgidir ki, O’nu benliğinden bile çok sevmeyenler, istese de istemese de benliklerini de kaybedeceklerdir.


Benciller sevemezler... Zira onlar sevginin vermek olduğunu bilmezler...


Kibirliler sevemezler; onlar aynada gördükleri kişinin farklı olduğunu zannederler ve kendilerini değil hayallerini süsleyen "kendilerini" severler. Kendilerini aldatırlar. Kendisini bile aldatan kişi kendisini nasıl sevsin. Kendini çok sev... Hem de çok... Kendini sevmiyorsan kimseyi sevmiyorsun demektir. Sevgi, anlık duygu patlaması değildir. Birine "seni seviyorum" demek ebediyyen seninleyim demektir. Kesintili sevgi olmaz. İbn-i Abidin (rh.a); "Cennette dünyada var olan iki ibadet de devam edecektir. İman ve nikâh." Sevgi ebedidir. Sevgi ibadettir.


Dolaysıyla kocanın sevgisi adeta bir parçasını sevmesidir ki eş onun nefsinin tamamlayıcısıdır. Bu sevgiyi ancak bir koca gösterebilir.


İkincisi: Anne ve babaların kızlarına olan sevgisi geçmişe yöneliktir. Onlar için kızları, biricik kızlarıdır ama hep o küçük kızdır. Kocanın karısına gösterdiği sevgi ise hem geçmişi içine alır hem de istikbale kanat açar.


Öncelikle… Kocanın, hanımından çocukları olacak. Doğan her bebede, kocanın hanımına sevgisi katlanarak çoğalır. Aslında… Evet, aslında kocanın hanımına sevgisi sürekli artar. Anne ve baba mı? Onların sevgisi alışmayı (alışkanlığı) göz ardı edersek genelde sabittir. Kaldı ki. Anne ve babanın kızlarına olan bağı giderek zayıflar. Genç kızın da belli bir yaştan sonra evden ayrılıp bir an önce gerçek evine (kocanın yanına) gitme duyguları depreşir.


Koca, karısına baktığı her an mutlu olur. O’nun yüzünün tebessümden ayrı kalmasına tahammül edemez ve bilinçaltında “ben gülüme ne yaptım” soruları uçuşur.


Kadın… Nöbetçidir kadın. Askerlik yapanlar veya askerlik bilgisi olanlar bilir. Askerde en önemli görev, en mukaddes vazife nöbettir. Nöbetçi olması hesabıyla ailede en önemli görev kadına aittir. Nöbet meselesine burun kıvıranlara minik bir hatırlatma. Pandemi döneminde okullar kapanınca çalışan anneler neye döndüklerini şaşırdılar. Çocuklarını kreşe veya okula atan anne ve babalar; evde nöbetçi olmadığını esefle görmüş ve çocuklarını atacak bir yer de bulamamışlardır.


Annenin şefkati kocadadır. Keza babanın kızına titremesi de. Ağabey, dayı, amca… Hepsini toplayın sonra birkaç katı ile çarpın yine de kocanın sevgisine yetişemez.


Allah, kadınları erkeklere (kocaya) emanet etmiş. Allah’ın emaneti onlar. İnci onlar. Mukaddes mi mukaddes. Başın tacı, evin sultanı. Emanet ise kocada. Ne anne de ne de babada. Evlenmeyen kızla annesi arasındaki ilişkiler zamanla pörsür. Baba, kızını belli bir yaştan sonra takip edemez. Bir tek koca sahip çıkar inciye. Herkes bilir; emanet ehli dışına verilince zayi olur. Âlemlerin Rabbi, emaneti hiç ehli olmayana verir mi? Erkek ne kadar da asildir; herkesten çok sever hanımlarını.


Leyla ile Mecnun kim? Kim ki? Kavuşamadıkları için destan olmuş. Ne büyük haksızlık. Oysa evli bir Mecnun, Leyla’sını o kadar çok sever ki. Leyla ile Mecnun destanı bir anda basit, adi, adını anma değmez bir hikâyeye dönüşür. Her evlilik, Mecnun’un Leyla’ya aşkının muazzam destanı.

Comments


bottom of page