1/3
Ara

Kimliğim ortaya çıkmayaydı iyiydi

Günlerdir sosyal mesafeye dikkat edin diye çırpınan sağlık bakanının bütün çabaları bir anda unutulmuştu. İnsanlar yapış yapış, hıncahınç dolmuşlardı marketlere. Korona virüs salgını sürecinde kurulan bilim kurulunun bir üyesi “günlerdir kürekle kar temizliyorduk, şimdi çığ düştü” diyesiymiş.

Hayır üstad, yanılıyorsunuz, buna Anadolu irfanı denir.


Vahdettin İnce

Ankara Ekspresi


Gecenin karanlığında balkonda oturmuştum. Bir elimde çay bardağı, öbür elimde (…), yıllardır jupiter fiziğine kafa yoran bir dostumun balkondan düşen iki nohut tanesinin üst üste gelme ihtimali üzerine geliştirdiği hipotezleri düşünüyordum, ben ve keyfimin kahyası! Son kertede öbür elimdeki (…)dan bir yudum çektim, üzerine bir yudum çay içtim. İkisinin etkileşiminden olsa gerek beynim birden hareketlenmeye başladı. Bir Zaza’nın yıllardır çözemediği bu problematiği bir Kurmanc hiç çözemez dedim ve biraz daha soğumuş çaydan bir yudum alarak, öbür elimdeki sönmeye yüz tutmuş (…)yı dudaklarımı takatını tüketircesine büzerek içime çekmeye çalıştım. Hafiften ama üşüten cinsinden esen bir rüzgar sıkı yönetim zaptiyesi edasıyla eve gir alarmını veriyordu.


O sırada küçük oğlumun sesi duyuldu: “Arka taraftaki bakkala girmeyi çalışıyorlar!” Nasıl yani?...  e tabi, dedim, herkes gönüllü karantina nedeniyle evine çekilince hırsızlara gün doğdu. Sokağın ıssızlığını fırsat bilerek bakkalı soymaya kalktılar. O anda ilk aklıma gelen şey, bir pompalımın olmayışıydı. Pencereden şöyle havaya bir el ateş ederdim, hırsızlar çil yavrusu gibi kaçacrlardı. Bir olağanüstü gelişme karşısında ilk aklınıza gelen şey sizin kimliğinizi ele verir. İstediğin kadar Jüpiter fiziğine dair hipotezlerle uğraş, sen bir köylüsün dedim. Ateş etmek ne ya? Kaldı mı? hangi asırda yaşıyoruz?...benzeri tarizler soldan soldan hücum etmeye başladı hafiften kızarmaya başlamış yüzüme doğru. Yıllardır örtmeye çalıştığım kimliğim ortaya çıkmıştı.

Saat gece on civarıydı. Balkona çıktım tekrar. Sokağın içine doğru baktım. Her gün öteberi aldığımız bakkalın önünde elli altmış kişilik bir grup birikmiş. Gözlerimi ovuşturdum. Hayır, doğru görüyordum, insanlar bakkalın önünde birikmişler ve sayı gittikçe de artıyordu. Yağma başladı demek ki dedim. İnsanların nevalesi tükenmişse demek ki. Kızım bu sefer seslendi, baba saat on ikiden sonra sokağa çıkma yasağı ilan edildi, dedi. Bakkala baktım, ışığı yanıyordu. Sahibini fark ettim sonra. Hiç de soyulmuş ya da dükkanı yağmalanmış gibi davranmıyordu. Sonra anladım komşular aramış. İki günlük sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, almamız gereken ihtiyaçlarımız var diye.


Bir kez daha köylü kimliğim devreye girdi. İki günü iki sene gibi düşündüm ve ev halkını göç zamanıymış  gibi organize ettim. Büyük oğlumu aşağıdaki fırına alabildiği kadar ekmek almaya gönderdim. Küçük oğlumu bakkala çekirdek, fındık, fıstık türü nevaleler, özellikle ve hassaten kola almaya,  ortanca oğlumu her gün en fazla elli liralık benzin koyduğum arabanın deposunu doldurmaya gönderdim. Kendimi ani göç kararı almış aşiret reisi gibi hissediyordum. Etrafa durmadan emirler yağdırıyordum.  Heyderan aşireti reisi Kor Hüseyin Paşa görse kesin işte benim varisim bu derdi. İleride karşımıza ne çıkacağını bilemediğimiz için ne bulursak toplamalıydık. Biz avcı toplayıcı bir halktık neticede. Hanımdan da bir liste yapmasını, eksik ne var ne yok bana yazmasını istedim. Yuh! dedim, kıtlık mı var, listeyi görünce. Neticede ben de kendimi sokağa attım. İki gün bu…az mı?...ne olur ne olmazdı. (Bu arada elimde akıllı telefonum, kıtlık varmış gibi marketlere hücum eden yurdum insanını eleştiren tvitler atmayı da ihmal etmiyordum.)


Bir saat kadar sonra hepimiz evin ortasında toplandık. Kim ne toplamışsa ortaya koyduk. Bunları bir an önce yemek için ağzımızın suyu akıyordu. Mağaranın (pardon lüks bir semtin, köprüye beş dakka uzaklıktaki Avrupai bir sitenin, nezih ve son derece kültürlü insanların oturduğu bir apartmanın bilmem kaç artı bir dairesinin) ortasında şöyle bir kaykıldım. Büyük bir gönenç içinde tamam dedim, bunlar bizi üçüncü günün sonuna yetiştirir. Televizyonun karşısına geçip az önce yedi sekiz paket aldığımız kahveyi yudumlamaya başladım.  Ülke ayağa kalkmış. Bazı şehirlerde bir saat içinde gecenin karanlığında semt pazarları kurulmuş. Sokağa çıkma yasağı otuz büyük şehir ve Zonguldak ile sınırlı olduğu halde bazı şirin şehirlerde halk marketlere hücum etmiş ve belediye, sevgili sevimli yurttaşlarımız sakin olun, biz büyük şehir değiliz diye anons yapmak zorunda kalmış. İstanbul’un bazı semtlerinde ekmek için kavga eden insanların görüntüleri dolaşıyordu.

Günlerdir sosyal mesafeye dikkat edin diye çırpınan sağlık bakanının bütün çabaları bir anda unutulmuştu. İnsanlar yapış yapış, hıncahınç dolmuşlardı marketlere. Korona virüs salgını sürecinde kurulan bilim kurulunun bir üyesi “günlerdir kürekle kar temizliyorduk, şimdi çığ düştü” diyesiymiş.

Hayır üstad, yanılıyorsunuz, buna Anadolu irfanı denir.




Derin Bakış

mirkitap.com - Alışveriş, Kitap Kültür

Akyol mah. Atatürk Bul. No: 111/B Şahinbey - Gaziantep