top of page

Kendi Yalanlarını Felsefe Zanneden Kişi: Teoman Durali

İlk yirmi dakikada arşa kadar ulaşan yalanları bir robot edasıyla söyleyen Teoman, 20 dakikadan sonra söylediği yalanları önce hakikat olarak ifade etmiş ve programın devamında “tartışılabilir” kendi fikirlerini söylemeye başlıyor. Tartışılabilir dediği zırvalar ise “mutlak yalana ve akılsızlığa” programın sonrasını da ciddiye almaya gerek yok.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Kendi Yalanlarını Felsefe Zanneden Kişi: Teoman Durali

Bir yalanı söyleyenlerin sayısının çokluğu yalanı doğru yapmaz sadece daha büyük yalan yapar. Geçmişi karanlık, geleceği belirsiz, şimdiki hali perişan olan tarihçilerden ve felsefecilerden önemli bir çoğunluğu herhangi bir dayanak noktasına dayanmadan kurgu insanlık tarihi yazmaktan ve bu kurguları üzerine felsefe üretmekten özel bir zevk alırlar. Lakin bu zevkleri içerisinde kendileri aksini iddia etse de akıldan yana bir pay bulunmaz.

Felsefecilerin aklını kullandıkları zannedilir. Oysa onlar bir tarafa akıl bir tarafa. Sonsuza kadar uzaması mümkün olan mantık zincirlerinin birini esas alarak üst felsefe ürettiklerini zanneden felsefede ortaklık yaptıkları dostları genelde tarihçilerdir. “Yalan söyleyen tarih utansın” diyecek bazıları oysa karşımızda asla doğru söylemeyen ve söylemesi de mümkün olmayan bir çete ile karşı karşıyayız.

Kurgu tarih anlayışında aklın yeri olmadığı gibi haber vesikalarının da herhangi bir kıymeti yok. Hiçbir olay ve olgu için gerçekten olmuş mu olmamış mı diye zahmete girmeye gerek yok. İnsanlık tarihine yönelik kurguları şöyle işler: İnsan doğar, ilk anda zavallıdır ve başkalarının bakımına muhtaçtır. Önceleri emekler sonra yürümeye başlar. İlk gıdası sıvıdır ve kendi başına yemek bile yiyemez. Konuşamaz ama daha sonra birkaç kelimeyle konuşmaya başlar. Biraz büyüdükten sonra okuma yazmayı öğrenir. Alet kullanmaya başlar ve kendi başına yemek yemeye başlar. Gençliğe adım attığında karşı cinse ilgi duyar; evlenir, meslek sahibi olur… Çocukları olur ve aile içerisinde hiyerarşi oluşur. İşte bu süreç insanlık tarihine kurgulanır.


“İlk insan yemek yemeyi bile beceremez, doğadaki bitkileri yerdi ama sonra ateşi buldu. Aletler yaparak avlanmaya başladı. Yabani hayattan korktuğu için kendini koruyacak aletler yaptı ve ev kurdu kendisini. Yazıyı buldu (yazı neredeydi acaba?) ve konuşmaya başladı. Sonra cinselliği keşfetti ve çocukları oldu. Aile kurduğu için ailedeki ihtilafları çözmek için kanunlar icat etti. Aileler arası ihtilafları çözmek için devletler kurdu ve savaştı.” Yeni doğan bebeğin hayatını tarihe kurgulayan bu kurgunun insan hayatını tersinden okumaktan başka bir anlamı yok. Öyle bir kurgu ki sadece akla değil mantığa da aykırı.


Meselenin özü şu: Felsefeciler ve tarihçiler insanı doğumdan bu yana gözlemliyorlar ve bu gözlemlerini insanlık tarihine uyarlıyorlar ve bu uyarlamalarını bilimsel hakikat diye pazarlıyorlar. Yani baştan-aşağı yalana dayalı kurgu. Zira bunun gibi uyduruk bir tarih kurgusunu yazıya döküp konuşamasa da hayvanlar bile yazmaktadır. Onlar da çocuklarının doğumunu ve büyümesini görüp gözlemliyorlar. Duyusal gözlem üzerine kurgulanan tarih anlayışının ve evrimci bakışın göz ardı ettiği iki unsur mevcut: Akıl ve haber olgusu.


Akıl, bir ucu zorunluklara diğer ucu da imkânsıza uzanan mutlak bağlayıcı güç. Bu güç, tarih yazımında bile duyuları aşan hatta duyuları doğru anlamaya vesile olan güç. Bu gücü kullanarak insanın bebeklik çağında hayata tutunabilmesi için bir anne ve babasının olması gerektiğini bu anlamda ilk insan topluluğunun ilkel olamayacağını kolayca anlarsınız. Bu kapsamda kolayca aklın evriminin de mümkün olmadığını kavrarsınız. Oysa kendisini felsefeci olarak tanıtan Teoman Durali, insanlık tarihini değerlendirirken aklı bir kenara bırakmış ve duygularıyla kurgu bir şablonla yalan pazarlamakta ve dahası yalanları kesin doğru olarak lanse etmekten kesinlikle utanmamaktadır.


Öncelikle tarih belgelere yani haber olgusuna dayanmalıdır. Öyle bir dayanmalıdır ki ister kurgularımıza uygun olsun isterse de olmasın. Pek tabii ki haberlerin aklın muhkem kaidelerine aykırı olmaması şartı ile. Akli sabitleri olmayan kimseler, kapalı devre mantık örgüsü ile kendilerine sonsuza kadar uzanabilecek bir anafor oluşturabilmektedir. Bir örnek verelim.

Bir an için aklı yok farz ederek bilgisayarımın var olmasının nihai derecesini tespit edelim. Karşımda duran bilgisayar, fabrikada üretilmiştir. Fabrikayı a kişisi kurmuştur ve a kişisine b kişisi fabrika kurmayı öğretmiştir. B kişisine de c ve sonra c’ye de d… Bu silsileyi geriye doğru sonsuza kadar uzattığınızda nihayet olmayacak ve ortada üstünde konuşacağımız bilgisayar hayal olup gidecektir. Zira geriye doğru sonsuz olanın bugün var olması mümkün değildir. Oysa her şey bir mantık kurgusunda ilerlemekte idi ama akıl olmayınca bu mantık var olanları bile yok etmektedir. Hikâye aynen “tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan çıkar” sorusunun cevabına döner, kısır döngü ortaya çıkar ve nihayet ne tavuk meydana gelebilir ne de yumurta. Akıldan yoksun mantığın nihai neticesi mantığın bile yok olmasına vesile olur. İşte bu sebeple felsefeciler asla akla uygun söz söyleyemez onlar, duyusal zemini aşamazlar.


Teoman Durali, felsefecilerin geneli gibi aklını bir kenara bırakarak evrime inanmakta ve evrimin de İslam’a aykırı olmadığını söyleyerek ilk insanın Hz. Âdem (as) olmadığını iddia ediyor. Durali, İslam’ı tahrif etmesini ve İslam adına yalan söylemesini bir kenara bırakalım, zırvaları akla ve tarihe bile aykırı. Şöyle diyor Durali:


"Evrim de art arda gelen bir olaydır. İnsanlar, “Falanca türün benzeri filanca türdür, niye bunlar benziyor?” diye sormuşlar. “Herhalde o B türü, A türünden çıkmıştır” diye yanıtlamışlar. Nasıl ki bir çocuk annesine, babasına benziyorsa ve onların arasında bir rabıta varsa, türler arasında da böyle rabıtalar var. Allah’ın nasıl yarattığını bilmiyoruz. Âdem ile Havva ayrı bir konudur. Dinde mecazlar çok fazladır. Âdem, insan olma bilincini yaşayan ilk kişi. İlk insan değil ama ilk insan olma bilincini taşıyandır. Çünkü insan iki katlı bir varlıktır. Bir, tümüyle biyolojik olan bir yanımız var; bu bizim beşer tarafımızdır. Bu, canlılarla olan akrabalığı- mızı verir. Ama bir de bunun üstünde, açıklayamadığımız, maneviyat diye belirlediğimiz bir yanımız var. Bu bizim dirimsel tarafımızdan mı gelmektedir, yoksa apayrı bir yapılanmanın sonucu mudur, tartışma buradadır."


Öncelikle insanı diğer varlıklardan ayırt eden akıl, evrimi mümkün olmayan mükemmel bir varlıktır. Esasen aklın mükemmel olduğunu tüm dinler, sosyal sistemler, devletler kabul etmişler ve bu yüzden insanı sorumlu kabul etmişlerdir. Akıl zorunlukları bilmek olduğundan bağlanmanın ve bağlamanın son noktasını oluşturur. Bu yüzden aklın kaideleri asla yanlışlanamaz. İşte bu yüzden ilk insanın ilkel bir varlık olduğunu kabul edersek ilkel yani akılsız varlıkların aklı nerede buldukları ve bulsalar bile akılsızlıklarıyla aklın değerini nasıl takdir ettikleri sorusu havada kalır. Biraz akıl aslında akılsızlıktır ve bu sebeple akıl insana tek seferde verilen mükemmel bir güçtür ve aklın ötesi sadece ve sadece deliliktir.


Teoman Durali hem evrim teorisine pek fazla kıymet vermediğini söylemekte hem de ilk insanla ilgili kendince bir senaryo yazmakta. Senaryosunun ise hiçbir şekilde delili yok. Daha sonra “galiba Kur'an'ın insanın yaratılışı ile ilgili nasslarını ise mecaz “diye kestirip atıyor. Hâlbuki bir karina ve akla aykırı bir şey yoksa kelamda asıl olan kelimelerin manası ne ise sözün o şekilde yorumlanmasıdır. Kur'an, insanın topraktan yaratıldığını, ona ruh üflendiğini ve ilk insanın ise Hz. Âdem olduğunu beyan ediyor. Teoman Bey ise kendince bir senaryo yazıyor, kafasından uydurduğu senaryoya aykırı olan hakikati mecaz diye mahkûm ediyor. Hâlbuki akıllı tüm insanlar aklın evriminin mümkün olmayacağını tabi olarak bilir.


Kaldı ki...


Biz Teoman Durali'nin saçma sapan senaryosuna neden inanalım? Onun mecaz diye kestirip attığı hükme niçin inanalım? Kur'an nassları ve hadisler var iken O'nun mecaz diye kestirip atmasının ne anlamı olabilir? İnsanın keşke Teoman kendisini evrimci olarak lanse etseydi diyesi geliyor. Zira bu kadar büyük saçmalıkları evrimci bile söyleyemez.


Ayrıca evrim teorisi, tarih ilkelerine de aykırıdır. Haberler ikiye ayrılır. Doğru Haber ve Yalan Haber... Elbette bu iki haber arasında mütevatir (kesin) haber, sahih haber, zayıf haber şeklinde sınıflar mevcuttur. Tarih ilmini öğrenmek için elimizde bulunan en önemli araç haberlere dayanır. Haberler; belge, dilden dile anlatılan sözler olabilir. Eğer gerçeklerin peşinde isek bu araçlara doğru haberin tekniğini uygulamamız zaruri.


Modern zamanlarda insanlık tarihini inceleyen modern yazarların geneli tarihi incelerken haberler faktörünü göz ardı ederek bir takım şablonlarla kurgularla tarihi tespit ederler. Bu kurguları yani yalanları gerçek zannetmelerinin temel sebebi akıllarını kaybettiklerinden kaynaklanır. Zira onlara göre bilimsel alandaki gelişmeler ile insan eşit varlıktır. Oysa bilimsel bilgi; deney ve gözlem yolu ile elde edilen bilgidir ve bu bilgi en nihayetinde duyusal bir bilgidir. Duyusal bilgide ise biraz gelişmiş olmakla birlikte hayvanlarla ortağız. Bu paradigmada insan, hayvandır modern insan ise biraz gelişmiş hayvandan başka bir şey değildir. Bir kere hayvanlığınızı kabul edip aklı görmezden gelince oturduğunuz yerde basit kurgularla tarih yazabilirsiniz.


Habertürk’teki programda ilk 20 dakikada saçma sapan ve tamamı yalana dayanan hezeyanları cömertçe sergileyen Durali, kafasında uydurduğu yalanları tartışılması “imkânsız” fizik gerçek gibi niteliyor. İnsanlık, önceleri “cinsellik” nedir bilmezmiş. Avcılığı 200.000 yıl sonra öğrenmiş, insan. İlk yirmi dakikada arşa kadar ulaşan yalanları bir robot edasıyla söyleyen Teoman, 20 dakikadan sonra söylediği yalanları önce hakikat olarak ifade etmiş ve programın devamında “tartışılabilir” kendi fikirlerini söylemeye başlıyor. Tartışılabilir dediği zırvalar ise “mutlak yalana ve akılsızlığa” programın sonrasını da ciddiye almaya gerek yok.


Doğruluğu mucizelerle kanıtlanmış Hz. Muhammed (sav) ve O'na indirilen Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim'e göre ilk insan aynı zamanda ilk Peygamberdir. İlk insan ilkel bir varlık değildi aksine peygamberdi. Ateş ilk insandan bu yana kullanılıyordu. İlk insana, sosyal hayatı düzenlemesi için Allah katından sayfalar gönderilmiştir. Bu anlattıklarımın tamamı habere hatta doğru habere dayanmaktadır. Teoman Durali ise aklı bir kenara bırakmış, yalan dolanı felsefe olarak pazarlayan birisinden fazlası değil. Ciddiye almaya gerek yok.

Comments


bottom of page