Kemal Tahir



Esir Şehrin İnsanları


Bazı yazarlar vardır ki bir milletin ve dilin bütün esaslarını tüm incelikleriyle idrak edebilmek için birçok hususu okuruna başarıyla aktarır. Türk edebiyatının ölümsüz yazarlarından Kemal Tahir, Türkiye ve Anadolu Türk tarihi için şüphesiz bu yazarlar arasında yer alıyor.


Kemal Tahir’in Esir Şehir Üçlemesi adıyla bilinen nehir roman serisinin ilk kitabı Esir Şehrin İnsanları; yazarın tıpkı diğer eserleri gibi toplumsal geçmişi okura yalnızca anlatmakla kalmıyor, o dönemi baştan sona hissettiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından “100 Temel Eser” kapsamına alınan roman, bu yönüyle Kurtuluş Savaşı öncesi neşredilen kitaplar arasında edebi açıdan en güçlü eserlerden biri olarak öne çıkıyor.


Türk Tarihine Roman Penceresinden Bir Yolculuk


Osmanlı’nın son yıllarındaki Mütareke Dönemi’ni konu alan Esir Şehrin İnsanları, İstanbul’un direnişini ve bu süreçte Osmanlı toplumunun tutumunu gerçekçi bir şekilde işliyor. Eserde “İstanbul Hükümeti yanlıları”, “Kuvayımilliyeciler” ve “vatanın gidişatını önemsemeyenler” olmak üzere üç temel tipe yer veriliyor.


Ana kurgu olarak bu üç grubun fikir çatışmalarını temel alan Esir Şehrin İnsanları, söz konusu dönemin ideal aydın tipini, romanın başkahramanı olanPaşazade Kamil Bey üzerinden ortaya koyuyor. Milli Mücadele dönemi eserlerinin ortak özelliği olarak eğitimli bir Osmanlı gencinin içsel çatışmaları düzleminde ilerleyen Esir Şehrin İnsanları, nihayetinde kurtuluş için sahip olunması gereken fikirsel olgunluğa ulaşma sürecini konu ediniyor.


Anavatana Dönüş ile Başlayan Mücadele


Romanın başlangıcında Kamil Bey, II. Abdülhamid’in vezirlerinden Selim Paşa’nın tek çocuğu olarak anlatılıyor. Batı yaşam tarzı ve düşüncesi ile yetiştirilen Kamil Bey, babasının vefatı üzerine büyük bir mirasa konarak eşi ve kızı ile birlikte Avrupa’da yaşıyor. Maddi sıkıntılar nedeniyle Birinci Dünya Savaşı başladıktan iki yıl sonra İstanbul’a dönen başkahraman, sonrasında Milli Mücadele hakkında doğruları öğrenerek vatanına karşı görev bilinciyle hareket etmeye başlıyor.


En Sevilen Kitaplara Hemen Şimdi Sahip Olun!


Kemal Tahir’in ölümsüz eseri Esir Şehrin İnsanları, tarihin acılarını ve mücadelelerini gerçekçi olduğu kadar sürükleyici bir anlatım ile ele alıyor. Her kitaplıkta olması gereken bu eseri hala okumadıysanız hemen şimdi sipariş verin, Milli Mücadele dönemini Kemal Tahir’den okumanın tadını çıkarın!



"Kurtlukta düşeni yemek kanundur" korkusunu her an enselerinde hissederek yaşayan köşeye kıstırılmış, kendileriyle ve geçmişleriyle, içinde bulundukları zamanla hesaplaşan insanları anlatıyor Kemal Tahir, Kurt Kanunu'nda. Cumhuriyetin en bunalımlı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen "İzmir Suikasti" olayına karışan ve karıştırılanların dramı olarak da okunabilecek roman, İttihatçılar arasındaki iktidar kavgasını ve tasfiye sürecini de acımasız bir yalınlıkla ve özeleştiriyle ortaya koyuyor.


Esir Şehir Üçlemesi'nde taşıdığı umudu Yol Ayrımı'nda yitirmeye başlayan Kemal Tahir, Kurt Kanunu'nda mücadelenin kime ve neye karşı yapıldığının pek de öneminin kalmadığı günleri -hayal kırıklığını satır aralarına gizleyerek- ustalıkla betimliyor.


Esir Şehir Üçlemesi'nin ikinci cildi 'Esir Şehrin

Mahpusu'nda, Kâmil Bey hapistedir; kendisiyle, ailesiyle

ve ait olduğu Osmanlı aristokrasisiyle derin bir

hesaplaşmaya girişir. Çürümüş, işbirlikçi aileler,

Anadolu'da gitgide güçlenen Kuvayı Milliye direnişi ve

hapiste, korkunç bir dram içinde, yapayalnız, kendisini

Kurtuluş Mücadelesi'yle yeniden yaratmaya karar veren

Kâmil Bey...


"Romancının, romanını yazacağı toplumu, o toplumun

insanlarını 'tarihsel gelişimi içerisinde inceleyip,

meydana vuracağı özelliklerden, bugünün ve geleceğin

zorluklarının çarelerine sağlam dayanaklar bulmak'

zorunda olduğunu; bunun için hazır kaynaklar yoksa, bu

roman dışı incelemelerin de romancı tarafından yapılması

gerektiğini, bunsuz bir roman yazılamayacağını, romancı

olunamayacağını da ilk vurgulayan Kemal Tahir olmuştur."


-Mehmet H. Doğan-


Devlet Ana', Osmanlı kurulmadan önceki Anadolu'nun görünümünü üve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, onların güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarmaktadır. Kemal Tahir'iin en önemli romanı olarak gösterilen 'Devlet Ana', onun düşünce yapısını da en iyi yansıtan eserlerinden biri sayılmaktadır.


"Kemal Tahir, tarihi ve toplumu hakkındaki orijinal ve sağlam görüşlerinden hareket ettiği için hem 'mahalli ağızları', hem Türkçe'nin küçümsenmiş ve unutulmuş nesir dilini hem de yeni imkanlarını kaynaştırarak ve aşarak kullanabilirmiştir. Eserlerindeki eşsiz dil ve üslup güzelliğinin kaynağı bu davranıştadır. Daha önceki romanlarında da görülen bu özellik 'Devlet Ana'da en yüce noktasına erişmiştir. Türkçe'nin unutulmuş olan dehası bütün boyutları, zenginliği ve haslığıyla ilk olarak Kemal Tahir'in eserlerinde kendini göstermektedir." - Selahattin Hilav-



Kemal Tahir'in F. M. İkinci adıyla "çevirdiği", 1 Mayıs 1955 tarihli Lükres'in Günahları'nın giriş sayfasında yazar adı bulunmuyor. Hemen her satırıyla "Mayk Hammer çevirmeni"nin kendine özgü üslubunu yansıtan bu küçük kitap, okurların fark edeceği gibi daha ziyade bir telif eser havasına sahip. Bir çeviri olarak kabul edildiği takdirde bile, Kemal Tahir'in serbestçe kalem oynattığı "özel bir çeviri" sayılabilir ancak. Dönem okurlarının zevkli saatler geçirmesi için Borjiya'ların, özellikle de "Lükres Borjiya"nın tarihinden daha elverişli bir konu bulmak kolay değildi. Halk Plajı'ndan sonra, hemen her satırı skandallarla dolu Lükres'in Günahları da bizi bir kez daha 1950'lerin renkli yayıncılık dünyasına davet ediyor…


Kemal Tahir, ölümünden sonra yayımlanan romanı Karılar Koğuşu'nda Malatya Cezaevi deneyimlerini, İkinci Dünya Savaşı yıllarının Türkiyesini anlatmak için kullanır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'na katılacak mı? Katılacaksa Almanların yanında mı müttefiklerin yanında mı yer alacak? Savaşın belirsizliği, insanları daha büyük bir sefalete sürüklerken Murat, mahkumların seslendikleri biçimiyle İstanbullu, hapis hayatının zorlukları içinde, giderek bayağılaşan, bayağılaştıkça her şeyi yapabilen insanların yaşamına tanık olur. Bu tanıklık, "kötü yola" düşmüş kadınların, cezaevine gelmesiyle yeni bir biçim kazanır. "Ahlak ve namus kavramları, para ve güç karşısında elden ele gezer bir haldeyken tutuklu olmakla özgür olmak arasındaki fark nedir?" diye sorar kendi kendine Murat. İdama mahkum edilen Hanım, Malatya Genelevi'nden gelen Tözey, Gardiyan Şefika ve küçük mahkum Aduş... Her birinin birbirinden farklı hikayesi, Murat'ın sorgulamalarıyla birlikte, okura, Anadolu kadınının hapisanede de bitmeyen çilesini anlatıyor.


Kâmil Bey de Anadolu'da serbesttir artık ... Türkiye'yi

kuşatan bir "serbest"lik rüzgarı esmeye başlar zamanla.

Bu serbestlik, değişen ya da değişmiş gibi görünen

insanların maskelerini birer birer düşürürken,

İstanbul'da hayat giderek zorlaşır. Kâmil Bey, yıllardır

özlemini duyduğu biricik kızı Ayşe'ye kavuşmaya

çalışırken, Kurtuluş Savaşı'nda yüz binlerce insanın

kanıyla kurtulan vatan, artık demokrasi mücadelesi

vermektedir. Serbest Fırka'nın kuruluşu, Darülfünun'da

meydana gelen ayaklanmalar, İstanbul sokakları ve

tarihin derinliğinde kalan ayrıntılar...


"Yol Ayrımı", savaştan zaferle çıkmış bir milletin

demokrasi yolunda attığı bebek adımlarının izdüşümlerini

aktarıyor okura.



Sağırdere'de, Kemal Tahir, hikayesini köy - kent ikilemi üzerine kurarken, yoksul köylünün küçük dünyasını olanca sadeliği ve samimiyetiyle anlatır. Çocuksu bir aşkla tutulduğu kıza kavuşamayan Mustafa'nın köye katlanamayıp Ankara'ya çalışmaya gitmesi, orada bütün zorluklara rağmen tutunmaya çalışması, kent hayatını görüp, kendini sorgulamaya başlaması,

sonrasında ise değişerek köye geri dönmesini anlatan "Sağırdere", bir yandan da naif bir aşk ve ergenlik hikayesidir.


Bu pastoral roman, küçük, yoksul ama yaşam dolu dünyaların içine bizi yeniden taşırken, feodal dünyanın acımasızlığını da göz önüne seriyor...

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Dünyadaki siyasi ve ekonomik çatışmaların merkezinde daima 3 Din bulunur: İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlık. Seküler-Laik kesimler ise sadece bu üç din mensuplarının çatışması ekseninde faaliyet göste