Ara

Kemal Karpat’a göre Osmanlı Devleti’nin yumuşak karnı neydi?

Kemal Karpat, ülkemizde sosyal tarih denilince ilk akla gelen isimlerden. Bu yıl 20 Şubat’ta aramızdan ayrılsa da hocanın bereketli ömrünün meyvelerini almaya devam ediyoruz. Zira vefatından önce hazırlamış olduğu kitap Timaş Yayınlarından “Osmanlı Devleti’nin Kısa Sosyal Tarihi” adıyla çıktı.


Dünya Bizim



2 / 16📷

Kitapta Osmanlı Devleti’nin devraldığı tarihsel miras ve coğrafya üzerine kurduğu özgün sosyo-politik, ekonomik, kültürel ve askerî yapılanmasının bilhassa XVI. yüzyılın sonundan itibaren yaşadığı dönüşümün sebepleri mukayeseli bir bakış açısıyla tahlil edilmektedir.

3 / 16📷

Kemal Karpat, kendisine has üslubu ve metodolojisiyle Osmanlı siyasası ve toplumsal yapısı üzerindeki temel dinamiklerin paradoksal değişimini genel yönleriyle tahlil ederken çok ilginç ayrıntılara değinmek suretiyle hem bir bütün halinde Osmanlı tarihini incelemiş hem de birtakım ayrıntıları da ihmal etmediğini göstermiştir.

4 / 16📷

Bu ayrıntılardan biri de Osmanlı tarihçilerinin -II. Mehmet ile başlayıp II. Selim ile sona erdiği kabul edilen- “Klasik Çağ” olarak isimlendirdikleri dönemle ilgili. Kemal Karpat bu dönemde şekillenen imparatorluğun idari, askeri, sosyal ve ekonomik yapısı hakkında yaptığı analizlerle Osmanlı Devleti’nin başarısının sebeplerini ortaya koyuyor.

5 / 16📷

Bununla birlikte Kemal Karpat’a göre klasik dönemde kurulan bu muazzam sistemin zaafları da yok değildi. Hoca bu zaafları dört maddede açıklıyor:

6 / 16📷

Birinci zaaf: Osmanlı toplumsal sistemi coğrafi, dinî ve mesleki anlamda parçalıydı. İklim, yerleşim modeli gibi hususlarda Balkanlar, Arap toprakları ve Anadolu birbirinden ayrılmaktaydı. “Milletler” ikrar esasına dayalı etnik gruplara bölünmüştü.

7 / 16📷

Bu yapılar kendi iç işlerini bağımsız bir şekilde yönetirken, meşruiyetlerini kendilerini dış ve iç düşmanlardan koruyan padişahlık makamından almaktaydılar. Bölgesel olarak tanımlanmış bir özerklik mevcut değildi, fakat idari olarak bir grup özerkliği vardı.

8 / 16📷

Bunun neticesinde Balkanlar’daki, Doğu ve Güney Anadolu’daki ve baştan aşağıya Arap coğrafyasındaki konargöçer nüfus fevkalade nizam ve güvenlik problemleri yaşamakta ve genellikle bu durum ekonomik güçlüklere sebep olmaktaydı. Ne Rusya ne de bilhassa Japonya bu denli büyük bir konargöçer nüfusa sahipti.

9 / 16📷

İkinci zaaf: Padişahın tahtını çevreleyen mutlakiyetçi havaya rağmen, Osmanlı sosyo-politik sisteminin esası hakikatte birbirini dengeleyen ve denetleyen yüksek kademedeki çeşitli toplumsal grupların koalisyonuna dayanmaktaydı. Bu grupları şöyle sıralamak mümkündür; sipahiler, Anadolu, Balkanlar ve özellikle Suriye, Irak ve Mısır’daki önde gelen aileler, uç beylerinin torunları ve yeniçeriler.

10 / 16📷

Bu gruplardan bazıları tamamen ya da kısmen bürokratik aygıtın bir parçası iken, bazıları da ülkedeki sivil düzenin bakışını temsil eden devlet yapısı dışındaki unsurlardı. Fakat XVI. yüzyılın sonunda devlet ya bu grupları sahip olduğu fiilî otonomiden mahrum etmek ya da onlara özerklik veren ekonomik kaynakları kontrol etmek suretiyle mevcut toplumsal dengeyi zayıflatmaya başlamıştı.

11 / 16📷

Üçüncü zaaf: Devletin pratikte bütün ekonomik kaynaklar üzerindeki bunaltıcı kontrolü vahim problemler ihtiva etmekteydi. Teorik olarak sultan; yani devlet, bütün mülkün yegâne sahibi idi, fakat bu prensip dayanışmayı sağlayan gücün meşruiyeti için kullanılan hukuki bir kurgudan çok daha fazla bir şeydi.

12 / 16📷

Diğer yandan, devlet gelirleri çoğunlukla üreticiden verimli bir şekilde kopartılan tarımsal artığa dayanmaktaydı. Sahada iş gören tam da merkezî bürokrasiye mensup maaşlı memurlar para birimindeki dalgalanmalara maruz kalmaktaydı. Tarımsal üretim fazlasını doğrudan doğruya paylaşan sipahiler ise bu maaşlı bürokratlarla mukayese edildiğinde daha avantajlı görünmekteydiler.

13 / 16📷

Bu sebeple sipahiler merkezî otoriteye karşılık kendi pozisyonlarını mütemadiyen tahkim etme arayışında iken, maaşlı bürokratlar ise XVI. yüzyılın ikinci yarısında şaha kalkmış olan enflasyonun hasarından korunmak için aynî ödeme alan tımar ve zeamet kazanmaya çalıştılar.

14 / 16📷

Dördüncü zaaf: Merkezî devlet memurlarının ayrı bir toplumsal sınıfa evrimi büyük oranda sistemin iç gerginliğini artırmıştır. Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında, yakın bir şekilde bağlantılı olmasına rağmen, yüksek toplumsal sınıflar ve devlet birbirinden ayrı idi, bu bir dereceye kadar, tıpkı XVI. yüzyılın başında açıkça müşahede edildiği gibi, bürokratik uzmanlaşmanın tekâmülüne müsaade etmekteydi.

15 / 16📷

Fakat sipahi ocağının temsil ettiği toprak idareci sınıfının dağılması ile yukarıda bahsedilen dinî yapının bürokratikleşmesi birleşince, devlet postuna dayanan yeni bir toplumsal sınıf türedi. Toplumsal bir sınıfa dönüşüm ve merkezî bürokrasi üyelerinin zoruyla bunun kontrol altına alınması devletin ekonomik kaynaklarının paylaşımını artırmıştı.

16 / 16📷

Kemal Karpat Hoca’ya göre; XVII. yüzyılın nihayetinde, modernleşme ile yüzleşme hususunda mükemmel bir potansiyele sahip olmasına rağmen, klasik Osmanlı sistemi yukarıda sıralanan dâhili zayıflıklar yüzünden tehdit edilmekteydi.

Derin Bakış