Ara

Kelimeler dipteki hakikati ortaya çıkarır

Fatma Barbarosoğlu, yeni öykü kitabı İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka birbirinden farklı hayatların öyküleriyle okuru yüzleştiriyor. Barbarosoğlu, “Bazen bulunduğum ortamın dışına düşerim. İçim hikaye toplamaya başlamış, tanıklığın yükü ile ağırlaşmışımdır. Böyle durumlarda gelen hikayeleri her zaman kayıt altına almayı başarabilmiş değilim” diyor.


Beyza Karakaya

Yeni Şafak

Fatma Barbarosoğlu, yeni öykü kitabı İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka’da gündelik hayat tanıklıklarını, çevrimiçi yaşarken “anı” ıskalayışları, ekrana emanet edilen sorumlulukları, kariyerleri için bir araya gelen ve fakat aynadaki yansımalarıyla karşılaşan genç kızları, bir mülteci hikayesi üzerinden yaşanan yakınlaşmaları ve kırılmaları, aynı ana dair tutulan farklı kayıtları, bir şarkının hatırlattıklarını ve dahi hatırlanan şeylerin şarkılarını ustalıkla nakşediyor. Fatma Barbarosoğlu ile yeni kitabı üzerine konuştuk.

Kitaptaki öyküler yazarın tanıklığı ile şekillenmiş gibi bir intiba bırakıyor. Sizin kaleminizde gündelik hayat tanıklıkları ön plana çıkıyor. Bu tanıklıkların öyküye dönüşmesi nasıl bir sürecin ürünü?

Woolf, “Hikaye Gelmiyor” diye yazar günlüğüne. Hikaye demek ki gelen bir şey. Bu konuda Woolf ile hemfikirim. Ayrıldığımız nokta şu: Hikaye gelir ama onun gelişini her zaman dört başı mamur şekilde bekleyecek konfora her yazar her zaman sahip olmayabiliyor. Teşrifat gerçekleşmediğinde, gelen hikayeler kaleme düşmediğinde ne oluyor? Bu sorunun cevabı zamana, zemine, gelen hikayeye göre değişiyor. Mesela bazen bulunduğum ortamın dışına düşerim. İçim hikaye toplamaya başlamış, tanıklığın yükü ile ağırlaşmışımdır. Böyle durumlarda gelen hikayeleri her zaman kayıt altına almayı başarabilmiş değilim. Genellikle bu tür tanıklıklar bir kavram olarak çıkıyor içimden. Bazen yıllar sonra bu an beni şaşırtacak şekilde olgunlaşmış olarak içimden dışarı öykü olarak taşıyor. Bazı Kadınlar Neden Susar’ın Dilsiz Gelin’i öyle bir öykü. Neden şimdi öykü dedim. Hikayeyi anlatılabilen aktarılabilen olarak, öyküyü ise sadece harflerle kaydı tutulan bir şey olarak ayırdığım için.


Yarım Peçete öyküsü, iki farklı kahramanın ağzından aynı anı anlatıyor ve okuyucuyu şaşırtıyor. Hikaye kimin anlattığına göre değişir mi? Kanser hastası kadının kocasının anlattığı ile kız kardeşinin anlattığı bu kadar farklı olduğuna göre dipteki hakikati nasıl bulacağız?

İkisinin kullandığı kelimelere, duygu aktarımına dikkat kesilince, bencil olan ile fedakar olanın, itinayla ilgi gösteren ile üzülmemek için uzak duranın portresi çıkıyor ortaya. Hakikat o kadar da dipte değil diye düşünüyorum. Kelimeler dipteki hakikati ortaya çıkarır. Ne ki o kelimelerin sahipleri bunu çoğu zaman fark etmez.

HATIRLATANLAR HEP OLACAK

Kaderimde hep güzeli aradım öyküsünde Rana’nın aşkı tıpkı Sevmek Zamanı filmindeki gibi, bir fotoğrafı sevmek üzerinden devam ederken fotoğrafın sahibi ile yıllar sonra karşılaşınca bir kaç saat bile birlikte olmaya dayanamıyor. Sosyal medya aşkı öldüren mi yoksa yaşatan mı sizce?

Sosyal medya aşkları kişilere suni yaşam ünitesi sunuyor. Siz karar verin. Suni yaşam ünitesine bağlı kalmak yaşama mı yoksa ölüme mi açılıyor?

Her anını “çevrimiçi” yaşayan ve “sunum yapmayı” misafir ağırlamaktan sayan bir “pembiş” gelini anlatıyorsunuz Sofrayı Tutan Melekler öykünüzde. Sofrayı tutan melekleri hatırlatacak kimse kalmadığında “anı” nasıl idrak edeceğiz? Ya da an idrak edilmekten ziyade öylece yaşanılan bir “şeye” mi dönüşecek?

REKLAM

Sofrayı tutan melekleri hatırlatanlar her zaman olacak. Ta ki kıyamet kopana kadar. Ama melekleri hatırlayan ve hatırlatanların sayısı azalacak. Ahir zaman alameti malum, hatırlayanların azalması unutanların çoğalması. Öyküde anne kızına yakın kendi annesine uzak bir haleti ruhiye içinde. Gerçek hayat öyküyü geride bırakıyor. Anneanneler ve babaanneler “yaşlı olmamak”, gençlere sevimsiz gelmemek uğruna bildiklerini aktarmaktan vazgeçerek gençleri taklit ediyor.

BAZI KAHRAMANLAR YAZARA RAĞMEN YAŞIYOR

Acı Deniz öykü kitabınızdaki Ferahnaz Hanım neden Kariyer Günleri öykünüzde karşımıza çıktı? Kahramanın sürekliliği önemli mi sizin için? Acı Deniz’i okumamış okuyucular doğrudan Ferahnaz Hanım ile karşılaşınca Acı Deniz’i okumuş okuyuculara göre duygulanımları eksik mi olacak?

Bazı kahramanlar yazara rağmen yaşamaya devam ediyor. Ferahnaz Hanım öyle bir kahraman. Acı Deniz’de kırık bir aşk hikayesinin kahramanı idi. Acı Deniz’i okumamış olan okuyucular eksik duygulanım ile karşılaşmış olmayacak bence. Ama Kariyer Günleri’nden sonra Acı Deniz’in Ferahnaz Hanım’ını okumak farklı bir his uyandıracak diye düşünüyorum

Bizi habersiz bırakma’nın annesi ya bakım evine gitti ya da Alzheimer oldu ve kayboldu. Kaybolan kadının eşinin ve iki kızının doğru izi sürememeleri çok çarpıcı. İz sürmek yerine ekrana müracaat ediyorlar ve her şey çok daha karmaşık hale geliyor. Birbirimizin sorumluluğunu almadığımız için mi hayatımızın sorunlarını ekran üzerinden çözmeye çalışıyoruz?


Anne bakım evinde olmayabilir, Alzheimer olmayabilir. Belki de bir cinayete kurban gitti. Öykünün sonunda bunu düşündürecek cümleler de var. Her ne olduysa oldu önemli olan ailenin iz sürecek bilgi ve yordamdan uzak olması. Kendi hataları ile yüzleşmemeleri. Sorumluluklarını “Ekranın Müjdesi”ne aktararak çözüm beklemeleri. Sıkıntı herkesin ve her kurumun sorumluluğunu ekrana aktarması ile büyümüyor mu? Biz ekrandaki “başarı” hikayelerini, kavuşanları, yakalanan katilleri görüyoruz. Ama bir de ekran üzerinde bozulan hayatlar var. Dağılan yuvalar, zan altında bırakılan insanlar var.

Derin Bakış