Ara

Kağıt bir beyaz büyü

Kağıt olmadan geçmişi kavramamız zordur. Loathar Müller, ‘Beyaz Büyü, Kağıdın Çağı’nda Çin, Arap-Osmanlı ve Avrupa uygarlıklarının ustalıkla birbirine miras bıraktığı ve her tür taşıyıcılığı hakkı ile yerine getirmiş kağıdın tarihini anlatıyor.




Ömer Erdem

Hürriyet Gazetesi


Çocukluğumda en ilgimi çeken ayrıntılardan birisi büyüklerin kağıda gösterdikleri hürmetti. Ne yazıldığına bakılmaksızın yerde bir kağıt görüldüğünde ekmek gibi hemen kaldırılır, kıvrılıp duvar aralarına, erişilmesi zor yerlere sokuşturulurdu. Hatta zamanla bu durumu kendimce oyuna dönüştürmüştüm. Duvar diplerinde geziyor, sıkıştırılmış kağıt avına çıkıyor yeni sökmeye çalıştığım okumayı bu yolla ilerletmeye çalışıyordum. İleride kağıda gösterilen bu rikkatin temelinde inanç olduğunu elbette öğrenecektim. Kağıda ulaşmanın görece zor ve pahalı olması bir yana, o sıradan bir nesne değil kutsal kitabın el yazısı ile yazıldığı ya da basıldığı şeydi.

Loathar Müller, ‘Beyaz Büyü, Kağıdın Çağı’ kitabında elbette bu inanç durumuna da yer veriyor. Çin, Arap-Osmanlı ve Avrupa uygarlıklarının ustalıkla birbirine miras bıraktığı ve her tür taşıyıcılığı hakkı ile yerine getirmiş kağıt dedikleri varlığın tarihi kültürün/ kültürlerin de tarihi bu yüzden. Toplam üç bölüm ve ustaca örülmüş ara başlıklarla kağıdın o şiirsel yolculuğunu takip ediyoruz. Her ne kadar Paul Valery 20. asrın başında ‘günümüzü (kastedilen daha çok çağ olmalı) geleceği öngörmeyi imkansız kılan bir kaos’ olarak tanımlasa da, kağıt olmadan geçmişi kavramamız zordur. Adeta kağıt geçmişin aydınlanma hızını artırmıştır. Şimdilerde Türkiye özelinde tartışılan kağıt meselesi de güncelin çok üstünde kavranmadıkça esaslı bir sonuç vermeyecektir.

Çok yerinde bir tespitle “Kağıt aklın kendini salt harf şeklinde ifade ettiği atıl bir madde, edilgen bir nesne değildir” der Lothar Müller. Kağıdın etkenliği neredeyse çok az maddeye nasip olmuştur. Zaten maddi olarak dünyada hazır bulunmaz kağıt. Bir uygarlık ürünü olarak ön plandadır. Yazarın asıl maksadı, Avrupa kağıdının net öncüsü saydığı İslam kültürü kağıdının hakkını vermek ve ‘Gutenberg çağı’nın ruhunu araştırmaktır. Matbaa ile kağıt adeta birbirlerine hep kuluçka olurlar.

Metaforik değeri yüksek olan kağıt yazı ile de bütünleştiği için edebiyat tarihi ve güzel sanatlarla da kol koladır. Bir insan eylemi olan ticaretin ‘İpek Yolu’ seviyesi kazanması, onu ‘bir kağıt yolu’ olarak nitelenmesine imkan verir. Zenginlik, gelişmiş ticaret, Arap kültürünün kağıt ile yaşadığı teknolojik bağı da belirler. Müller, ısrarla, Çin kaynaklı kağıdın teknik anlamda dönüştürülerek Avrupa’ya geçtiğinin altını çizer. Ona göre eğer kağıt yapımı Araplar vasıtasıyla Avrupa’ya ulaştırılmasaydı Batı uygarlığında temelli bir boşluk oluşacaktı.

‘Binbir Gece Masalları’ndan Goethe’nin ‘Doğu-Batı Divanı’na, dokuzuncu yüzyılda Papa’nın fermanda kullandığı Arap üretimi kağıda, matbaanın icadına, iskambil kağıtlarının geçmişi yanında arşiv kavramının doğuşuna kadar pek çok ayrıntı kitabın yüzüne yansıyor. Gazetenin doğuşu, modernizm ve kaçınılmaz son gibi görünen dijital çağ kitabın göz kırptığı bazı başlıklar. ‘Son yirmi yılda ne madde ne mekan ne de zaman eskiden oldukları şey artık’ hükmü karşısında, kağıdı savunmak, madde, mekân ve zaman felsefesinin de bağlamını korumak olmalı mı? Kağıttan okumaya borçluysak eğer bu soruyu, düşünmek için geç sayılmaz daha.

Derin Bakış