top of page

Küresel Meydan Okuma: Afganistan ve Taliban

Afganistan İslam Emirliği (Taliban) İslam Fıkhını esas alan bir harekettir ve bu yüzden mutlak bir yenilgi kendisi için imkânsızdır. Bu hakikati düşmanları bile kabul ediyor. Artık çok uluslu askeri koalisyona karşı Taliban, savaşın galibi olarak tanımlanıyor.



Akıl En Büyük Peygamberdir
Küresel Meydan Okuma: Afganistan ve Taliban

Şüphesiz biz sana Kevser (tükenmez nimetler) verdik. Şimdi sen Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl soyu kesik olan sana nefret duyandır.” (Kevser Suresi)

“Bu ayet, bize inseydi, o günü bayram ilan ederdik” sözünün sahibi Yahudi, muhatabı Hz. Ömer (ra), ayet ise şu: “…Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslam’ı beğendim…” (Maide Suresi: 3) Din yıkılmayacaksa kıyamete kadar sürecek bir silsile söz konusu. Resulullah (sav) buyuruyor: “Ümmetimden bir taifeye Hakkın yardımı kıyamete kadar devam eder. Bunları bırakıp ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.” (İbn-i Mace) Ve yine buyuruyor: “Şüphesiz Allah, her yüzyılın başında bu ümmetin dini işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir.” (Ebu Davud) Müceddid; yeni bir şeyler uyduran değil, unutulanları hatırlatan âlim!

Afganistan; silsilenin hiç kesilmediği, istilaların tutunamadığı, modernitenin yeşeremediği, selefi/radikal akımların yayılamadığı belde. 25 milyon insanın 657.500 kilometre karede yaşadığı coğrafyanın komşuları Rusya, Çin, İran ve Pakistan. Rusya için okyanuslara kapı, diğerleri için enerji koridoru. Hz. İbrahim (as)’ın kuşlarının dirildiği sıradağlar şekillendir burayı, sıradağların etrafında hayat, yaylalar ve ovalarla tarımla buluşur. Kabil, Kandahar, Herat, Nuristan idari bölümleri halkın yüzde doksanı ise Hz. Ömer (ra)’dan bu yana müslüman ve müslümanların geneli de Afgan ve Tacik. Bir tek Hz. Ömer’in fethedebildiği Afganistan memleketlerin adaletle yönetileceğine ilginç bir delil oluşturur. 1220 yılında Moğollar bölgeyi İslam’dan koparmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Osmanlı’nın son devirlerine kadar Osmanlı ile beraber hareket ettiler; karşılarında da İran.


Osmanlı’nın son devirlerinden sonra işgaller; ilk işgalci 1839 yılında İngilizler. Çok fazla sürmedi istila lakin Afganistan’ın dirayetsiz hatta hain idarecileri ülkeyi İngiliz vesayetine soktu Vesayet savaşları devam ederken İttihat ve Terakki’den Enver ve Cemal Paşa, Afganistan’ı Alman vesayetine sokmak için mücadele ettiler. Dönemin yöneticisi Habibullah Han’da Batıcıdır, İttihatçılar gibi Laik.


1928 yılında Emanullah Han’ın şerefine verilen yemekte laikliğin Afganistan’da hâkim olmasını teklif eder, Mustafa Kemal. Bu kapsamda Kazım Orbay; Afganistan’a laikliğin koruyucusu bir ordu kurmak için gitse de başarılı olamaz dahası Emanullah Han, İtalya’ya kaçar. Yerine gelen Habibullah Han, Türkiye ile ilişkileri dondurur. Habibullah Han’dan sonra iktidar koltuğuna oturan Nadir Şah’ın dine saygılı tutumu, Türkiyeli Laikperestleri kızdırmış, Türkiye-Afganistan ilişkileri tamamen kesilmiştir ama Nadir Şah’tan sonra koltuğu devralan Zahir Şah’ın rol modeli Mustafa Kemal’dir. Bu vesile ile Türkiye-Afganistan diyalogları yeniden başlamış Türkiye, Afganistan’ı Milletler Cemiyetine üye yapmıştır. Lakin Türkiye’nin NATO Üyeliği, Afganistan’ın da SSCB’nin komşusu olması nedeniyle Türkiye-Afganistan ilişkileri Soğuk Savaş Dönemi bitene kadar kesilmiştir.


1978… Afganistan’da Komünist Devrim yılı. Darbe ile iktidara geçen Babrak Kemal ve arkadaşları ülkenin kritik yerlerini danışman sıfatı adı altında SSCB’nin adamlarına devreder. Bununla da kalmaz ülkeyi, 24 Aralık 1979 yılında SSCB’nin işgaline açar, Sovyetler de Başbakanlığa Babrak Kemal’i atar. Burada bir noktanın altını çizmeliyim: Afganistan’ın tepe noktasında zaman zaman İngiliz, Rus, Alman etkileri söz konusu olsa bile halk her zaman İslam Şer’iatını kendi aralarında tatbik etmiştir. Halkın tamamına yakını Maturidi-Hanefi yani Ehl-i Sünnet Ve’l Cemaat’tir. Bu yüzdendir ki Sovyet İşgali’nden sonra çok şiddetli bir İslami Direniş dönemi açılmıştır. 13 yıl son teknoloji ile savaşan Sovyetler, direnişe daha fazla dayanamayarak ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.


İşgal sonrası yönetimi devralan Rabbani ve Ahmet Şah Mesud’un İslam Şeri’atını uygulamamaları ülke içerisinde çeşitli huzursuzluklara vesile olmuştur. Bu dönemde Taliban ve Hikmetyar; Ruslara karşı cihadın nedeninin İslam Fıkhı’nı uygulamak olduğunu söylese de itirazlar bir işe yaramamıştır. Dahası işgal sonrası, işgal öncesi Komünist İdareciler de görevden alınmamıştı. Batıyla ilişkiler üst seviyelere çıkarılmış Ahmet Şah Mesut, Fransa’da katıldığı bir toplantıda “Taliban’ın Avrupa Değerlerini tehdit ettiğini ve bu sebeple Batı’nın kendilerine destek vermesi gerektiğini” söyleyebilmiştir. İşin acı yanı müslümanlar işgal döneminden daha fazla eziyete uğramış birkaç yılda 63.000 insan uydurma mahkemeler kanalıyla idam edilmiştir. Mallar yağmalanmış, alt tabakadaki idareciler bile kadınların namuslarına tasallut olabilmiştir. İşte bu duruma ilim ehli ve talebeleri sessiz kalamazdı. Kalmadı da.


1994 yılında ordu mensubu bir komutan, iki genç kızı kaçırınca, kızların aileleri kendilerine yardım etmesi için Taliban’a başvurur. Molla Ömer (rh.a) yapılan haksızlıklara dayanamayan yiğit bir alim. Derhal askeri karargâhı basarak kızları kurtarır, komutan ve kızları kaçıran askerleri idam eder. İşte bu müdahale Taliban ile Afgan Devleti arasında savaşa neden olur. Taliban, devlete karşı İslam Bayrağı açarak çok kısa sürede ülkenin yüzde 85’ini kontrol altına alır, 1996 yılında da Kabil’i fetih ederek İslam Devleti’ni ilan eder.


Afganistan İslam Emirliği (Taliban) İslam Fıkhını esas alan bir harekettir ve bu yüzden mutlak bir yenilgi kendisi için imkânsızdır. Bu hakikati düşmanları bile kabul ediyor. Artık çok uluslu askeri koalisyona karşı Taliban, savaşın galibi olarak tanımlanıyor. Rusya’dan sonra ABD’de yenildi. Şimdi Çin ve İran koalisyonunun Afganistan’a saldırısı konuşuluyor ama onlar da saldırsa Taliban kazanacak. Çünkü Çin, tarihinin hiçbir döneminde küresel güç olamadı. İran’ın Humeynizm İdeolojisi de Suriye’de öldü.


Taliban Dönemi’nin en önemli özelliği kimsenin uydurma mahkemelerde uydurma gerekçelerle öldürülmeyeceği hususu. Artık hiç kimsenin evi tıpkı Hz. Ömer (ra) döneminde olduğu gibi basılmayacaktı, basılamayacaktı. İslam’ın bildiğimiz gibi beş ana gayesi vardır. Bu gayeleri din, can, mal, nesil ve akıl emniyeti olduğunu söylemek mümkün. Bazı İslam âlimleri bu beş gayeye altıncı gaye olarak “insanın şeref ve haysiyeti”ni korumak maddesini ekler. Herhangi bir fıkıh kitabında insan onur ve şerefine atılan laflardan dolayı tazir cezasının verileceği hassaten beyan edilir. Bütün fıkıh kitaplarında “suçlu tahkir edilemez” hükmü kayıtlıdır. Taliban Döneminde keyfilik sona ermişti. Çünkü Taliban biliyordu; DEVLET YAPTIKLARI İLE DEĞİL YAPMADIKLARI İLE SAYGINLIK KAZANIR. Hanefi Mezhebi’nin Büyük İmamı İmam Serahsi’nin kitabından hatırladığım cümleleri yazayım: “Elçi öldürülmez. Hz. Peygamber (sav)’in yanına gelen bir elçi ileri geri laflar söylemiş bunun üzerine Resulullah (sav); “Eğer elçi olmasaydın seni öldürürdüm” buyurmuştur. Dar’ul İslam’a gelen elçi öldürülmez. Velev ki casusluk yaptığı ortaya çıksın. Casussa tedbir olarak hapsedilebilir. Daha sonra ülkesine gönderilir.”


Hz. Peygamber (sav), isteseydi elçiyi öldürürdü ve bu konuda hiç kimse karşısına dikilemezdi. Evet, devlet yapabildikleri ile değil yapamadıklarıyla saygınlık kazanır. Bir devlet ancak tebaanın haklı iken “devlet, bana hiçbir şey yapamaz, paşa paşa bana hakkımı vermek zorunda” demesiyle saygınlık kazanır, samimi destekçilerini bulur. İsteyen herkesin rahatça devletin haksızlıklarını mahkemeye taşıyabilmesidir önemli olan. Halkın devlete saygı göstermesi ama ondan önemli olan devletin görevlilerinin halktan korkması ve haksızlık yapmaktan çekinmesi. “Onlar (o müminlerdir) ki, eğer kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler ve fenalığı yasak ederler. Bütün işlerin sonu sırf Allah'a âittir.” (Hacc Suresi: 41)


Taliban’ın bir diğer özelliği aşırılıkla yani ifrat ve tefrit ile mücadele etmesi. Müslümanları velev ki bidatlara düşmüş olsalar dahi tekfir etmemesi de önemli. Abdullah Azzam (rh.a), “Cihad Dersleri” isimli eserinde cihada en büyük zararın tekfirci Selefi-Harici zihniyetin verdiğini hassaten söylemiştir. Kendilerinden başka herkesi yok sayan ve mezhepleri inkâr ederek kendi arzularına göre dini yorumlayan kimselerin cihad adı altında fanatiklik yaptığını söylemek zor değil. Taliban için de en büyük tehlike “Cihadı” istismar ederek müslümanları tekfir eden zihniyetin onların içerisine yayılma tehlikesidir. Radikal bir din anlayışına sahip olan Selefi-Hariciler için kâfir öldürmek kadar müslüman öldürmekte kutsaldır.


Taliban her zaman toplum içerisinde öncü olmuşlar daha devlet haline gelmeden önce insanların aralarındaki ihtilafları İslam’a göre çözmüşlerdir. Önde gelen elemanlarının büyük çoğunluğu 10 yıl medrese eğitimi aldığından Taliban içerisinde moda akımların yeşermesi hemen hemen imkânsızdır. Lakin son zamanlarda takiyye yaparak Ehl-i Sünnet görünen ve müslümanları tekfir eden Neo Selefi Hareket Taliban’ın içerisine sızma ve onu parçalama faaliyetine girişmiştir. Özellikle Pakistan Taliban’ı adıyla faaliyet gösterdiğini iddia eden Neo-Selefiler (Hariciler), kadın ve çocuk demeden müslümanları öldürmeye başlayınca tüm dünyada Taliban İmajı da kirlenmeye başlamıştır. IŞİD gibi örgütler, Afganistan’ı da kirletmek için elinden geleni yapmaktadır. Hâlbuki Taliban; İslam’ın egemenliğinde çok dinli, çok kültürlü, çok dilli bir sistem kurmak amacındadır.


Taliban yapısı itibarı ile Ehl-i Bidat fırkalara ki içlerinde Şia’da vardır iyi gözle bakmayan bir cemaat. Lakin bu iyi gözle bakmama siyasi bir ihtilaf konusu olamaz ve olmamıştır da. İran ile Taliban arasındaki siyasi ihtilaf, Şii-Sünni ihtilafından çok İran’ın Afganistan’ın egemenlik haklarına saygısızlıktan kaynaklandığını söylememiz lazım. Zira İran, Afganistan içerisinde muhalefeti Şii maskesi altında örgütlemiş ve ülkede çatışmalarla istikrarsızlık yaymaya çalışmıştır. İran, bununla da yetinmemiş Afgan Güçleri ile sınır çatışmalarına girişmiştir. Kaldı ki İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejat açıkça müslümanlara karşı Amerika’ya yardım ettiğini itiraf etmiştir.


Mü’minlerin bir özelliği var: Asla yıkılmamak!.. Resulullah (sav) şöyle buyurur: “Mü’min taze ekin gibidir, rüzgâr estikçe yatar, fakat yine doğrulur kalkar. Kâfir ise çam ağacına benzer, rüzgâr estikçe gürler, amma bir kere yıkılırsa bir daha kalkamaz.” Müslümanlar yeniden ayağa kalkıyor. Tarih de mahkûm, bu gelişmeye. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulur: “Nübüvvet içinizde Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. Bu da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah onu da dilediği zaman ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldırır. Daha sonra ceberut bir saltanat olur; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.” (Müsned)


Dünyaya egemen olmak istiyorsanız hem güçlü olmak zorundasınız hem de insanlığa sunacak üstün değerleriniz olmak zorundadır. Rabbimiz bizden kuvvetli olmamızı istemiştir. Şöyle buyurur: “Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın ki, onlarla hem Allah’ın düşmanlarını, hem de kendi düşmanlarınızı ayrıca Allah’ın bilip de sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal Suresi: 60) Müslümanların dünyaya yayacakları değer ise zaten ellerinin altındadır. Allah’tan başkasına kulluk etmeme ve Allah’ın hükmü… Başka söze gerek var mı?


Önümüzdeki yıllar kimse farkına varmasa da Taliban yüzyılı olabilir. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “Talibanla ilişkiye geçmek için kadın hakları konusunda adımlar atmasını bekliyoruz” demesinin bir anlamı yoktur. Zira Türkiye’de seri bir şekilde kadın cinayetleri işlenirken Afganistan’da kadın hakları meselesinde herhangi bir sorun yoktur. Taliban ilerlemeye devam edecektir ve düşmanları ebter olacaktır.

Kommentarer


bottom of page