Ara

II. Abdülhamid Ruslara güvenir mi idi?

1898 yılında, II. Abdülhamid’in diğer milletlere ve devletlere nasıl baktığı, “muhtemel gelişmeler karşısında nasıl davranacağı?” konularında sinir uçlarımıza dokunacak değerlendirmeleri Peşkov’un kitaptaki raporundan okumanızı öneriyorum.



Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak

Kitap okuma istatistiklerinde iyi bir yerde olmadığımız ortadadır. Bu bakımdan kitapta KDV’nin sıfırlanması önemli ve sevindirici bir girişimdir. Bakalım, fiyatların makul seviyelerde olması, kitap okuma oranlarımızı yukarıya doğru hareketlendirebilecek mi? Şimdi sıra, maliyetlerden şikayet eden yayıncıların iyi ve kaliteli eserleri okuyucu ile buluşturmasındadır. Zira yayıncıların tercihleri ile kitap okuma oranları arasında ciddi bir bağın olduğuna inanlardanım. Maalesef tarihi ile ile övündüğümüz Türkiye’mizde bir asırlık bir tek yayınevimiz yoktur. Belki bir kaç tane yarım asırlık ve iki parmağın sayısını geçmeyen çeyrek asırlık yayınevlerimiz var. İstikrarlı ve sürekli yayıncılıktan mahrum Türkiye’de, herkes yayıncılık yapınca, okuyucu da kaliteli kitaptan mahrum kalıyor.



RUS GENELKURMAYI’NIN TÜRKİYE RAPORLARI

Kitap yayımlamak, profesyonellerin işi olursa, hem yayıncı hem de yazarların üretme arzusu doğacak, dolayısıyla okuyucu sayısı da artacaktır. Kamu kurumlarının ve belediyelerin kitap yayınlamasına sıcak bakan birisi değilim. Onların sadece yayıncıların ticari bulmadıkları ama mutlaka yayınlanması gerekli eserlerde devreye girmeleri gerektiğine inanıyorum. Nitekim elimde Zeytinburnu Belediyesi tarafından yayımlanmış böyle bir kitap bulunmaktadır. Mihail Bashanov ve İlyas Kemaloğlu’nun Rus belgelerinden hareketle hazırladıkları bir eser: Rus Genelkurmay Belgelerinde II. Abdülhamid ve Osmanlı Ordusu (Ekim 2018).

Rusya’da, Çarlık asırlarından itibaren Türkiye tarihini ilgilendiren pek çok eser üretilmiştir. Kaynak değeri taşıyanlardan bazıları Türkçe’ye kazandırılmakla birlikte hala pek çoğu sırada beklemektedir. Uzmanlarının ifadesine göre; asırlarca temasta olduğumuz Rusya arşivlerinde bizi ilgilendiren milyonlarca belge bulunmaktadır. Maalesef bir zamanların sığ anlayışıyla, Arapça öğrenenlerin şeriatçı; Rusça öğrenenlerin de komünist olacağı önyargısıyla Türkiye, iki dilden ama özellikle Rusça’dan uzaklaştırıldı. Bu yüzden, yanıbaşındaki komşularının Türkiye hakkında ne düşündüklerini öğrenmekten de mahrum bırakıldı. Bu bağlamda Zeytinburnu Belediyesinin yayımladığı ve Rus Genelkurmay arşivlerinden seçilmiş otuz yedi belgenin tercümesinden oluşan kitap, önemli bir boşluğu doldurmaktadır.

Doğrusu, Rusların gözü ile tarihimizin en sorunlu dönemini ve en tartışmalı Sultanını okumak oldukça anlamlı olsa gerektir. Defalarca savaştığımız ve atasözlerimizle dostluklarına rezerv koyduğumuz Rusların gözünden II. Abdülhamid dönemi Osmanlı askeri sistemini, ekonomisini, siyasetini ve dış politikasını okumak, sadece faydalı değil; aynı zamanda ciddi bir şok etkisi de yaratmaktadır. Uzun yıllar İstanbul’da bilgi derleyen Rus askeri temsilcilerinin II. Abdülhamid’in şahsına bakışları ve onun hakkındaki değerlendirmeleri de apayrı bir önem taşımaktadır. Hele Rusya ile stratejik işbirliğimizin zirveye çıktığı günümüzde bu önem bir kat daha artmaktadır.

II. ABDÜLHAMİD’İN NAZARINDA İNGİLİZLER VE RUSLAR

“Sultan neredeyse bütün ülkelere ve onların izledikleri siyasetlere eşit mesafede durmaya gayret etmektedir” diyen askeri temsilci Albay K. N. Peşkov’un sözlerinin devamında; II. Abdülhamid’in İngilizler ile Rusları ayrı tuttuğunu söylemesi, mutlaka ilginizi çekecektir. Peşkov, Osmanlı payitahtında on beş yıldan fazla yaşayıp hemen herkes ile görüşerek yazdığı uzun raporunda, ilginç değerlendirmeler yapmaktadır. Bazıları abartılı, bazıları Osmanlı-Rus Savaşı’nın gölgesindeki hasımlıktan kaynaklanan ama çoğu o güne ayna olan fikirlerin yer aldığı raporunda Peşkov; özellikle II. Abdülhamid’in siyasetteki gerçekçiliğine vurgu yapmaktadır. Sultan’ın İngilizler ile Rusları ayırt etmesini, zihnimiz hemen İngilizlerin lehinde yoracaktır ama bu çaba nafiledir. İsterseniz rapora kulak verelim:

“Sultan, İngilizlere karşı korku ve saygı duymaktadır. Ancak İngiltere’de kötü bir olay gerçekleştiğinde ya da herhangi siyasi bir başarısızlık yaşandığında Sultan sevincini gizlememektedir. Ruslara karşı ise farklı duygular beslemektedir. O, Rus milleti ve devlet sistemi ile Türk halkı ve devlet sistemi arasında çok fazla ortak nokta olduğunu düşünmektedir. Ona göre Ruslar, kendilerine akraba olan Asya halklarıdır ve Türklerden daha iyi yürekli, fiziki olarak güçlü, siyasi arenada tehlikeli olmayan kimselerdi... (s.139)”.

1898 yılında, II. Abdülhamid’in diğer milletlere ve devletlere nasıl baktığı, “muhtemel gelişmeler karşısında nasıl davranacağı?” konularında sinir uçlarımıza dokunacak değerlendirmeleri Peşkov’un kitaptaki raporundan okumanızı öneriyorum. Belge tek başına tarih değildir. Elbette Rus belgelerine yansıyanlar da tarihçilerin süzgecinden geçirilmeye muhtaçtır. Ancak maziperestlikten başka bir şey üretmeyenlerin sesinin yüksek çıktığı bir dönemde, tarihimize bir de Rus aynasından bakmak iyi gelecektir. Hatta adeta şok bir tedaviyle kendimize gelmemizi sağlayacaktır. Öyleyse başlıktaki soruyu tekrar edelim: II. Abdülhamid Ruslara güveniyor muydu?

Peşkova göre; bütün dış siyasetini Osmanlı-Rus Savaşı’nın ve Berlin Anlaşması’nın ağır sonuçlarına göre sürdürmek zorunda kalan II. Abdülhamid, “Ruslar’a güveniyordu.” Kuşkusuz, kitaptaki bu fikirleri, diğer indî mütalaaları ve maddî hataları tarihçiler tartışacaktır. Ancak bu durum, kitabın değerini asla düşürmeyecektir.

#Kitap#Rus Genelkurmay Belgeleri#II. Abdülhamid#Rusya#Osmanlı

Derin Bakış