top of page

İsrail’n Gazze Katliamının Psikolojisi ve İsrail’in Akıbeti

“Vedud” ismi çok seven anlamına gelir. Soykırıma uğrayan kimseler, kendilerini sahipsiz zannetme potansiyeline sahiptir ve yalnızlık duygusu içerisinde kalpleri hüzünlüdür. Hatta bazı insanlar, Allah’a karşı su-i zan içerisine düşebilir. Bu zannın yersizliği de ayette vurgulanmış oluyor. Surede Fir’avun’un ordusundan haber verilmesi, hem Yahudilere bir işaret hem de soykırım yapan orduların tufanda yok olacağının müjdesidir. Gazze Katliamını yapan İsrail ordusu arkadan kuşatılmıştır ve akıbeti tufana uğrayanların sonu gibi olacaktır. Bunun teminatı korunmuş olan Kur’an kanunlarıdır ki bu kanunları hiçbir güç değiştiremez.


Akıl En Büyük Peygamberdir
İsrail’n Gazze Katliamının Psikolojisi ve İsrail’in Akıbeti

“Kahrolsun mü’minleri yakmak için o hendekleri kazanlar. Alev alev tutuşturulmuş ateşle dolu hendekler. Onlar o ateşin başına oturmuş. Mü’minlere yaptıkları işkenceyi keyifle seyrediyorlardı. O, mü’minler başka bir sebeple değil, sadece karşı konulmaz kudret sahibi ve her türlü övgüye layık olan Allah’a iman etmelerinden ötürü nefret edip intikam alıyorlardı. Göklerin ve yerin mutlak hâkimiyeti kendisine olan Allah’a. Allah her şeye şahittir. Mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara her türlü işkenceyi yapan sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı, bir de yangın azabı vardır.” (Buruc Suresi: 5-10)

Kur’an-ı Kerim’in bahsettiği bu korkunç hadisenin Hz. İsa (as)’a iman eden müslümanların başına geldiği rivayet edilir. Miladi 523 yılında Necran’da İsrailoğullarından olan bir şehir, Hz. İsa (as)’ın peygamberliğini tasdik eder. Bunu haber alan Yahudi Hükümdar Zunüvas, onların Yahudiliğe geçmesini ve Hz. İsa (as)’ın peygamberliğini inkâr etmelerini ister. Şehir halkı bu teklifi kabul etmeyince hükümdar, şehirde içi ateş dolu olan hendekler kazdırarak çocuk ve kadın ayırt etmeden onları ateşe atıp yakarak öldürmüştür. Kaynakların belirttiğine göre bu yolla öldürülen müslüman sayısı 20.000 kişidir.

Anlaşılıyor ki bu ayetlerin indiği dönemde Mekke’deki yönetimde müslüman olanları tıpkı Zunüvas gibi ateşlerde yakmak istemekte veya en azından toplu katliama maruz bırakmak dilemekteydi. Zaten Mekke’de müslümanlara toplu bir şekilde katliam yapılmaktaydı. Aslında aklın yolunu dinlemeyen kişilerin varacağı nokta cinnet halidir. Zunüvas, Yahudi olduğunu iddia etmektedir ve kendisini Hz. Musa (as)’a nispet etmektedir. Hz. Musa (as) gerçek bir peygamberdir ve bunu çeşitli mucizelerle kanıtlamıştır. Bununla birlikte Hz. Musa (as)’dan sonra gönderilen Hz. İsa (as)’da gerçek bir peygamberdir ve peygamberliğini mucizelerle kanıtlamıştır. Ayrıca Hz. İsa (as), Hz. Musa (as)’ı da tasdik etmekte ve O’nun büyük bir peygamber olduğunu ifade etmektedir. Üstüne üstlük Hz. İsa (as) neshedilen bölümler hariç dünya hükümlerinde Hz. Musa (as)’a verilen Allah’ın kitabı Tevrat ile hükmetmektedir. Meseleye bu açıdan bakınca Hz. İsa (as)’a iman etmeyen Zunüvas ve çevresindekilerin ya deli olması lazım veya Allah’a ve Peygamberlere iman hususunda yalancı olması şart. Zaten ayet de Zunüvas ve çetesinin Necran müslümanlarını sırf Allah’a iman ettikleri için katlettiklerini ifade etmektedir.


Hz. Muhammed (sav) tıpkı Hz. Musa ve Hz. İsa gibi Allah’ın Resulüdür. Hz. Musa ve Hz. İsa (as)’a iman edenlerin öncelikle Hz. Muhammed (sav)’e iman etmesi beklenir. Zira O’da peygamberliğini hem de son peygamberliğini mucizelerle kanıtlamıştır. Bu sebeple Ehl-i Kitab’ın Hz. Muhammed (sav)’e iman etmemesi için ya deli veya Allah’a iman konusunda yalancı olmaları şart. Yalancılar. Onların iman ve din iddiaları şekilden öteye geçmeyen bir mahiyet kazanır ve ideolojik takıntılara duçar olmaya mahkûmdur. Bu yüzden Yahudiler ve Hıristiyanlar dinsel açıdan hiçbir temele dayanmazlar. Bunu kendileri de bilir ve bunu kendileri de ifade ederler. Dönemin teolojik tartışmaları bağlamında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Yahudiler dediler ki: 'Hristiyanlar bir şey (herhangi bir temel) üzere değillerdir'; Hristiyanlar da: 'Yahudiler bir şey üzere değillerdir' dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de, onların söylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığa düştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir.” (Bakara Suresi: 113)


Kıyamet günü haklarında verilecek hüküm hiç de hayırlarına olmayacaktır. Ayetin “kıyamet gününden” söz edilerek bitirilmesi her şeyin alt üst edildiği bir zaman diliminde tutulacak dallarının olmadığına vurgu yapmak içindir. Yahudi ve Hıristiyanlardan kitap okuyanlar dürüst değildir, kitap okumayanlarda ahmakça önderlerini takip ederler.


Dikkat edilirse Yahudi ve Hıristiyanların ruh dünyasında iman, olumlu ilkeler üzerine kurulu değildir. Onların binaları, ön yargılar ve negatif değerler üzerine bina edildiğinden “ötekini” yok etmek isterler. Hıristiyanların Endülüs’te, Yahudilerin Necran’da yaptıkları bu psikolojinin bir sonucudur. Müslümanlar ise ilkeler üzerine iman ettiğinden onların ötekini yok etmek gibi bir durumları olamaz. İslam Fıkhındaki zimmet sözleşmesi Yahudi ve Hıristiyanlara dini özgürlük verdiği gibi Dar’ul İslam’da bu kişiler kendi aralarındaki meseleleri kendi mahkemelerinde görebilir, kendi okulları olabilir ve askerlik yapmazlar. Bu kişileri korumak müslümanların görevidir.


İsrail’in Gazze saldırısında çocuk ve kadın demeden saldırmasının ardında “olumlu ilkeler” üzere kurulu inanca sahip olan müslümanların kökten kurutma niyeti olduğu açık. Ama bir savaşta düşmanı, “ölümlerden ölüm” beğenmek noktasına sürüklemek aslında kazanamayacağın bir savaşa girmek demektir. Hitler, Alman ırkını yüceltmek için soykırıma varan kıyımlar yapmıştı. Ama Hitler, en baştan itibaren kazanamayacağı bir savaşın içerisindeydi. Zira Allah, sürekli olarak Alman ırkı dışında yaratmaya devam ediyordu. Milliyetçiler girdikleri hiçbir savaşı kazanamazlar. İstedikleri kadar silahları ve kuvvetleri olsun. Yahudi Hükümdar Zunüvas, Hz. İsa(as)’a iman eden 20.000 müslümanı bir kalemde acımasızca öldürdü ama bu katliam tarihin dönüm noktası olmuş; Yahudiler yeryüzünün lanetlileri olarak anılmış ve artık yeryüzünde yer tutamamışlardır. Bunun aksine Hz. İsa (as)’a tabi olan mü’minler sürekli yücelmiştir. Zaten yukarıda mealini verdiğimiz Buruc Suresi ayetlerinin ardından yine aynı surede şöyle buyrulmuştur:


“İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır. Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir. Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar. O, çok bağışlayandır, çok sevendir. Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır. Dilediğini mutlaka yapandır. Orduların, Firavun ve Semûd'un haberi sana geldi mi? Hayır, inkâr edenler, hâlâ yalanlamaktadırlar. Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır. Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur'an'dır. O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır.” (Buruc Suresi:11-22)


Surede, Allah kendisini “Vedud” olarak tanıtmıştır. “Vedud” ismi çok seven anlamına gelir. Soykırıma uğrayan kimseler, kendilerini sahipsiz zannetme potansiyeline sahiptir ve yalnızlık duygusu içerisinde kalpleri hüzünlüdür. Hatta bazı insanlar, Allah’a karşı su-i zan içerisine düşebilir. Bu zannın yersizliği de ayette vurgulanmış oluyor. Surede Fir’avun’un ordusundan haber verilmesi, hem Yahudilere bir işaret hem de soykırım yapan orduların tufanda yok olacağının müjdesidir. Gazze Katliamını yapan İsrail ordusu arkadan kuşatılmıştır ve akıbeti tufana uğrayanların sonu gibi olacaktır. Bunun teminatı korunmuş olan Kur’an kanunlarıdır ki bu kanunları hiçbir güç değiştiremez. İsrail, geri dönüşü olmayan bir savaşa başlamıştır ve kendi mezarını hızla kazmaktadır. Bunun alametleri de görülmektedir. Aksa Tufanı Hareketinden sadece iki gün sonra Financial Times da İsrail’in savaş içerisindeki ekonomik durumu şöyle ifade edilmiştir:


“…Savaş ve bölgesel gerilimler İsrail pazarlarına dalga dalga yayıldı; İsrail borsası TA-35 endeksi %9 düştü ve yatırımcılar büyük ekonomik maliyetlerle uzun süreli çatışma beklerken, şekel dolar karşısında %5'ten fazla düştü. İsrail hükümetinin borçlarını sigortalamanın bedeli hızla arttı. Psagot Investment House baş ekonomisti Guy Beit-Or, 7 Ekim’in sonuçlarının İsrail'in 2006'da Hizbullah'la bir ay süren çatışmasından daha kötü olabileceğini ve ekonomik üretimin %2 ya da 3 oranında daralabileceğini söyledi. Guy Beit-Or, “uzun bir operasyonla karşı karşıyayız ve bu durum İsrail ekonomisine ciddi zarar verecek. İnsanlar tatilleri, partileri ve etkinlikleri iptal ediyor. Halk evde kalıyor. Çocuklar evde olduğundan pek çok insan çalışamıyor. İsrail genelindeki okullar uzaktan öğrenmeye geçti.” dedi. Aksa Tufanı’nın başladığı 2. günde İsrail Merkez Bankası, şekelin değer kaybını önlemek için 30Milyar$ döviz satış paketi hazırladı. Bu rakam 7 Ekim’den sonraki toplam rezervlerin %15’inden fazlası ediyor. Her yıl gelen turist sayısını %10-15 arttıran işgal rejimi tehcir ve katliamla oluşturduğu sözde güvenli bölgelerde “plaj” turizminden ciddi gelir elde ediyor. Bununla birlikte “din” turizmini de finansman için kullanan Siyonist çete, Aksa Tufanı’ndan sonra turizm gelirleri konusunda da ciddi bir sıkıntıya girecek. Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının %5’ini turizmden kazanan işgalcilerin yaklaşık 30Milyar$ beklediği turizme darbe vurulması ekonomik darboğazın işareti olacaktır.”


Soykırım yaparak hiçbir güç, hiçbir savaşı kazanamaz. Zira her savaşın bir hedefi vardır ama soykırımın bir hedefi bulunmamaktadır. Aksa Tufanı Hareketi ve devamında İsrail’in Gazze’ye saldırısı karşısında Hamas’ın muazzam ötesi direnişi bölgedeki tüm mimariyi değiştirme potansiyeline sahiptir. Ve değişim kaçınılmazdır.

bottom of page