top of page

İhlas Suresi'nin Fazileti Üzerine

İlk vahyin ateş veya melek vasıtasıyla bildirilmesi Peygamberlerin, Peygamber olmakla birlikte normal insan olduğunu da ilham eder bize. Bu ilham, Kur’an vesilesiyle Allah ile direk irtibata geçmenin imkânını da bize sunar. İnsana bu şeref yeter. Peygambere, melekler bildiriyorsa vahyi bize de Peygamber bildirmektedir. Hatta bize vahyi ileten elçi, meleklerden de ateşten de şereflidir.



Akıl En Büyük Peygamberdir
İhlas Suresi'nin Fazileti Üzerine

“Hani O (Musa), bir ateş görmüştü de ailesine: “Yerinizde durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size bir kor getiririm yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum” demişti. Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: ”Ey Musa. Ben şüphesiz senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar, çünkü sen kutsal bir vadi olan Tuvâ'dasın. Ben seni seçtim, şimdi (sana) vahyolunacak şeyleri dinle.. Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.” (Taha Suresi: 10-14)

Vahyin ilk geliş anı… Ateşin yanına gelince Hz. Musa (as), ateşten gelen sesi duydu: “Ey Musa…” İş bu nida, açık bir mucizeydi. Zira ateş konuşmaz, konuşamaz ve ateşten ses gelmez. Bu mucize, Hz. Musa (as)’ın Peygamber olduğunu anlaması için de bir araçtır. Nasıl biz Peygamberi mucizeleri ile tanıyorsak, Peygamber de Peygamberliğini mucizeyle anlar. Hz. Musa (as)’a ilk vahiy indirilirken ateşten gelen sesin; “Şüphesiz Ben, Allah’ım” şeklinde gelmesi, ateşten, melekten, insandan, kitaptan okunan vahyin bizzat Allah kelamı olduğuna açık bir delildir. Elbette Allah’ın Kelamı, sesten ve zamandan münezzehtir ama okunan vahyin Allah’ın kelamı olarak anılması Allah’ın kelamı ile mutabık olmasındandır. Ve bu vahiy, bizim âlemimizde de benzeri asla getirilemez mucizedir. Bu sebeple müslümanlar Kur’an okurken veya dinlerken bizzat Allah ile konuştuklarını bilirler. Esasen Hz. Musa (as)’a ilk vahiy geldiği zaman Allah isteseydi vahyin aracı olarak “ateşi” kullanmaz ve direk Hz. Musa (as) ile (zaman ve mekândan münezzeh olarak) konuşabilirdi. İlk vahyin ateş veya melek vasıtasıyla bildirilmesi Peygamberlerin, Peygamber olmakla birlikte normal insan olduğunu da ilham eder bize. Bu ilham, Kur’an vesilesiyle Allah ile direk irtibata geçmenin imkânını da bize sunar. İnsana bu şeref yeter. Peygambere, melekler bildiriyorsa vahyi bize de Peygamber bildirmektedir. Hatta bize vahyi ileten elçi, meleklerden de ateşten de şereflidir.

“Ey insanlar!.. Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız.” (Bakara Sûresi: 21)


Ayet insanlara direk olarak Allah’a ibadet edin demiyor. İbadet etmemizin gerekçesini de izah ediyor: “Yaratılmamız ve maddi ve manevi belalardan korunmak” için. Burada “sebebin” zikredilmesi sahte ilahlara kulluğun basitliğini sergilemek amacının yanında insanın yaptığı işlerde “sebep ve fayda gözettiğine” işarettir. Kelam kitaplarımız kulluğun sebebini güzel bir şekilde açıklarken Kur’an-ı Kerim, hem sebebi hem faydayı açıklamakla da mucize bir kelamdır ve hiçbir kelam (söz) O’nun üstüne olamaz. İnsanlar, hayvan sürüleri değildir hem yaptıkları eylemlerin neden ve anlamını araştırmak isterler hem de bu eylemin fayda ve zararını gözetirler. Kâfir sürüler ise kula kulluklarının sebebini izah edemeyecekleri gibi kullara yaptıkları kulluğun faydasını da göremezler.


Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.” (Yasin Suresi: 74-75)


Herhangi bir ilmin veya meselenin faydasını bilmek, ilmin ve meselenin öğrenilmesi noktasında insanda iştiyak uyandırır. Kur’an-ı Kerim, sırf Allah’ın kelamı olması vesilesiyle bile incelenmesi gereken bir kitap olmasına rağmen Kur’an hakkında bile Kur’an-ı Kerim’in önemini vurgulayan haberler zikredilmiştir. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim Kur'ân'ı okur, ezberler, helâl kıldığı şeyi helâl kabul eder, haram kıldığı şeyi de haram kabul ederse Allah, o kimseyi Cennet'e koyar. Ayrıca hepsine Cehennem şart olmuş bulunan ailesinden on kişiye şefaatçi kılınır." (Tirmizi) Ayetlerde şöyle buyrulur:


"Allah'ın Kitabı'nı okuyanlar, namaz kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarf edenler, asla zarara uğramayacak bir ticaret umarlar." (Fâtır Süresi: 29)


"Ehl-i kitap içinde, gece saatlerinde ayakta durup Allah'ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır." (Âl-i İmran Sûresi: 113)


Konumuz İhlas Suresi olunca surenin anlaşılması için onun faydalarını bilmek, meselenin anlaşılmasının anahtarıdır. Bu sebeple olsa gerek İhlas Suresi konusunda başka hiçbir surede olmadığı kadar rivayet mevcuttur. Hz. Peygamber (sav)’in İhlas Suresi hakkında şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: ““Kim İhlâs Sûresi’ni okursa, Kur’an-ı Kerim’in üçte birini okumuş olur.”


İhlas Suresi, temelde insanların Allah tasavvurlarını düzeltmek için gelmiştir. Esasen Allah tasavvurunun düzeltilmesi her meselenin düzeltilmesinin anahtarı konumundadır. Her dayanağının dayanağı Allah inancıdır. Bu inanç kişiyi, mümkünleri zorunlu gibi görmekten kurtarır ve her şeyin üzerine egemen olmasını sağlar. Peygamberimiz (sav) zamanında mescidde bir adamın; “Ey Ehad, Ey Samed, Ey doğurmamış ve doğrulmamış. Ey dengi olmayan Allah’ım, senden bağışlanmamı istiyorum” diye dua ettiği duyuldu. Resûl-i Ekrem (sav)’in adama; “Bağışlandın, bağışlandın, bağışlandın” buyurdu. (Müsned, Nesai)


İnsanların dünya işlerinin düzene girmesi için bile “kalbinin ve eylemlerinin” dağınık olmaması ilk şarttır. Sosyal sistemin sağlıklı işleyebilmesi için insanların aklen bağlanacağı tutanak olmak zorundadır. Mademki sorumluluğun merkezi akıldır, aklen bağlanacağınız asla değişmeyen bir varlığa bağlanmadığınız sürece diğer varlıklarda değişim, yok olma ve dönüşüm esas olduğundan sosyal sistem asla istikrar ve gelişim kazanamaz. Diğer varlıklara bağlanan akıl, varlık hikmetini kaybeder. Çünkü Allah’tan başka zorunlu bir varlık yoktur. O, hariç herkesin ve her şeyin olmaması mümkündü. İşte mümkün varlığa bağlanan akıl, tutunacak dal bulamayacağından ya serserileşecek veya saplantılı bir hale bürünecektir. Kâfirlerin anıtmezarlara tutunması, heykeller karşısında saygı duruşu yapmasının ardında akıllarını terk etmesi bulunmaktadır.


İhlas Suresi, sadece akli bağlılığın değil sevginin de anahtarıdır. Enes (ra)’ın rivayetine göre namazlarında sürekli İhlâs Suresi’ni okuyan kişiye Peygamberimiz nedenini sorunca o; “Ben bu sûreyi seviyorum” dedi. Peygamberimiz (sav)’de şöyle dedi: “Bu süreyi sevmen, seni cennete sokar.” (Tirmizi) Bazıları demiştir ki; “İhlâs Sûresi’ni yatmadan önce okuyana Tevhid, az geçim sıkıntısı, çok zikrullah verilir ve onun duası da kabul olur.”


M. Hamdi Yazır (rh.a) şöyle der: “Hz. Enes (ra) ve Ubeyy (ra)’dan rivayet edildiğine göre semavat ve arz bu sure üzerine kurulmuştur. Keşşaf Tefsir’nde bu surenin bütün Kur’an’a eşdeğer olduğuna dair bir rivayete işaret edilerek şöyle denilmiştir: “Bu sure metninin kısalığı ve başı ile sonunun yakınlığı ile beraber niçin bütün Kur’an’a denk olmuştur diye sorarsan, derim ki: Bir yüksekliğin yüksekliği niçin ise onun içindir. Bu başka değil, ancak Allahü Teâlâ’nın sıfatı ve adalet ve tevhidi üzere yaratıldığı içindir.”


İhlas Suresi bilgi olarak en temel bilgiden yani Allah’ın varlığı ve birliğini anlatmaktadır ki tüm bilgilerin temeli buraya dayanır. Çünkü bilginin bir kaynağı olmasa idi bu sefer hiçbir bilgimizin sağlamasını yapacağımız durum söz konusu olmayacak ve cehalet esas olacaktı. Meseleye bu açıdan bakınca İhlas Suresi, bilginin temelidir. Bilgileri İhlas Suresine dayanmayanlar cahillerdir.

Comments


bottom of page