Ara

İnsanı Tanıma Sanatı

Çağdaş Psikolojinin üç büyük devinden biri ve bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Avusturyalı psikiyatr Alfred Adler, İnsanı Tanıma Sanatı'yla, geniş bir okur kitlesine yöneliyor.


Kitsp Alıntısı

Üzüntü, kişinin güçsüzlük duygusunu ortadan kaldırarak kendine daha iyi bir durum sağlama arzusunun tohumlarını içerir.


“Yetersizlik duygusu” yetersizliğin kendisinden daha önemlidir.

Hatalarından kurtulmak için bizzat pek bir çaba harcamadıklarını hep görmezlikten gelecek, üstelik büyük bir inatla hatalarında ayak direyecekler, beri yandan hatalarının suçunu canları istedikçe gördükleri kötü eğitimin üzerine yıkacaklardır


insanı değiştirmek pek kolay gerçekleşen bir süreç değildir, bunun için belirli bir ihtiyat ve sabrın varlığı, özellikle her türlü kişisel büyüklenmeden el çekilmesi zorunludur; çünkü karşımızdaki kişi bizim büyüklenmelerimize konu olmakla yükümlü değildir.Bir hayli müzisyen vardı ki, işitme duyularında bir yetersizlikten şikâyetçiydi ve günün birinde kulakları duymaz olmuştu hepsinin; örneğin Beethoven, Smetana ve Clara Schumann bunlar arasındaydı. Bruckner’in dış kulağında ise bir deformasyon seçilmekteydi. Adı geçen kişilerde söz konusu organların işlevsel üstünlüklerini sağlayan, adı geçen yetersizlikler değil miydi?

her deneyim çok çeşitli değerlendirmelere açıktır. Şöyle iki insan gösterilemez ki, aynı deneyimden aynı yararlı sonucu çıkarabilsin. Dolayısıyla, deneyimlerinden bir türlü ders alamadığı görülür insanların. Gerçi bazı güçlüklerden nasıl sakınılabileceği öğrenilir, ilgili güçsüzlükler karşısında belirli bir tavır takınılır. Ama bir insanın devinim çizgisinde bir değişikliğe yol açmaz, bu.Akıl, mantık, etik ve estetik gibi kavramların ancak insanların toplu yaşamından kaynaklanabileceği, ayrıca bunların bireyler arasında uygarlığın yıkılıp gitmesini önleyecek bağları oluşturduğu sonucuna varmaktayız.


İnsanların birbirlerini görmeden birbirleri önünden geçip gitmeleri, ne söylediklerini anlamadan birbirleriyle konuşmaları, birbirlerinin karşısında yabancı gibi dikildiklerinden aralarında bir türlü ilişki kuramayışları, yalnızca geniş bir toplum içinde değil, pek dar bir aile çevresinde bile bunu başaramayışları sık sık üzerinde durulan önemli bir noktadır.Ruhsal anormalliklerin bize öğrettiği ilk şey, insanın ruhsal yaşamının oluşumunda en güçlü dürtü ve uyarıların ilk çocukluk çağından kaynaklandığıdır. Hani gerçekte pek gözde büyütülecek bir keşif değildir bu; çünkü benzeri görüş ve düşünceler çeşitli dönemlerde çeşitli bilgin ve araştırıcılar tarafından savunulagelmiştir. Ancak, bizim, insanı tanıma sanatında yeni olan şey, çocukluktaki yaşantı, izlenim ve davranışları bireyin daha ilerideki durum ve davranışlarıyla karşılaştırarak, çocukluktaki ruhsal yaşamla daha sonraki ruhsal yaşam arasında bağlayıcı bir ilişkinin varlığını saptamamızdır.

Derin Bakış