top of page

Hiçbir Şey O'na Denk Değildir

Varlık âlemindeki hiçbir şey bırakın Allah’ın parçası olmayı Allah’ın dengi bile olmayacağı beyan edilerek Allah dışındaki tüm varlıklar Allah’ın karşıtında konumlandırılmıştır. Buradan mülhem olarak kendisini Allah’ın uzantısı olarak gören veya kendisinde ilahi vasıflar bulunduğu vehminde olan kimselerin Allah ile hiçbir ilişiği olamaz. Onlar Allah’ın düşmanıdır.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Hiçbir Şey O'na Denk Değildir

Öncelikle belirtelim ki İhlas Suresi’nin bu son ayeti, eşyanın varlığını inkâr eden ve her şey Allah’tır veya Allah’ın uzantısıdır iddiasında bulunan İbn-i Arabi gibi dinsizlere açık bir reddiyedir. Çünkü ayet, Allah’ın dışındaki hiçbir varlığın Allah’a denk olamayacağını, aralarında bir benzerlik bulunamayacağını açık bir şekilde beyan ediyor. Varlık âlemindeki hiçbir şey bırakın Allah’ın parçası olmayı Allah’ın dengi bile olmayacağı beyan edilerek Allah dışındaki tüm varlıklar Allah’ın karşıtında konumlandırılmıştır. Buradan mülhem olarak kendisini Allah’ın uzantısı olarak gören veya kendisinde ilahi vasıflar bulunduğu vehminde olan kimselerin Allah ile hiçbir ilişiği olamaz. Onlar Allah’ın düşmanıdır.

Ayet, Allah’a hiçbir şeyin denk olmadığını anlatmak için gelmiş ve bu yüzden bu hususa işaret eden zarf öne alınmıştır. Hiç şüphesiz en önemli ve esas olanın öne alınması her zaman daha uygundur.

Müfessirler bu ayetle ilgili değişik görüşler beyan etmişlerdir.


1. Kâ’b ve Atâ; ayetin “Allah’ın misli ve dengi yoktur” manasında olduğunu söylemiştir.


2. Mücahid şöyle demiştir: “Bu ayet, Allah’ın bir eşi-hanımı olmadığını beyan etmektedir. Çünkü O’na denk bir şey yoktur ki, O’nunla evlensin.” Bu açıklama Allah’ın:


“(Allah) ile cinler arasında bir nesep (akrabalık) uydurdular” (Sâffât Suresi: 158) ayetiyle anlattığı kimselere bir redir. Dolaysıyla Mücahid’in tefsiri; “O, doğurmamıştır” ayetinin adeta tekididir.


3. En doğru izah şudur: Allahü Teâlâ (cc) Samed olduğunu beyan etmiş ve “O doğmamıştır, doğrulmamıştır” buyurarak bütün aracıları nefyetmiş (reddetmiş), arada bulunduğu iddia edilen her şeyi bir kenara itmiştir. Yani bırakın bir kimsenin ilah olmasını aradaki varlıklar aracı bile değillerdir. (Peygamberler, Allah’ın elçileridir ve ancak Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ederler) Hiç kimse celal ve azamet sıfatlarının herhangi birinde Allah’a denk olmasının imkânı yoktur. Varlık açısından da kimse O’na denk değildir. Bir şeyin var olması hakikatinin neticelerinden biridir. O’nun hakikati ise O, O olduğu için yokluğu kabul etmez. Diğer varlıkların hepsi yokluğu kabul eder. İlim açısından da Allah ile diğer şeyler arasında denklik söz konusu değildir. Allah’ın ilmi mutlaktır ve içinde hiçbir hata söz konusu değildir. Keza hiçbir şeyin Allah ile kudret, rahmet, cömertlik, adalet, ihsan açısından da hiçbir dengi olamaz.


Allah’ın zatının, sıfat ve isimlerinin ezeli olduğunu kabul etmek zorundayız. Çünkü O, Vacib’ul Vücut’tur. Gördüğümüz eşyanın varlık nedeni Allahü Teala (cc)’dır. Burada bir soru ortaya çıkmaktadır: “Madem Allahü Teâlâ (cc)’nın yaratıcı sıfatı ezelidir öyleyse ezelde de Allah ile beraber yarattığı bir şey olmalı değil miydi?” İmam Maturidi (rh.a) böyle bir soruya şöyle cevap vermiştir:


“Allahü Teâlâ (cc) ezelde eşyanın bulunduğu hal üzere var olacağını biliyor ve murad ediyordu. Bu her şeyin vakti zamanında olması için Allahü Teâlâ (cc)’nın eşya üzerindeki kudret, iradesi ve eşya hakkındaki ilmi gibidir.


Allahü Teâlâ (cc)’ya bir sıfat isnad edildiği zaman bu sıfatın ezeli olduğuna inanmak icap etmektedir. Bu sıfatın altında bulunan varlıklar, Allah’ın sıfatları ile beraber anıldığı zaman eşyanın kadim olduğu anlaşılmaması için eşya varlık zamanı ile beraber anılır. Kaldı ki bir varlığın üstünden zaman geçmesi tek başına onun sonradan var olduğunun alametidir ve bu alamet onun Allah ile içkin olmadığının delilidir. Bütün varlıklar ve fiiller Allah’ın ezeldeki tekvin sıfatının tecellisidir.


Bununla birlikte tekvinin (yaratmanın) manası beşer anlayışının ulaşamadığı bir husustur. Bu hususu ancak “kün (ol)” sözünün imkân ve ihtimali dairesinde anlamamız mümkündür. Bu konuda şöyle deriz: Allahü Teâlâ (cc), var olmasını bildiği ve dilediği her şeye “ol” dediği vakitte o şey bu emirle var olur. O var olan her şey, bulunduğu hal üzere var olması gerektiği vakitte tekrarsız olarak var olur. Bizim diyebileceğimiz bu kadardır ve mahlûkatın akli kapasitesi tekvin sıfatını anlamaya müsait değildir.”


Yaratma meselesinin insan kapasitesini aşan bir boyutu olduğu malum. Âlem ve Allah arasındaki bağın içkinlik bağı olmadığını biliyoruz. Yani demem o ki; Allah ayrıdır yaratılan varlıklar ayrıdır. Bazıları içinden çıkamadıkları yaratma ve yaratıcılık meselelerinde Vahdet-i Vücud’a sapmışlardır. Hâlbuki Hz. Yunus (as); hadiseler ve sonradan meydana gelen eşyanın izlerinden kurtulduktan ve şuhud (şahit) makamına ulaştığında şöyle demiştir:


“Zünnun’u (balık sahibi Yunus’u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı zannetmişti. Fakat sonunda karanlıklar içinde: “Senden başka ilah yoktur, sen münezzehsin. Şüphesiz ben zalimlerden oldum” diye seslenmişti.” (Enbiya Suresi: 87) Peygamberler; makamca Allah’a en yakın insanlardır. Buna rağmen Hz Yunus (as) Allah’ı tenzih ederken kendini de zalimlik ile anmaktadır. Öyleyse varlık âlemi ile Allah arasındaki ilişkinin mutlak mahiyetini anla-mamız mümkün değildir.


Allah kendi saltanatını beyan sadedinde şöyle buyurmuştur:


“O, hem evveldir, hem âhirdir, hem zahirdir, hem batındır. O her şeyi hakkıyla bilendir.” (Hadid Suresi: 3)


Resul-i Ekrem (sav) bu ayetle ilgili şöyle buyurmuştur: “O, kendinden evvel hiçbir şey olmayan Evvel ve kendisinden sonra hiçbir şey olmayan Âhirdir.”


Hadis-i şerifte “kendinden başka hiçbir şey olmayan” tabiri geçmiştir. Buradaki şey tabiri içerisine yaratılmış her şey girer. Zaman, mekân, arş, eşya vs. Zamanda mahlûk olduğuna göre El Ahir ve El Evvel kelimelerini zamansal bir açıklama olarak kabul edemeyiz.


Eğer evvel veya ahir kelimesi insan için kullanılsa idi zamansal bir durumu ifade ederdi. Ama bir kavram Allah için kullanılıyorsa zamansal bir durumu anlatmaz. Çok kimseler beşeri tecrübelerinden dolayı buradaki evvel ve ahir kelimelerinin zamansal bir durumu ifade ettiğini zannetmekte. Hâlbuki ayetteki evvel ve ahir zamansal durumu ifade etmemektedir. Allah aynı (zamanda) evveldir, ahirdir. El-evvel ve el-ahir zamanlar üstüdür. Allah için bütün devirler ve boyutları birdir. Allah’ın ezeli olması geçmişe doğru gittiğimizde zamanın başlangıcı geleceğe doğru gittiğimizde zamanın sonu demek değildir.


Allah’a aynı anda (ki ayette de aynı anda ifade edilmiştir) Evvel ve Ahir dediğimiz zaman, kavrama noktamızı çok çok aşan bir gerçek ile karşı karşıya kalırız. Şimdi Peygamberimizin (sav) hadisini bir daha okuyalım:


“O, kendinden evvel hiçbir şey olmayan Evvel ve kendisinden sonra hiçbir şey olmayan Âhirdir.”


Bu evvel ve ahir kelimesi “önce, başlangıç, sonra, en sonra, ebedilik, beka” gibi kelimelerden farklıdır. İnsan cennette ebedidir, cehennemde de ebedi.. Ama burada anlatılmak istenen mesele başka bir husus. O, hem evveldir hem ahirdir. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Ben seni hakkıyla ve layıkıyla övemem. Sen, kendini nasıl sena etmişsen öylesin.”


Meselenin bir diğer yönüne de değinmek şart. Hiçbir şeyin “O’na” denk olmaması ifade edilerek O, kelimesiyle Allah’ın aklın üstünde (idraklerin ötesinde) olduğu beyan edilmiş ve yaratılmış olan hiçbir şeyin gölgesinin oraya düşmesi ifade edilmiştir. Bu son ayette Allah dışında ilk kez yaratılmışlardan bahsedilerek insanların arasındaki temel problemin başka şeyleri her açıdan olmasa bile bazı açılardan O’na denk görmek olduğu da beyan edilmiştir. Tüm mahlûkat, onda ne kadar çok özellik ve güç olursa olsun neticede mahlûkattır ve diğer mahlûkatlar üzerine Allah izin vermediği sürece egemenlik sağlayamaz.

Коментарі


bottom of page