Ara

‘Hayatım’ mükemmel bir tarih parçası

Yaşamının ilk 25 yılını, kaleme aldığı “Hayatım”da, Kâzım Karabekir bir yandan ailesi ve kendisi hakkında bilgi verirken diğer yandan da son dönem Osmanlı toplumsal yapısı hakkındaki izlenimlerini bizlerle paylaşmaktadır. Dolayısıyla “Hayatım” okuyucular açısından sadece otobiyografik bir çalışma değil aynı zamanda çok değerli bir dönem analizi hüviyetindedir.



Aslı Gül

Yeni Şafak

Türk siyasi ve askerî tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Kâzım Karabekir pek çok kişiye göre Osmanlı/Türk toplumunun ateşle imtihan edildiği dönem olarak tanımlanan bir süreçte, 1882 yılında dünyaya gelmiştir. Yine kendisi gibi bir subay olan babasının tayinleri dolayısıyla küçük yaşta ülkenin pek çok yerini görme imkânına sahip olan Karabekir, ilk gençlik ve hatta çocukluk yıllarından itibaren Osmanlı İmparatorluğunun içerisinde bulunduğu durumu gözlemleme şansını yakalamıştı. Henüz çok küçük yaşlardan itibaren düzenli şekilde günlük ve not tutmaya başlaması ömrü boyunca karşılaştığı hemen her şeyi kayıt altına almasını da beraberinde getirmiştir.



Yaşamının ilk 25 yılını, yani 1882- 1907 yılları arasındaki anılarını ayrıntılı bir şekilde kaleme aldığı “Hayatım”da Kâzım Karabekir bir yandan ailesi ve kendisi hakkında bilgi verirken diğer yandan da son dönem Osmanlı toplumsal yapısı hakkındaki izlenimlerini bizlerle paylaşmaktadır. Dolayısıyla “Hayatım” okuyucular açısından sadece otobiyografik bir çalışma değil aynı zamanda çok değerli bir dönem analizi hüviyetindedir.

ŞECERESİ HAKKINDA BİLGİLER VAR

Karabekir eserine şeceresi hakkında bilgi vererek başlamakta ve çocukluk dönemine ait hatıralarını gayet akıcı bir üslupla anlatmaktadır. Bu döneme ait anılar içerisinde bilhassa Mekke’de geçen günleri önemli bir yer tutmaktadır. Zira babası Miralay Mehmet Ali Bey’in (daha sonra Paşa) 1890 yılında Mekke’ye tayini ile ailenin de üç yıl sürecek Mekke macerası başlamıştır. Eveliyatta Arabistan’a ve Arap kültürüne adaptasyonda zorluk çeken Karabekir, zamanla bu sıkıntıyı atlatarak Arapçayı dahi kısa zamanda öğrenmiştir. Mekke’de geçirdiği günleri, özellikle de kendisinden üç yaş kadar büyük olan ağabeyi Hulusi Bey ile maceralarını yer yer mizahi bir dille anlatan Karabekir 1890’ların Mekke’si hakkında dikkat çekici tasvirlerde de bulunmaktadır.


Kâzım Karabekir için Mekke günleri babasının koleradan vefat etmesi nedeniyle sona erecektir. Babası Mehmet Ali Paşa’nın vefatı ile oldukça sarsılan aile İstanbul’a dönüş kararı almış ve yine maceralı bir yolculuk ile İstanbul’a dönmüştür. O andan itibaren aile için en önemli şey çocukların eğitimi konusudur. Babası gibi asker olmayı istemesi onun ve ağabeyi Hulusi Bey’in askerî okullarda okuyarak subay çıkmalarına giden yolu açacaktır.

Fatih Askerî Rüşdiyesi, Kuleli Askerî Lisesi, Pangaltı Harbiye Mektebi ve nihayetinde Erkân-ı Harbiye Mektebi’ndeki kurmay eğitimi ile çok parlak bir subay olarak Osmanlı ordusunda hizmet etmeye başlamıştır. “Hayatım”da öğrencilik günleri hakkında da çok ilginç anekdotları okuyucularla paylaşan Karabekir bu dönemde başta ölene kadar çok yakın dostluk kuracağı İsmet Bey (İnönü) olmak üzere Seyfi Bey (Düzgören), Emin Bey (Koral), Kâzım Bey (Özalp) gibi daha sonra herkes tarafından tanınacak ve ülkenin kaderine doğrudan etki edecek şahsiyetlerle yaşadıklarını ayrıntılı biçimde anlatmaktadır.

HİZMET VAKTİ GELİYOR

Erkân-ı Harbiye Mektebi’nden de tıpkı Harbiye Mektebi’nde olduğu gibi birincilikle mezun olan Kâzım Karabekir için artık genç bir kurmay subay olarak ülkesine hizmet etmek vakti gelmiştir. Bu amaçla 1906 yılı başlarında çok istediği Üçüncü Ordu’da görev yapmaya başlar. O tarihte Selanik merkezli Üçüncü Ordu çalkantılı günler yaşayan Balkan topraklarındaki çetecilik faaliyetlerini engellemekle görevlidir. Balkan topraklarının bir balık gibi elden kaydığını gören genç subaylar ülkenin geleceği hakkında fazlasıyla endişelidir. Bir yandan Sırp ve Bulgar çeteleri ile mücadele ederlerken diğer yandan da ülke yönetimine doğrudan etki ederek kötüye gittiklerine inandıkları gidişatı durdurma çabasına girerler. Enver Bey (Paşa), Cemal Bey (Paşa), Niyazi Bey (Resneli) gibi kişilerin öne çıktığı bir yapılanma içerisinde Kâzım Karabekir de ileride İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alacak hareketin öncüleri arasında yer alacaktır. Karabekir “Hayatım”da Balkanlardaki o çalkantılı ortamı da yine ustalıkla tasvir etmeyi becermiştir.


Kâzım Karabekir’in “Herkesin hayatı mükemmel bir tarih parçasıdır” cümlesiyle başladığı “Hayatım” adlı eseri kendisinin 1907 yılında İstanbul’a tayin edilmesi ile nihayet bulmakta. Eser daha önce farklı yayınevleri tarafından okuyuculara sunulmakla beraber, bahsi geçen çalışmaların daha ziyade Karabekir’in Osmanlıca olarak yazdığı notların transkripsiyonu oldukları söylenebilir. Zira bu çalışmalarda Karabekir’in metne ilave ettiği birkaç notun haricinde metne hemen hemen hiçbir açıklayıcı katkıda bulunmadığı görülmektedir.

Askerî tarihçi – yazar Erhan Çifci tarafından yayına hazırlanan ve Kronik Kitap’ın 2019 yılı Ocak literatüre kazandırdığı yeni baskıda ise okuyucunun anlamakta zorlanabileceği düşünülen (tarih, yer ve kişi bilgileri gibi) yerlerde editoryal katkıda bulunulduğu ancak bu şekilde hareket edilirken metnin orijinaline sadık kalınmasına büyük özen gösterildiği söylenebilir.



Derin Bakış