Hayal-i Dünya

Koltuğunuza oturun hatta yayılın, rahatlayın ve gözlerinizi kapatın. Yola. Yolculuğa çıkıyoruz. Kapatın gözlerinizi, hayallerinizde bir dünya inşa edin; gerçek dünyanın tıpkısı gibi. Mavi denizi olsun buranında keza doğan ve batan Güneş’i, gülümseten Ay’ı, sallanan ağaçları, sevimli bulutları, devasa dağları olsun.



Kitap Alıntısı



Koltuğunuza oturun hatta yayılın, rahatlayın ve gözlerinizi kapatın. Yola. Yolculuğa çıkıyoruz. Kapatın gözlerinizi, hayallerinizde bir dünya inşa edin; gerçek dünyanın tıpkısı gibi. Mavi denizi olsun buranında keza doğan ve batan Güneş’i, gülümseten Ay’ı, sallanan ağaçları, sevimli bulutları, devasa dağları olsun. Ve sevimli hayvanlar, bitkiler, evler… Zaman da olsun gece ve gündüzlerde yaşansın size ait olan bu dünyada. Hayallerinizle “Hayal-i Dünyayı” inşa edin. “Hayal gücü, ne ilahi bir armağandır” dediğinde Goethe haklıydı. İlahi armağanı kullanarak yola devam edelim; “yolcu, yolunda gerek.”




İnşa ettiğiniz dünyada da işler sebep, vesile, sonuç ilişkilerine göre yürüsün. Sihre ihtiyaç yok; olağanüstü bir hayatın içindeyiz, ateş ile patlayıcı maddenin birleşimiyle “su” oluşuyorsa ne diye olmazları oldurmaya çalışalım? Hangi hayal dünyadaki sıradanlığı aşabilir ki?



Sakın gözlerinizi açmayın devam ediyoruz. Hayal Dünyanızda kendi halinde yaşayan, yaşamaya çalışan, seven, sevilen, korkan, ihtiyaçlar içerisinde kıvranan, hırsları, aşkları, emelleri olan herkes gibi, hepimiz gibi insanlar da olsun. Yaklaşın onlara, projektörleri yaklaştırın. Ve içine girin dünyanızın.

İşte şurada insancıklar… Kulak kabartın onlara. Şu; “kendi başıma varım ve varlığımı kimseye muhtaç değilim” diyen güruha. Nara atıyorlar; “Hayal-i Dünyayı” inşa eden sana karşı fütursuzlar, meydan okuyorlar, esiyor, gürlüyorlar. Gülüp geçmek istiyorsun çünkü biliyorsun açık hezeyan bu. Sarhoş narası atan beyinsizleri bir kerede yok edebilirsin lakin onlar bunun farkında dahi değil. “Görmediğime inanmam” diye zırvalıyor oysa neyi görüyor, kimi görebiliyor? Kendi kurduğun hayalinin içindeki zavallı, “seni” reddederken ne kadar da komik öyle. Kendisine bir kurgu icat etmiş, senin dünyanda kendi dünyasını kurmuş ve kendi kurduğu dünyayı, zamanı, mekânı mutlaklaştırmış. Ne acı. Gelgelelim hakikat diye bir derdi olsaydı, hakikat namına biraz ciddi davransaydı, böbürlenmeseydi; “hakikati” içeride kendisi gibi olanlarda değil dışarıda, görünen de değil görünmeyende arardı. Hafif meşrep, matrak. Geçelim.

Geçelim ve gelelim bir başka kümeye. Bunlar daha “deli”, çok daha büyük aptal. Senin icat ettiğin Onlar var oluşlarını “Hayal-i Dünyanın”, Güneş’in, Ay’ına, taşına, toprağına borçlu olduklarını iddia ediyor. Güneş olmazsa ısınamazlarmış yine Güneş’in ışıkları da olmazsa göremez zannettiklerinden her şeylerini sebeplere bağlamışlar. Taşa, toprağa kutsallık atfedenler de var. Heykellerin önünde saygı duruşundalar. Komik komik hareketler, çeşit çeşit şaklabanlıklar. İlle velakin… Ne var ki “Hayal-i Dünyanın” varlarının hepsi “hayal”. Hiçbirinin kendine mahsus gücü yok, şuurları bile yok. Ayrıca “sen” nasıl tasarlamışsan öyle olan varlıklar. Güneş’i sen tasarladın doğru lakin bir başka doğru da Güneş’ten çıkan ışığı hatta ısıyı bile sen tasarladın. “Hayal-i Dünyanın” sebeplerini de sonuçlarını da “sen” tasarlamana rağmen onlar seni geçip sebeplere tapıyorlar. Garip. Çok garip. Garip ve ahmakça. Geçelim.

Geçelim, ilerleyelim. Zavallıların yanına gel. Kendilerine “kurtarıcı” ideoloji inşa edenlerin yanına. Hayal-i Dünyanın içerisinde dünya inşa eden ideolojik kesime. Orada da isimler muhtelif; Laiklik, Hümanizm, Komünizm, Kapitalizm, Kemalizm lakin hepsinin ortak iddiası “Hayal-i Dünyanın” sırlarını bilimle çözme iddiası. Bu iddiadan sonra “her şeyde söz haklarının” olduğunu söylüyorlar ve her şeyin son hükmünü kendileri vereceklermiş. Ayrılma dünyadan ama ayrıldığını, biraz sonra hayaline son verdiğini, gözlerini açtığını düşün. Senin küçük dünyandaki “kurtarıcı ideoloji” tabilerinin dünyaları başlarına yıkılır. Trajikomik.



Şimdi… Şimdi onlara, bunlara, şunlara bir haber sal. “Hayal-i Dünyanın içindesiniz, ayağınızı denk alın” diyecek birisini seç. Seçtiğin kişi; “Gideyim gideyim de senin beni, onlara yolladığını nasıl ispatlayacağım.” “Haklısın” dedin. “Haklısın. Onların yanına git ve gittiğin vakit, “Hayal-i Dünyanın altını üstüne getirecek harika şeyleri, senin elinle onlara göstereceğim. O zaman sana inanırlar” dedin ama ne oldu? Güneş’i ve Ay’ı gönderdiğim kişinin eline verdim de kimse itibar etmedi. Gevezelik yaptılar, ceviz kabuğunu dolduramayacak entelektüel zırvalara düştüler, “atalarının” kendilerini kurtardığını söylediler… Türlü türlü zırvalarla gönderdiğin kişiye seslendiler. En komiği de “bilimin ispatlamadığı inanmayız” zırvalığı oldu. Hâlbuki bilim ne? Bilim dedikleri şeyler benim “Hayal-i Dünyada” tasarladığım şeylerden ibaret.

Şimdi… Gözlerinizi açın. Yolculuk bitti. İnkârcı, sebepleri putlaştıranlar ve ideoloji sahipleri yok oldu gitti. Bu kadar basit.

Teşbihte hata olmaz lakin Allahü Teâlâ (cc) hiçbir şeye benzemez.


Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 499 TL

E- Ticaret Sitesi: 799 TL

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter