top of page

Hamas-İsrail Savaşı’nda Bölge Ülkelerinin Duruşu Üzerine

Sonuç olarak Aksa Tufanı hareketi ve devamında gelen Gazze Savaşı tüm dünyayı yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir ve görünen o ki tüm dünya Hamas ekseninde yeninden şekillenecektir. Tüm dünya Hamas’ın etrafında dönmektedir.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Hamas-İsrail Savaşı’nda Bölge Ülkelerinin Duruşu Üzerine

Toprak parçaları veya daha özel manada şehirler, dünya tarihini şekillendirdiği gibi dünyanın geleceği üzerinde de söz sahibi olmuştur. Misal olarak Kudüs!... İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik için kutsal olan bu şehrin, dünya siyaseti için önemi malum. Hatta gelecek zaman için bile şehir önemini kaybetmeyecektir. Şehirde yaşanan herhangi bir değişim ve dalgalanmalar dünyanın herhangi bir ucunda bile muazzam etkilere sebep olmuştur ve olacaktır. Gözlerini mekânlara kapayan topluluklar, dünya siyasetinin egemen güçleri tarafından her zaman için yönlendirilmeye açıklardır. Mekân ile bütünleşik “benlik” şuuruna sahip olmayan toplumlar, bir başka “benlerin” içinde yok olmaya mahkûm olurlar.

Bölgedeki tüm ülkeler Kudüs ile özel olarak ilgilenirler veya ilgilenmek zorundadırlar. Çünkü en başta Kudüs ile ilgilenmek bölgedeki devletlere insanların rızasını kazanma anlamında meşruiyet alanı oluşturur. Türkiye’deki muhafazakâr iktidarın İstanbul Belediye seçimlerinde bile “AK Parti düşerse Gazze’de düşer” propagandası yaptığını biliyoruz. İran’dan Mısır’a bölgedeki tüm devletler, Kudüs üzerinden kendi iktidarlarına meşruiyet üretme gereksinimi duyarlar. Bölgedeki her ülkede iktidara iliştirilmiş gazeteciler, kendi liderlerinin “Kudüs” için tek ses çıkaran lider olduğunu iddia eden yalanları servis etmekten özel zevk alırlar.

Meselenin diğer bir yönü de şudur. Kudüs ve çevresi üzerindeki her etkiniz hem bölge ülkeleri arasında hem de küresel manada size güç kazandıracaktır. Dolaysıyla bölgedeki hiçbir ülke, Kudüs’e sırtını çeviremez. Ayrıca bölgedeki küresel güçlerin temsilcisi olan İsrail’in attığı tüm adımlar bölge ülkelerini öyle veya böyle mutlaka etkiler.

Bu kısa girişten sonra kısa kısa bölge ülkelerinin “Aksa Tufanı Hareketine” karşı takındıkları tutumlara değinmeye çalışalım. Önce Türkiye.


Türkiye:


Osmanlı İmparatorluğundan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, her ne kadar Laik bir ülke olsa da Kudüs meselesine asla sırtını dönemez. Zira bölge halkları ile Türkiye içerisindeki halk arasında kopmaz bir bağ vardır. Ayrıca bölge gerek deniz ulaşımı, gerekse de doğal kaynaklar açısından Türkiye’yi ister istemez etkilemektedir. Gerçi Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal, Filistin meselesini Arapların bir sorunu olarak görmekte ve bu sorunların Türkiye’nin başına iş açacağı inancındadır. Kendisi şöyle demiştir:


“Yemen çöllerinde kavrulup mahvolan Anadolu evlatlarının miktarını biliyor musunuz? Suriye’yi, Irak’ı muhafaza etmek için, Mısır’da barınabilmek için, Afrika’da tutunabilmek için ne kadar insan kaybedildi, bunu biliyor musunuz? Ve netice ne oldu görüyor musunuz?” (Atatürk, Nutuk) Mustafa Kemal, Arap ve İslam Coğrafyasının sorunlarının ülkeyi sorunlara gark ettiği inancındadır. İstanbul'da muhafazakârların düzenlediği “Filistin Mitinginde” Mustafa Kemal'e iftira atılmış ve Mustafa Kemal'in Filistin meselesini kırmızıçizgisi filan gördüğü yalanları söylenmiştir. Aksine Mustafa Kemal şeriata karşı birisi olarak Filistin meselesini Arapların meselesi olarak görmüştür. Devletin kurucu iradesinin genel görüşü Filistin meselesinden uzak durmak olsa da özellikle sağ iktidarların gerek halkın rızasını alarak meşruiyet üretme arzusu gerekse de devlet yaşamının dinamik bir süreç olması hesabıyla Filistin meselesine hiçbir iktidar bigâne kalamamıştır. Kaldı ki küresel siyasette söz sahibi olmak isteyen her devlet, Kudüs meselesiyle ilgilenmek zorundadır.


Aksa Tufanı Hareketinden önce Azerbaycan ile stratejik ortaklık yaparak Dağlık Karabağ bölgesini Ermenistan’dan alan Türkiye ve Azerbaycan’ın bir diğer stratejik ortağı hiç şüphesiz İsrail’di. İsrail, Kafkaslar da etki kazanmak için Azerbaycan ve diğer Türki Devletlerle özel olarak ilgilenmektedir ve bu devletlerle çok derin bağları bulunmaktadır. Türkiye, Azerbaycan atağı ile sadece bölgesel adım atmamış küresel manada da adım atmıştır. Bu kapsamda Türkiye, Azerbaycan ve İsrail dayanışmasının resmiyet kazanması ve küresel oyun sahasının genişlemesi için Aksa Tufanı Hareketinden çok kısa süre önce Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Binyamin Netanyahu ile Akdeniz doğal gazlarıyla ilgili görüşme yapmış ve İsrail ile Azerbaycan’da başarı ile tatbik edilen ortaklığın Ortadoğu Coğrafyasında da oluşması istenmiştir. Ne var ki, Aksa Tufanı Hareketi, Türkiye ile İsrail’in yakınlaşma çabasını yerle bir etmiştir.


Aksa Tufanı Hareketinden sonra Türkiye, savaşan iki tarafa da itidal tavsiye etmiş ve İsrail medyasında yayınlanan yalan haberlere dayanarak “Hamas’ın yaptığı sivil katliamları” kınadıklarını ifade etmiştir. Hatta AK Parti yetkilisi olan milletvekili Özlem Zengin, TBMM’de İsrail’e tepki gösterilmesi gerektiğini söyleyen milletvekillerine “İsrail ile konuşarak yakınlaşmak lazım. Konuşarak çözemeyecek sorun yok” diyerek tepki göstermiştir. Bu dönemde İsrail’in Gazze’ye kadın ve çocuk ayırmadan saldırısı karşısında Hamas’ın yenildiği farz edilerek “ateşkes” istenmiş ve İsrail ve ABD’ye Türkiye’nin “garantörlüğü” teklif edilmiştir.


Garantörlük teklifi Türkiye’nin Kudüs bölgesine doğrudan müdahalesi anlamında Türkiye için küresel siyasete etki bakımından muazzam bir tekliftir. Ama bu teklifin savaşan iki taraf içinde kabul edilmesi oldukça zordur. Türk askerinin Gazze-İsrail sınırına yerleşip iki tarafın birbirlerine saldırmasını önlemesi amaçlanan garantörlük teklifini Hamas kabul etmez. Zira Hamas, istilacı ve işgalci İsrail ile savaşmaktadır ve İsrail’e karşı durmanın savaştan başka bir yolu olduğuna inanmamaktadır. Hamas, İsrail’in Batı Şeria ve Kudüs’te yapacağı yeni terör faaliyetlerine karşı durmak istediğinde bu sefer, karşısında Türk askeri bulunacaktır. Bu durumda Türk askerine saldırıp İsrail’e saldırdığında hem Türkiye içinde hem de bölgede büyük dalgalanmalar olacaktır. Böyle bir durumda Türkiye, mecburen kendi askerine silah sıkan Hamas’ı “terör örgütü” olarak ilan edecektir. Gazze Halkı, Türk askerine saldırılması dolaysıyla üzülecek ve kendi içerisinde bölünecektir. Velevki Hamas, İsrail’in tüm zulümlerine sessiz kalıp Türkiye’nin garantörlüğüne teslim olsa bu sefer de Hamas iddiasız ve zulümlere sessiz kalan bir cemaat haline dönüşecek ve bitecektir. Türkiye’nin garantörlük teklifini İsrail’in de kabul etmesi zordur. Çünkü İsrail, AK Parti’den sonra Türkiye’de İsrail’in dostu olmayan herhangi bir hükümete geçtiğinde zorda kalacaktır. AK Parti kendisinden sonra İsrail dostu olmayan bir hükümet garantisi veremeyeceğinden Türkiye’nin garantörlüğünü kabul etmesi zordur.


Hamas’ın şanlı direnişi, Türkiye’de hükümetin meşruiyetine de darbe vurmuş ve çeşitli çevreler İsrail ile olan ticaretin durdurulması ve İncirlik Üssünün kapatılmasını istemeye başlamışlardır. Ayrıca aynı çevreler Malatya’da bulunan Kürecik Radar Üssünün kapatılmasını da istemektedir. Bu durum AK Partinin İsrail’e olan sesini yükseltmeye zorlamıştır. Meselenin diğer yanı da şudur.


Aksa Tufanı Hareketinden hemen sonra Amerika, İngiltere ve Fransa Akdeniz’e savaş gemilerini göndererek tüm bölgeye adeta gözdağı vermiştir. Türkiye, Yunanistan’da bulunan ABD üsleri ve Suriye’de bulunan ABD destekli PKK/PYD terör örgütü ile zaten kendisini kuşatılmış hissediyordu. En son Akdeniz’e gelen savaş gemileri Türkiye’yi kuşatılma endişesine sevk etmiştir. Hamas-İsrail savaşı devam ettikçe Türkiye’nin kuşatılma psikolojisi daha da derinleşecektir. Bu dönemde Türkiye, ABD’ye daha üst perdeden hatta fiili olarak tepkiler koyabilir.


İsrail, Aksa Tufanı Hareketini ve hezeyan halinde yürüttüğü Gazze Savaşını aslında kaybetmiştir. Artık bölgede kendisinin merkezde olduğu bir güvenlik mimarisi kuramayacağından Türkiye ve İsrail birbirlerinden sürekli uzaklaşacaklardır.


Mısır:


İsrail kurulmadan ve kurulduktan sonra İsrail ile en çok problem yaşayan ülkelerin başında Mısır gelmektedir. Lakin sorunlara ve hatta savaşlara rağmen Mısır-İsrail ilişkileri sürekli kontrollü gerginlik seviyesinde kalmıştır. Muhammed Mursi döneminde bu “kontrollü gerginlik” direk Filistin’e destek ibresine kayınca Mısır Genelkurmay Başkanı Abdülfettah Sisi, ordu darbesiyle Muhammed Mursi’yi iktidardan devirmiştir. Abdülfettah Sisi, Mısır’ın geleneksel politikası olan kontrollü gerginlik politikasını bile bırakmış ve İsrail ile özellikle Akdeniz bölgesinde stratejik ittifaklar kurmuştur. Lakin Aksa Tufanı Hareketi, Mısır ile İsrail’i savaşa kadar uzanacak bir sürece yönlendirebilir.


İsrail’in Gazze’yi boşaltıp içerisindeki halkı Mısır’ın çöllerine doğru sürüklemesi Mısır için istese de istemese de savaş sebebi olacak potansiyele sahiptir. Zira Gazze Halkı, Mısır’a sürüklenirse İsrail burada da durmayacak “terör operasyonları” bahanesiyle Mısır’da Gazze Halkının bulunduğu yerlere de müdahalede bulunacaktır. Bu durum istese de istemese de Mısır Devletiyle İsrail’in savaşmasına vesile olacaktır. ABD’nin Gazze Halkını Mısır’a sürme teklifi ve bu teklif karşılığında Mısır’ın tüm borçlarını silme vaadinin pek bir anlamı yoktur. Gazze Halkı, Mısır’a sürüldüğü anda Mısır, ABD ve müttefiklerinin terör hedeflerinden birisi olacaktır. Bu sebeple Mısır, istese de istemese de Gazze’ye bir şekilde destek vermek zorundadır.


İran:


Mezhepçi ve ırkçı yapısıyla İslam Coğrafyasının tamamında müslümanlarla savaşan İran’ın bölgede kullanacağı tek meşruiyet aracı Kudüs meselesidir. Hatta İran, müslümanlarla savaşma bahanesini İsrail’e karşı olduğu farz edilen “Direniş Eksenini” koruma iddiasındadır. Yani kâğıt üstünde İran, adeta Filistin için var olmaktadır.


Aksa Tufanı Hareketi ve devamında oluşan İsrail’in Gazze’ye saldırısı İran’ın ve desteklediği Lübnan Hizbullah’ı örgütünün tüm makyajlarını ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Zira İran ve Hizbullah örgütü Gazze saldırılarında Hamas’ı ve Gazze Halkını yalnız bırakmıştır. Hizbullah Örgütü, lideri adeta İsrail ve ABD’ye yalvararak “Aksa Tufanı Hareketi” ile herhangi bir alakamız yok açıklaması yapmıştır. Ancak Hamas-İsrail savaşının uzaması İran’ı savaşa müdahil olmaya zorlayacaktır. Çünkü nihayetinde müslüman olan Şiiler, Kudüs meselesine sessiz kalan İran’ın meşruiyetini sorgulayacaktır. Humeyni’nin yaşarken Suriye Baas’ının Hama Katliamına desteği ile Filistin meselesi farklıdır. O dönemde birçok müslüman, Humeyni’nin ikiyüzlülüğünü görmüş ama Kudüs meselesinde İran’ın sessizliği Şia’lar arasında dalgalanmalara neden olacaktır.


Afganistan:


20 yıllık işgal sürecinden sonra Afganistan İslam Emirliği’nin Filistin Davasına duyarsız kalması mümkün değildir. Lakin öncelikle işgalin 20 yıllık enkazı ortada durmaktadır. Ayrıca Taliban, kendisine saldırılmadığı sürece ülkede, başka bir ülkeye savaş açacak bir yapıya izin vermeyeceğine dair Doha’da söz vermiştir. “Aksa Tufanı Hareketinden” sonra Gazze savaşı uzarsa uluslararası sistem zaafa uğrayacak ve verilen sözlerin tarafları hükümsüz hale gelebilecektir. Böyle bir durumda Afganistan İslam Emirliği, Hamas saflarında Filistin Savaşına katılabilir.


Afganistan:


20 yıllık işgal sürecinden sonra Afganistan İslam Emirliği’nin Filistin Davasına duyarsız kalması mümkün değildir. Lakin öncelikle işgalin 20 yıllık enkazı ortada durmaktadır. Ayrıca Taliban, kendisine saldırılmadığı sürece ülkede, başka bir ülkeye savaş açacak bir yapıya izin vermeyeceğine dair Doha’da söz vermiştir. “Aksa Tufanı Hareketinden” sonra Gazze savaşı uzarsa uluslararası sistem zaafa uğrayacak ve verilen sözlerin tarafları hükümsüz hale gelebilecektir. Böyle bir durumda Afganistan İslam Emirliği, Hamas saflarında Filistin Savaşına katılabilir.


Suudi Arabistan:


İslam Coğrafyasında mezhepçilik yapan ülkelerden birisi de Suudi Arabistan’dır. Aksa Tufanı Hareketinden önce İsrail ile normalleşme anlaşması yapmaya yakın olan Suudi Arabistan Devleti, “tufandan” sonra “normalleşme” anlaşmalarını askıya almak zorunda kalmıştır. Gazze Savaşının uzaması, Suudi Arabistan’ın ibrelerini Filistin’den yana kaydırmaya adaydır.


Katar:


İslam Coğrafyasında, tarafların da mutabakatı ile Filistin Davasına ve Hamas’a en açık destek veren ülkedir. Parasal gücü ile Filistin’in yanında olan Katar, siyasi olarak da Hamas’ı barındırmaktadır. Ama bu barındırma haline ABD’nin de muhatap bulmak adına onay verdiği bilinmektedir. Meseleye bu açıdan bakınca Katar, gönlü ve parası Filistin’in yanında olsa da fiilen nötr kalmak zorunda olan bir ülkedir.


Çin ve Rusya:


Gazze Savaşının uzaması ve uluslararası sistemin zaafa uğraması halinde Filistin Davasından Rusya ve Çin’de yararlanmak isteyecektir. Bu da dünyada yeni bir dengeye hatta yeni savaşlara sürükleyebilecektir.


Sonuç olarak Aksa Tufanı hareketi ve devamında gelen Gazze Savaşı tüm dünyayı yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir ve görünen o ki tüm dünya Hamas ekseninde yeninden şekillenecektir. Tüm dünya Hamas’ın etrafında dönmektedir.

Kommentare


bottom of page