Hallac-ı Mansur Meselesi ve Cübbeli Ahmet

Devam ederek; Mansur ile İblis’in konuştuklarını rivayet ediyor. Mansur öldüğüne göre İblis’ten rivayet edenin kendisi olması lazım. İblis ravicisi daha da ileri giderek; Mansur’a karşı çıkmanın imanı tehlikeye düşüreceğinden dem vuruyor.


 




Hallac-ı Mansur, bir mecliste; “Ben Allah’ım” iddiasında bulunuyor ve bu sözünden dolayı zamanın mahkemesinde yargılanıyor; mahkemede ağzından çıkan sözün “yanlışlıkla” veya “heyecanla” çıkan bir söz olmadığını hala iddiasının arkasında bulunduğunu ifade ediyor. Mahkeme Hallac hakkında “idam” cezasına hükmediyor. Buraya kadar mesele yok. Lakin kamuoyunda Cübbeli Ahmet olarak bilinen Ahmet Ünlü, Mansur’un evliya olduğunu bu sebeple sözleri her ne kadar şer’iata aykırı olsa da hakikatte durumun böyle olmadığını iddia ediyor. Devam ederek; Mansur ile İblis’in konuştuklarını rivayet ediyor. Mansur öldüğüne göre İblis’ten rivayet edenin kendisi olması lazım. İblis ravicisi daha da ileri giderek; Mansur’a karşı çıkmanın imanı tehlikeye düşüreceğinden dem vuruyor. Bu nasıl iman ki, zorunlu varlık olan Allah’ın yerine kişi geçebiliyor? Akıl sahibi bir insanın Ahmet Ünlü’yü ve onun peşinden giden akılsızları ciddiye alması mümkün mü? Şeytanın elçileri olan Ünlü tabileri aklı bir kenara attıkları için maskaralıkları doğal.



Aslında Mansur’a hak veren Cübbeli Ahmet de ve tabilerinde zerre miktarı bile olsun imanın bulunması mümkün değil. Zira iman tasavvurların (bilginin) tasdikinden (doğrulanmasından) ibaret. Hidayetin Allah’tan olması bu duruma mani değil. Kaldı ki hidayetin Allah’tan olması Allah’ın bizim yerimize iman etmesi anlamında alınamaz. Dolaysıyla iman doğal bir hadisedir. Sadece kesin bilgilerin tasdikidir. Akli kesin bilginin temeli de zorunluluklar ve imkansızlar üzerine kuruludur. Buradaki temel mesele insanın aklını kullanmaması veya aklın vardığı hükmü inat, kibir gibi sebeplerle inkar etmesidir. İnsan bir kere aklını kullanmaz ve aklın hükümlerine teslimiyet göstermezse bir daha asla kendi imkanlarıyla akla sahip olamaz. İnsanın aklın yoluna dönmesi ve aklın yolunda ilerleyebilmesi (kibir ve inada kapılmaması) ancak Allah’ın vermiş olduğu hidayetle mümkün olabilir. Şunı demek istiyorum. İman asla afaki, akla aykırı bir durum değildir. Müslümanlarda papaz değil ki; “aklınıza yatmasa da inanın” desinler. Hallac-ı Mansur’un yaptığı edepsizlik, namussuzluk ve büyük yalan, soytarılık ortada. Kendisi mümkün varlık olmasına rağmen zorunlu varlık olduğunu iddia etmiş, mahkemede bile zorunlu varlık olduğunu ilan etmiş ama buna rağmen zorunlu varlık ölmüştür. Yalanı ve yalancılığı bundan net bir adam olabilir mi? Öyleyse ölmeseydi… Şimdi biz bu yalancı Mansur’u laf söylersek imanımız tehlikeye girer öyle mi? Hayır asla… Aksine Mansur’u tasdik edenlerde zerre mikarı iman ve akıl yoktur.



Cibbeli Ahmet, “(Ben Allah’ım diyen) Mansur manevi makamda idi” buyuruyor. Bu makam vesilesiyle birçok yalanı sıraya koyuyor. “Ben Allah’ım” diyen edepsizin ve yalancılıkta zirve birinin nasıl bir manevi makamı olabilir? Olsa bile bu ne çirkin manevi makamdır? Yeryüzünde herhangi bir din, ilahına saygısızlığı kabul etmez sadece günümüzün sözde tasavvufçuları kabul eder. Meselenin nirengi noktası şudur. Tasavvuf adına aklın ve şeriatın hükümlerini reddeden maneviyat ve kalp diyerek kesinlikten kopan kimselerde her türlü melanet bulunur. Merhamet, vicdan ve aforizmalar anaforunda oluşturulan günümüz tasavvuf dini ile Hıristiyanlık arasında pek bir fark yok. Saçma sapan sözleri ve anlayışları aklımıza yatmasa da kabul etmemizi bekleyen tasavvuçularla papazlar arasında pek bir fark yok. Olmadığını da her gün şahit oluyoruz.