Halit Fahri Ozansoy’un kaleminden edebiyatçılar

Edebiyat anılarının ayrı bir çekiciliği var. Okuduğun, sevdiğin yazar ve şairlerin günlük yaşantısını, arkadaş ilişkilerini, hırslarını, zaaflarını, daha da önemlisi şahsiyetini hatıratlarda görmek mümkün.


Ömer Yalçınova

Dünyabizim

Edebiyat anılarının ayrı bir çekiciliği var. Okuduğun, sevdiğin yazar ve şairlerin günlük yaşantısını, arkadaş ilişkilerini, hırslarını, zaaflarını, daha da önemlisi şahsiyetini hatıratlarda görmek mümkün. Tevfik Fikret, Abdülhak Hamit Tarhan, Abdülhak Şinasi Hisar, Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Ömer Seyfettin gibi isimler, edebiyatla yakın veya uzak ilişkiye geçmiş her okuyucunun bildiği, duyduğu, okuduğu, karşılaştığı edebiyatçılardır. Dolayısıyla bu kişileri merak etmemiz gayet normal. Bu merak, şahsi de olabilir, tarihi veya edebi de.



Hatıratlara edebi açıdan başvurmak, okunan eserleri daha etraflıca anlama çabasıdır. Yahya Kemal şiirine meftunsak, onun şahsiyetini öğrenerek, şiirlerini bir de bu açıdan değerlendirme imkânına kavuşuruz. Çünkü her edebi eserin, bir yazıldığı döneme dair söylediği şeyler vardır, bir de geleceğe dönük söyledikleri. Hatıratlarda, yazıldığı döneme dair söylenenlerle daha çok karşılaşırız. Bu da şiire yönelik birçok yanlış anlamanın önüne geçer. Meselenin başka bir yönüyse, şiirin şairinden ayrı düşünülemeyeceğidir. O yüzden Yahya Kemal şiirinde konuşan personayla hatırat kitaplarında espri ve fıkralarını okuduğumuz Yahya Kemal arasındaki farkı veya benzerliği görmek hem şairi hem de şairin yaşadığı tarihi dönemi daha geniş anlamamızı sağlar.

Hatıratlar edebiyat tarihi için birinci dereceden başvuru kaynakları olduğu gibi, Türkiye gibi edebiyat ve düşüncenin paralel ilerlediği, birbirinden ayırt edilemediği ülkelerde, siyasi tarih için de hayati öneme sahiptir. Rıza Tevfik Bölükbaşı, Ziya Gökalp, Fuat Köprülü sadece edebiyat tarihinin renkli simaları değildir mesela. Fakat neredeyse bütün Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat dönemlerine dair hatıratlarda bu isimlere de rastlanır. O yüzden, bir edebi hatırat, Türkiye’de sadece edebi hatırat değildir. Ondan siyasi, sosyolojik ve tarihi bilgiler de edinilebilir.

Halit Fahri Ozansoy’un Edebiyatçılar Çevremde (2015, Dergâh Yayınları) ve Edebiyatçılar Geçiyor’u da (2016, Dergâh Yayınları) Türk edebiyatına, düşüncesine, tarihine meraklı herkes için, başvurulabilecek, birçok ilginç bilgiye ulaşılabilecek eserlerden iki tanesi. Tabii her hatıratta sevgi, özlem, hüzün, hayranlık gibi duygular olduğu gibi öfke, kin, haset gibi duygularla da karşılaşmak mümkün. Öyle olduğu için her hatırat kitabı yazarın kendisiyle, yaşadığı dönemle, arkadaş çevresiyle, hayatıyla bir hesaplaşmaya da dönüşebilir. Mesela Necip Fazıl’ın Bâbıâli kitabı, yaşadığı dönemin edebi ve fikri akımlarıyla bir hesaplaşmasıdır. Hatta Bâbıâli için, bir kavga kitabı bile denilebilir. Necip Fazıl orada kendini, düşünce ve sanatını, hepsinden önemlisi davasını savunur. Bu hesaplaşma ve savunma Necip Fazıl’ın düşünce ve sanatını daha net ortaya koymasını sağlar. Halit Fahri Ozansoy’un bazı yazıları da bu türden savunma ve hesaplaşmadır. Fakat kitapların geneline baktığımızda, “tatlı hatıra”lardan oluştuğunu, kitap yazılmadan önce, bir hesaplaşma ve savunma amacı güdülmediğini görürüz.



Edebiyatçıları esprili taraflarıyla anlatmayı yeğlemiş

Ben daha çok Edebiyatçılar Geçiyor üzerinden konuşacağım. Edebiyatçılar Çevremde’yi de işlemek istersem, yazı fazlasıyla uzayacak. Ozansoy Edebiyatçılar Geçiyor’da nedense acı, hüzün, gözyaşı ve keder dolu şiir, hikâye veya deneme yazan birçok edebiyatçıyı esprili taraflarıyla anlatmayı yeğlemiş. Zaten tepki de çekmiş bu konuda. O yüzden bir süre hatırat yazmayı bırakmış. Kitabın ilk bölümü bu tepki çeken yazılardan oluşuyor. İkinci bölümse, daha çok portre denemelerinden ibaret. Fakat Ozansoy’un portre denemelerinde bile ele aldığı kişiyi bütün yönleriyle anlatmak gibi kaygısı yok. Anlattığı şahısların birçoğunu da, okuyucunun gözünde canlandıramıyor.  Zaten daha çok ölen arkadaşlarıyla ilgili yazmış Ozansoy. O yüzden olsa gerek ölmeden önceki son anılarıyla hatırlıyor arkadaşlarını. Belki sevdiğimiz şairlerin, son dönemlerini merak ediyorsak, bunlara dönük merakımızı giderebilir Ozansoy. Yoksa mesela Ömer Seyfettin’in oturuşu, kalkışı, hitabı, giyimi, kuşamı, mesleği; hikâyelerini nasıl yazdığı, konuşurken nelere dikkat ettiği, ailesi, hangi kitapları okuduğu, yürüyüşü hassasiyet gösterdiği ilkeleri… Ozansoy’dan okumamız mümkün değil. En fazla işte bir arkadaş toplantısında Ömer Seyfettin yeni yazdığı bir hikâyeyi seslendirmişse, hele bu teatral bir seslendirmeyse, dinleyiciyi güldürmüşse, onu anlatmaktadır Ozansoy.

Bu da bir şeydir, az şey değildir hatta. Ömer Seyfettin’in arkadaşlarına “cancağızım” hitabıyla konuştuğunu öğrenmek, ona dair kafamızdaki portreye bir çizginin daha eklenmesini sağlıyor. Ya da Ahmet Haşim’in küsmesi. Üstelik küstüğü kişinin bundan haberdar olmaması. Hatta neden küstüğünün bile anlaşılamaması gibi. Bunlar da kafamızdaki Ahmet Haşim portresine eklenen çizgilerdendir. Fakat Ozansoy’un hatıraları, tek başına değerlendirildiğinde, daha doğrusu anlatılan kişiler sadece Ozansoy’un gözünden tanındığında, büyük sıkıntılar, yanlış anlamalar çıkacaktır ortaya. Ozansoy her ne kadar “riyasız” ve “tarafsız” anlattığını düşünse ve belirtse de, fazlasıyla duygusal hareket etmektedir. Bir de onun yazıları, anlık tespitlerden oluşmaktadır. O an nasıl gördüyse, onu kayda geçirmiş veya hatırlamış Ozansoy. Ama o kişi, o an böyle davranmış olabilir, başka zaman farklı tepki verecektir aynı şeye belki de. Yani Ozansoy’un kitabında anlatılan olaylar, gerekçeleriyle verilmemiştir. Şahısların davranışlarına dönük açıklamalar da yetersiz. Ozansoy, yanlış anladığı olay ve şahısları da yanlış anladığı şekliyle kayda geçirmiş diyebiliriz. Oysa ele aldığı şahsı, başkalarının değerlendirmesiyle birlikte aktarsaydı, daha sağlıklı bilgiler sunabilirdi.

Köprülü Ozansoy’dan okunmamalı

Mesela Fuat Köprülü’yü Ozansoy’un kaleminden okursak yanlış tanırız. Hatta Köprülü’nün kitaplarını okuma gereği de duymayız. Belli Ozansoy’un Köprülü’ye garazı var. Bu garazı önce onun şiirlerini küçümseyerek belli ediyor. Sonra da onun edebiyat tarihine dair çalışmalarını, tek cümlede anıp geçerek. Oysa bilinen bir gerçek: Köprülü ekolü diye bir şey vardır. Değerli tasavvuf ve edebiyat tarihçilerimizin birçoğu bu ekole bağlıdır, birçoğu bizzat Köprülü’nün öğrencisidir. Ahmet Yaşar Ocak mesela. Kendisi Köprülü’nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı çalışmasının halen aşılamadığını söyler. Köprülü’nün parnasyen şairlerine dair yazdıklarını bütünüyle Remmy de Gourmond’un Le livre des Masques kitabına bağlaması, ondan aktarım olduğunu söylemesi ise, Ozansoy’un “değersizleştirme”, daha doğrusu “değersiz gösterme” çabasının bir sonucu. Garazının sebebine gelince; Hak dergisinde yayınlanmasına karar verilen bir Ozansoy şiirinin, Köprülü tarafından son anda dosyadan çıkarılmasıdır. Yani gayet şahsi bir mesele bu. Dolayısıyla Ozansoy’un çok da hakkaniyetli olduğu, gayrişahsî düşündüğü söylenemez, anılarını yazarken. Duyguları ön plandadır. Hesaplı hareket etmiştir. Başka ifadeyle politik davranmıştır.

Düşünce açısından yüzeysel bir kitap, Edebiyatçılar Geçiyor. Yine de onu okumamız için, birçok neden var. Mesela Servet-i Fünun döneminin bir “devler” geçidi olduğunu hissediyorsunuz kitabı okurken. Ozansoy Servet-i Fünun dergisinin son editörü. Dolayısıyla Servet-i Fünun’a kimliğini kazandıran edebiyatçılar, Ozansoy’un bir önceki kuşağı oluyor. Ozansoy o kuşakla ilgili yazarken hayranlığını gizleyemiyor. Tevfik Fikret, Halid Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Süleyman Nazif, Cenap Şahabettin Ozansoy’un kaleminde ayrı bir renklilik kazanıyor. Milli Edebiyatçılar için de söylediğimiz şey geçerli. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp ve Ali Canip gerçekten “tarafsız” anlatılan kişiler. Fakat Ozansoy kendi kuşağından söz ederken, ister istemez bazılarını belki de olduklarından daha sevimli bazılarını ise olduklarından daha itici göstermekten kendini alamıyor.

Ozansoy eğlenceli bir kitap yazmak istemiş. O yüzden daha çok gülüp eğlendikleri anları kayda geçirmiş. Bununla birlikte unutulmasından tedirginlik duyduğu Tahsin Nahit, Şahabettin Süleyman ve Emin Bülent Serdaroğlu gibi isimlere de yer vermiş kitabında.

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 890 TL

E- Ticaret Sitesi: 1490

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter