Geçmiş hiç geçmiyor!

Türkiye’de ‘Bağlar’ romanıyla tanınan Domenico Starnone, ‘Şaka’da bir dede ve torununun birlikte geçirdikleri birkaç günü anlatıyor. Yaşlılık, gençlik, hırs, yaratıcılık, köklerinizden kaçma, köklerinize dönme ve insanın içindeki farklı benlikler hakkında sıcak bir hikâye...


A. Ömer Türkeş

Hürriyet Gazetesi


‘Şaka’da hikâyenin anlatıcısı 70’li yaşların ortalarına gelmiş bir adam; Daniele Daniele Mallarico. Ünü okyanusları aşmasa bile ülkede yeterince tanınan ve saygı gören bir illüstratör. Karısını yıllar önce kaybetmiş, Milano’da yalnız başına yaşıyor ve şu sıralarda hastalıklarıyla uğraşıyor. Bir yandan da teslim tarihi yaklaşan bir iş var elinde. Henry James’in bir hikâyesinin -prestijli bir baskısı için- tasarlanan çizimleri. Ancak yine de Napoli’deki kızı Betta’nın isteğini geri çevirmek gelmiyor elinden. Kocasıyla birlikte akademik bir toplantıya katılması gereken Betta’nın isteği babasının birkaç günlüğüne Napoli’ye gelip dört yaşındaki torunu Mario’ya bakması...

Daniele, bir dizi farklı nedenden dolayı Napoli’ye gitmekten pek memnun değil. Bir yandan aksayacak işlerini düşünüyor. Diğer yandan kendi kızı da dahil, hayatı boyunca çocuklarla yakın ilişki kurmamış birisi olarak, hele ki ilerleyen yaşında torunuyla baş başa kalmaktan te

dirgin. Hepsinden önemlisi ise yıllardır uzak kaldığı Napoli’ye, hem de büyüdüğü eve dönecek olmanın yarattığı baskıyı hissediyor.

GEÇMİŞİN HAYALETLERİ Napoli’de, şimdi kızının oturduğu bu evde doğmuş ve büyümüş Daniele. Ama evden içeri girdiğinde yuvaya dönmenin sevincinden eser yok. Tersine, geçmişin hayaletleri üşüşüyor bilincine: “Elimi duvarlara hafifçe değdirerek temkinli bir şekilde ilerledim ama gene de yanıp yanıp sönen görüntüler gördüm: Her zaman karanlık bakan babam saçlarını elleriyle geriye atıyordu; bakımsız Külkedisi annem dehşetle hüzün arasında mekik dokuyarak ara ara vualetli hanıma dönüşüyordu; ninem, inme geçirdiğinden, bizim Napoliten lehçesiyle arrugnata tabiriyle ifade ettiğimiz iki büklüm olmuş bedeniyle, bir köşede paslanmaya bırakılmış orak gibi öylece duruyor, her zaman yaptığı üzere sessiz sessiz oturuyordu.” Diliyle, kaba ve şiddet dolu bulduğu kültürüyle, çarpık yapılaşmasıyla nefret ettiği Napoli kentinin, çocukluk ve gençlik günlerinin, adını bile anmak istemediği kumarbaz babasının zihninde yarattığı çağrışımlarla boğuşan Daniele bir de küçük, sevimli, çok bilmiş torunu Mario’nun bitmek bilmez enerjisiyle baş etmek zorunda. İkisi arasında sessiz bir çekişme, üstün çıkma mücadelesi başlar. Mario’nun gençliği ve canlılığı Daniele’yi yetersizlik ve yaşlılıkla yüz yüze bırakır... Evdeki gerilim yavaş yavaş yükselecek, dedesinden öğrendiği ‘şaka’ kelimesini pek seven Mario’nun yaptığı bir şaka Daniele için tehlikeli bir hal alacaktır... Biri yaşlı, diğeri çocukluk çağındaki iki kişinin bir evde baş başa kalmaları ve iletişim kurmaları yenilik değil, hatta ilk bakışta basit görünebilir. Oysa ‘Şaka’ pek çok alt okuma barındırıyor. Mesela Domenico Starnone’nin hikâyesinin Henry James’in ‘Jolly Corner’ hikâyesiyle girdiği -gizli- diyalog metinlerarasılık konusunda kafa açıcı olabilir. Romanın sonundaki ek bölümde yaşlı adamın ‘Jolly Corner’ çizimleri ve o çizimleri yaparken düşündükleri ‘Şaka’ için bir anahtar mahiyetinde. Ve aynı zamanda roman kahramanının zihnsel süreçlerini de açıklıyor.

BERRAK DİL, EKONOMİK ANLATIM Elbette ‘Şaka’yı okuyup anlayabilmek için Henry James’in hikâyesini de okumuş olmak gerekmiyor. Zaten -zaman zaman James tarzı iç düşünceler ve imgeler barındırsa bile- ‘Jolly Corner’ kadar karmaşık değil ‘Şaka’. Stornone berrak bir dil ve ekonomik anlatımla hikâyeyi tamamına erdirmiş. Starnone’nin kısa ve doyurucu yazış stili övgüye değer. Anlatısına aldatıcı bir sadelik katıyor. Sadelik ve basitliğin altında ise zengin temalar ve yazarlık ustalığı var. Mesela dede ve torun arasındaki çekişmeye bakalım; bir yanıyla çocuksu yaramazlıklar ve huysuz bir ihtiyar arasındaki bildik bir itiş kakış, Tim Parks’ın deyişiyle “Gerçek, modern bir düello”... Öyle ki ‘Böyle bir çocukla bir evde birkaç gün yaşamak zorunda kalsaydım ne yapardım?’ diye sorabilirsiniz kendinize. Ama aynı zamanda geçip giden zamanın, geçmişle hesaplaşmanın, değersizleşmeyi de içeren korkuların, hayat tercihlerinin, çelişkili duyguların, ihanetin, aşkın ve kıskançlığın toplamını barındırıyor. Stornone bunları torununu gözlemleyen ve değerlendiren Daniele’in iç monologlarındaki değişimlerle sergilemiş: “O da kendini oyun oynayarak koruyordu. Her şeyi yapabildiğine ikna olabiliyordu, nasılsa oyun başarısızlıklarını gizliyordu. Kendine rahatlıkla atfettiği becerileri taklit etmekte ne kadar da başarılıydı. Eskilerde çocuklarla çocuk diliyle konuşulduğunu hatırladım. Bu delice bir dildi ama çocukla aradaki mesafeyi ortaya koymaya yarıyordu, o zamanlar çocuklar şimdiki gibi büyüklerin diline dahil edilip sonra da zekâlarıyla övülmüyorlardı. (...) Betta üç yaşında kitap gibi, hatta belki kendi oğlundan bile daha iyi konuşuyordu. Biz bundan çok gurur duymuştuk, bir papağana soru sorar gibi onun başarısını gözler önüne sererdik. Sonuç ne oldu? Orantısız bir çocukluk yaşadı, bunu hiçbir zaman beklentileri karşılayamamanın hoşnutsuzluğu izledi.” ‘Şaka’ bir hayalet hikâyesi. Henry James’in hikâyesinden farkı, metafiziğe sapmaması. ‘Şaka’nın hayaletleri Daniele’nin geçmişi ve barındırdığı potansiyel benlikleri. Napoli’nin ona sunduğu benliklerden hiçbirini benimsememiş, sanatçı olmak uğruna ayak diremiş, ama o olası benlikleri de hiç unutmamış. Nitekim “Ben bedenlenmiştim, geri kalanlarsa bir hayalet olarak kalmıştı” diyecektir; “Ben bir çeşitlilik yığınıydım. Sonra da, tesadüfen, sadece tesadüfen kara kalemler, boyalar kullanmaya başlamış ve bundan inanılmaz bir keyif almıştım. İşte o noktada bütün diğer ruhlarımı takatsiz bırakıp, onları kanımın ötesine itmek için büyük bir savaş başlatmıştım. Onları kendi içimde aç susuz bırakmıştım.”

STARNONE Mİ FERRANTE Mİ? ‘Günah çıkarmıyor’ Daniele; aç susuz bıraktığı benlikler onun hayattan vazgeçmişlikleri olarak hayat muhasebesini, pişmanlıklarını işaret ediyor. Torunu karşısındaki aczini fark ettikçe söz konusu pişmanlıklar daha da artıyor elbette. Geçmişin uçucu ama dönüp dolaşıp zihnimize gelip konduğunda ağırlaşan imgesinin ortaya çıkmasında mekânların -evin, yıkılacakmış hissi veren balkonunun, Napoli sokaklarının, çirkin yapıların- etkisi de ihmal edilmemiş. Meçhul yazar Elena Ferrante’nin de sıklıkla yaptığı gibi, Domenico Stornone de aile kurgusunun kalıplarını tersyüz ediyor. Malum, kimilerine göre Elena Ferrante zaten Domenico Stornone’nin ta kendisi. Kimileri ise Elena Ferrante’nin Domenico Stornone’nin karısı -çevirmen- Anita Raja olduğunda ısrarlı. ‘Bağlar’ ve ‘Şaka’ ile Ferrante romanları -özellikle ‘Sen Gittin Gideli’ ve ‘Karanlık Kız’- arasında gerek temalar gerek dil ve ûslup anlamında yakınlıklar olduğu çok açık. Ama kimin umurunda? Ferrante’nin söylediği gibi; “Kitaplar yazıldıktan sonra yazarlarına hiç ihtiyaçları yoktur...”



Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 499 TL

E- Ticaret Sitesi: 799 TL

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter