Ara

Gönül vardiyasında birkaç hayalet

Ketebe Yayınları’ndan çıkan Hayalet Kapısı her gün geçtiğimiz, adım attığımız, soluk aldığımız sokaklardan, caddelerden, mekânlardan ilerleyen bir roman olunca etkisi daha da artıyor.

İçinde yaşadığımız günlük hayatlarımızla sanal dünyadaki kimliklerimiz birbirine karıştı artık. Öyle anlar oluyor ki, hangisinin gerçek olduğu konusunda ufak bir şüpheye düşüyoruz. Bazı olaylar tamamen gerçek hayatlarımızın dışında ve dijital dünyada başlıyor ve orada sonlanıyor. Tenimize, duyularımıza ve hayatlarımıza temas etmiyor. Bugünün, içinde bulunduğumuz zamanın, zamanın ruhunun metinlerini okumak, okurken belki de biraz teskin ediyor bizi.

Hayalet Kapısı bu anlattığım durumun romanı, içinde yaşadığımız sanal platformlarla kesişen hayatımızın. Gönül Vardiyası adlı bir sitede yapılan din konulu tartışmalar başta herkesin merakını cezbediyorken, tartışmalar hararetle sürüyorken, birkaç kişi sitenin amacının farklı olduğu hakkında bir şeyler yazar. Bu yazıları, yazan isimlerin hayalî şeyler görmesi ve ölümleri izleyince durum ciddileşir. Büyük bir soru ve sorun vardır: Bu isimlere gelen “Gate” e-postaları onların psikolojisine nasıl etki ediyor? Bu bir e-virüs mü, yoksa olan biten her şey bir sanal dünya masalı mı? Hoax! İşaretler, e-postalar, mesajlar hayal olsa bile gerçek bir şey var: Tarık’ın ağır bir kaza geçirdiği. Bir şey daha var: En yakın sırdaşı olan Demir’in tehlikenin sınırlarında olduğu. Ve bir şey daha: Tarık’ın kardeşi Berke de abisiyle aynı semptomlara yakalanıyor, yıllar önce ölen dedesi Reşat Aga, odasının kapısından içeri giriyor. Hep aynı baston sesinin arkasından. Sonra hayaller, gerçekler, karmaşıklaşan görüntüler arasında ilerleyen bir polisiyeye dönüşüyor roman.


HERKESİN BAŞKA BİR HAYATI VAR

Hayalet Kapısı her gün geçtiğimiz, adım attığımız, soluk aldığımız sokaklardan, caddelerden, mekânlardan ilerleyen bir roman olunca etkisi daha da artıyor. Selmanipak Caddesi’nde yürürken Rümeysa Bozok, birazdan döneceği köşeden yarım saat önce geçmiş oluyorsunuz. Rümeysa Bozok, nam-ı diğer Vaki. Nam-ı diğer bu romanın alametifarikası. Her şeyin ve herkesin bir başka ismi, bir başka hayatı var. Hangisiyle tanışacağımız, hangisiyle birlikte yürüyeceğimiz Sadım Yemni’nin inisiyatifinde olsa da, okurun gerilimi olmadan ilerlemeyecek bir roman Hayalet Kapısı. İlerlediğimiz kapıysa, hayatlarımızın koridorlarında açılıyor ve bir dünya diğerini adım adım yutuyor: “Dijital dünya diğer dünyayı yutmaya çalışan bir piton yılanı gibiydi. Her yıl bu yutulma daha da belirginleşiyordu. Bir şeyler geri gelmemek üzere değişiyordu. Yamuluyor, rayından çıkıyor ve anlamsızlaşıyordu da aynı zamanda.”

M. Fatih Kutan

Yeni Şafak

Derin Bakış