Gökhan Özcan


Gözağrısı


"Söz geçiyor belki ama mânâ bir başka şey olarak bizimle kalıyor. Edilmiş onca kelâm, kurulmuş onca cümle, buğulanmış onca cam... Mânâ taşıyan katarlar olarak dura kalka geçip gidiyor ömrümüzün uçsuz bucaksız düzlüklerinden. Uzun uzun yaşıyoruz ya bu dünyada, işte hep o mânâyı damıtmak için... Söylenmişlerden, söylenmemişlerden...

Bir kâğıdın üstüne dökülmüşlerden, bir camın buğusuna yazılmışlardan, bir hâfızanın derinliklerine emanet edilmişlerden... İyi ki o mânâ var. İyi ki var da, ne zaman sendelesek yıkılıp gitmemek için tutunuyoruz köşe bucağına. Kimi sözler o mânâyı muhafaza etmek için daima bizimle kalıyor, kimi şöyle bir dokunup geçiyor. Nereden bildiğimizi artık hatırlamadığımız birçok şey, zamanın içinde unutulup giden bir sözün bize dokunuşunun eseri. Demek sözlerin de insanlar gibi bir kaderi var."


Bir serçe misali, yazarımız bu kitabında da daldan dala konmaya devam ediyor. Kitabı okurken; kimi zaman kendinizi bir örümcek ağının karşısında bir ilmeğin ucunda, kimi zamansa düz bir gezegenin en uç noktasında oltayla yıldız tutarken buluyorsunuz. Bütün bu farklılıklar içerisinde yazarımız kendisini serçelere adamayı da ihmal etmiyor. Ne de olsa serçe parmaklarımız amaçlarına uygun bir şekilde kullanılmalı, değil mi?

"Hayatımdan bir sözcük eksildiğini hissettiğimde içim çok sızlıyor benim. Eminim siz de az ya da çok yaşıyorsunuzdur bunu. Biri zamanın bir yerinde düşürdüğümüz bütün o sözcükleri toplayıp getirse, koysa önümüze, iyi olmaz mı? Belki bunun için de gönüllüler çıkabilir aramızdan! Siz yapabilir misiniz bunu beyefendi? Ya siz hanımefendi? Ben mi? Üzgünüm, ben meşgulüm fazlasıyla... Serçelere adadım ömrümü. Onlara istedikleri zaman konabilecekleri bir çift parmak sunuyorum. İşte şu iki küçük serçe parmağımı... "


Zaman pek çok şeyi değiştiriyor; sadece bedenimizi, suretimizi değil, duygularımızı, düşüncelerimizi, hissedişlerimizi de... İnsan değişerek, farklılaşarak ilerliyor zamanın içinde. Belki bir parça demleniyor da...

'Günlerin Gölgeleri' neredeyse bir çeyrek asır önce çıktı, içindeki yazılar daha da eski... Yıllardır yeni bir baskısı da yapılmadı. Yapılmadı çünkü bunu istemedim. Kitaptaki yazıların hem içeriğiyle hem dil ve üslubuyla durduğu yerden biraz daha farklı bir yerdeyim bugün. Yeniden dokunabileyim, hayatın sonraki yıllarda bana kattıklarıyla yeniden yoğurabileyim istedim yazıları. Olmadı bir türlü, uzadı gitti bu hikâye böylece... Nasip bugünlereymiş.

Elinizdeki kitap, 1997 yılında yayınlanan 'Günlerin Gölgeleri'nden kısmen farklılıklar taşıyor. Bugünkü hâlimle ısınamadığım birkaç yazıyı tamamen çıkardım içinden, diğer yazıları da biraz onardım kendimce. Buna karşılık, yaptığım tadilatın kitabın genel havasını değiştirmesini de istemedim ve bundan mümkün olduğunca kaçındım.

Bugün yazsam mutlaka birçok şeyi farklı ifade ederdim. Ancak geçmişte yazdıklarımın da en az bugün yazdıklarım kadar benim olduğunu biliyorum. Tıpkı geçmişte yaşadıklarım gibi...

- Gökhan Özcan -


Yazılarıyla okuyucularını eşsiz bir tefekkür yolculuğuna çıkartan Gökhan Özcan, bu sefer bambaşka pencereler açıyor gönül dünyamıza “Açık Pencere”sinden uzanan kalemi ve fotoğraf makinasıyla.

Sözcüklerin kimi zaman anlatmakta kifayetsiz kaldığı an’ları, bir kadraja sığdırarak kazıyor hafızamızın en müstesna köşesine.

Gökhan Özcan, “Açık Pencere”de alışılmış tınıdaki yazıları, belgesel tadındaki fotoğraflarıyla araladığı pencereden, selama duruyor tüm dostlarına…

3N 1K

Kitabı kim’ler okumalı?

Yaşanılan güzel zamanlara özlem duyan ve an’ı yaşamak isteyen herkes…

Kitapta ne’ler var?

Hayata dair yazıların yanı sıra, yazarın kendi kadrajından yaşamın ta kendisi…

Kitap neden yazıldı?

Hızla dönen dünyada, durup nefeslenmemize vesile olmak için…

Kitap niçin okunmalı?

İnsan doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. İşte o “yaşamak” kısmı nasıl olmalı’nın cevabı karınca kararınca bu kitapta…

Akılda Kalanlar :

• Bu zamanın insanlarının çok şeye ihtiyacı var. Ama en çok; bir saat tamircisi gibi hayatın ayarını yapacak inceliğe, hassas bir hayat işçiliğine ihtiyacı var.

• Bizi sadece fiziksel görünümümüz ayırmaya başladı birbirimizden. Asıl kalpleri değil midir oysa insanları birbirinden farklılaştıran?

• Sanki cilt cilt kitaptık eskiden de, şimdi sadece tek bir cilt olarak kaldık. Her şeyi basit kelimelerle özetleyen tek ciltlik bir kitap!

• Oyuncaklarla oynamayı yaşamanın yerine koymaktan vazgeçmedikçe, hiçbir şey yaşamak istediğimizle yaşamak zorunda olduğumuzu aynı şey kılmayacak.

• İnsanlık henüz iç kırıkları teşhis edecek röntgen cihazını geliştiremedi. Muhtemel ki hepimiz iç dünyalarımızda en az cam çocukların güçsüz bedenleri kadar kırılganız!

• Ama dilimiz ne söylerse söylesin, biz aslında gizli bir hoşnutluk duyarız yaşadığımız karmaşadan. Çünkü hayat, henüz devamı yazılmamış bir cümlenin heyecan verici sırlarıyla doludur insan için.

• Çocuklarımızı kendi kaybettiklerimizi kazanmaya zorluyor, kazanmaya muhtaç oldukları tek imtihanın hazırlığından alıkoyuyoruz.

• Hepimiz yeni bir insanlık kıyafeti giydirilmiş insanlarız şimdi. Tanımlanmış hayatlara, güdülenmiş duygulara, kurgulanmış uğraşlara tâbi kılındık.

• Evlerde yaşar ve kendi hayat cümlelerimizi söyleriz. O cümleler yan yana gelir, adına sokak dediğimiz paragraf ortaya çıkar.

• Ve o bütünlük, hepimizden izler ve renkler taşıyarak şehir denen o kalabalıkta kendi anlamını ayakta tutar.

• Şehrin bir hafızası olduğunu ve kim olduğumuzu bilebilmek için o hafızaya ihtiyacımız olduğunu unutuyoruz.

• 'Değişmeyen tek şey değişimin kendisi' dediler, kolayca inandık. Her şey değişirken bile, kalbini değişmesi olmayanda tutmak değil miydi insanın taşıdığı en büyük mesuliyet?

• An gelecek, vade dolacak, sayılı nefesler tükenecek, ömrümüzün son noktası kaderimizin fısıldadığı yere konacak. O noktayla bize ait cümle bitecek, dünya hayatı bizim için tamama erecek. Sonu olan bitecek, sonu olmayan başlayacak.

• Görüyoruz ki özün azar azar söylenmesinden çıkan hakikat, çıkmıyor sözün pazar pazar dolaşmasından, dolaştırılmasından.

• Bizim sözün bozuğuna, ayarsızına, ölçüsüzüne değil, bizi baştan ayağa olduranına ihtiyacımız var. Bizim kendimizde kaybolmaya değil, şu koca kalabalık içinde kendimizi bulmaya ihtiyacımız var.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Pezzettino, herkesin kocaman olduğu ve cesaret isteyen, harika işler yaptığı bir dünyada yaşar. Küçüktür, bir "parçacık"tır yalnızca. "Herhalde bir başkasının parçasıyım, bir başkasına ait olmalıyım"

“Fi-Çi-Pi üçlemesiyle yeri yerinden oynattı adeta. Öyle bir yazıyor ki gerçek de onun yazdıklarında, kurgu da, geçmiş de onda, gelecek de. Toplumsal meselelere farklı bakış açısı, duruşu, tavrı kısaca

Önsözünü Sırrı Süreyya Önder’in yazdığı kitap Selahattin Demirtaş’ın Son Sözüyle okur karşısında. “Bin türlü gölge ve riyayla örtülmeye çalışılan günlerin çetelesini tutup unutturmayanlar var. İşte bu