Ara

Felsefenin dini düşünceyle 300 yıllık savaşı

En son güncellendiği tarih: Mar 27

Gelenekselci ekole yakın fikirleriyle tanınan Jean Borella, ‘Dinsel Simgeciliğin Bunalımı’nda felsefeyle dinsel ruh arasındaki 300 yıllık savaşın nedenlerini, eski çağlardan günümüze kadar geniş bir çerçevede ele alıyor. Borella, tahriplerin meydana getirdiği buhranları işaret ediyor.



Ahmet Edip Başaran

Yeni Şafak

Modernite sonrası Batı düşüncesine dair yapılan atıflarda profan bir bakış açısı öne çıkar. Dinin ve kutsalın insan zihninden sürgün edilişinin de tarihi olan bu uzun süreç, bazı problemleri de beraberinde getirmiştir. Bu problemlerin en büyüğü insanın kalbinden sökülüp atılan müteâl (aşkın) fikridir. Yüce olana, manevî yükselişe, anlamın en uç zirvelerine çıkma istidadı taşıyan insan, akıl almaz bir gerekçeyle bu imkân ve istidattan tardedildi. Şüphesiz bu dönüşümün pek çok gerekçeleri, belli başlı parametreleri var. Bilimin kendilerine bıraktığını düşündükleri bir misyonu tamamlamanın “kaygısını” taşıyan bazı felsefe düşünceleri, insanlığın dinsel ruhuna karşı üç yüz seneyi aşkın bir süredir savaş sürdürmektedir. Ama açık ama kapalı bu savaş aynı zamanda Tanrı ve varoluş telakkisi bağlamında içsel bir mücadele içindeki insanı da tazammun ediyor.



Tradisyonel/Gelenekselci ekole ve Rene Guenon’a olan fikirsel yakınlığıyla tanınan Jean Borella’nın Dinsel Simgeciliğin Bunalımı isimli çalışması, yukarda andığımız temel problem alanlarını antik çağlardan modern zamanlara geniş bir perspektif çerçevesinde irdeliyor. Dinsel simgeciliğin aşkın/müteâl/transandantal olanla bağı ve bu bağın eski çağlardan günümüze uzanan serencamı/kesintisi sistematik ve derinlemesine bir düşünce tarihi eleştiri çerçevesinde ele alınıyor. Borella’nın çalışması bu bağlamda bir dünya tarihi eleştirisi olarak da okunabilir. Borella’ya göre, kutsala karşı yürütülen savaşın ilk cephesinde akıl var. Filozoflar kutsal simgeciliğe karşı ilk elde aklı özgürleştirmek gerektiğini düşünürler. İnsan aklını arındırmak, onu bilgisizliğin ve safsataların onda oluşmasına yol açmış oldukları tüm kirliliklerden kurtararak ona doğal hâlini tekrar kazandırmak istiyorlardı. Özgürleştirme masalıyla dine karşı kışkırtılan akıl, mücadele etmesi gereken düşmanın insan bilincinin gizeminde bulunduğunu fark etmekte gecikmedi elbette. Gizem çünkü aşkın olanla ve anlamın ötesiyle sımsıkı bir bağ içindedir.

BUNALIMIN KÖKENLERİ

“Şunu kesin olarak bilelim ki:” diyor Borella “simge söz konusu olduğunda, Gelenek ile modernler aynı şeyden söz etmezler. Simgebilimindeki tüm güçlükler ya da gariplikler bundan kaynaklanır.” (s.19) Bu hatırlatmadan sonra simgecilik bağlamında belirtilmesi gereken en önemli husus, dinsel simgeciliğin kozmik tecellinin yorumlayıcı oluşudur. Kozmik tecelli, insanın evren karşısındaki ontolojik duruşunu karşılar. Borella, bunalımın kökenlerine eğilirken Galileici bilimi örnek gösteriyor. Ne yapmıştır Galileici bilim? Onun yaptığı kozmolojik devrim, bütün doğal tecelli olanağını çürütmek ve evreni, evren anlayışını mekanikleştirmek olmuştur. Böylece, simgeciliğin onto-kozmolojik temelini tahrip eden bu anlayış, Avrupa’da dinsel simgeciliğin de bunalımını başlatmıştır.



Yeni fiziğin etkisiyle kutsal simgeler, bir taraftan öyle bir şeyin söz konusu olmadığı düşünülen metafizik göndergelerini, diğer taraftan nesnel varoluşu yadsınan özel göndergelerini yitirdiler. Göstergelerin gerçekteki asıl karşılıkları olan göndergelerin yitimi aynı zamanda bu göndergelere kaynak teşkil eden teolojik dünyanın da yıkımı anlamına geliyordu. Göstergeleri profanlaştıran akıl, anlamın ve kutsalın tazyiklerini ise onları ya nötrleştirerek ya da yadsıyarak devre dışı bıraktı. Borella’nın olup biten süreci “bunalım” kelimesiyle özetlemesindeki gerekçe de burada saklı. Çünkü hiç kimse kutsalı insan ruhundan, insan ruhunu tahrip etmeksizin söküp atamaz. Her tahrip ise bir bunalımı tetikler.

MİTOKOZMOSUN YIKIMI

Galilei’nin Ortaçağ dünyasına vurduğu en şiddetli darbeler, astronomi alanında olmaktan öte daha çok fizik alanındadır. (s.38) Tartışmalar ise daha çok yermerkezci ile güneşmerkezci anlayışlar çerçevesinde kopmaktadır. İnsanın evrendeki konumuyla da doğrudan bağıntılı olan bu mesele dinsel simgeciliğin de uç bulduğu noktalardan birisidir. Kopernik-Galilei anlayışında söz konusu olan, İncil’e dayalı güven verici bir evrenin, nihayet keşfedilen gerçek evrenin darbeleri altında paramparça olarak yıkılıp gitmesi değildir. Çok daha derinlerde kavranan temel sapma şudur aslında: Bir makine-evren, bir simge-evrenin yerini alır. Bu fizikî ve kozmolojik devrim hâlen içinde bulunduğumuz bunalımı başlatmıştır.

Ortaçağa özgü simgesel anlayışta kutsal, insanlara yaratılışın dilinden konuşur. Bu tema, Hıristiyanlıkta da vardır. Yer ile gökler Tanrı’nın azametini anlatırlar: Görünmez olan, varlığını ve gücünü görünür âlemde tezahür ettirir. (s.67) Borella, Aristo ile beraber kozmolojinin artık bir efsane olmaktan kesin olarak çıkarak dünyanın nesnel bilimi ve gerçek betimlemesi hâline geldiğini söylüyor. Kutsaldan arındırılmış bu evren anlayışı, zihinsel ve düşünsel bir kopuşa giden yolun taşlarını döşeyecektir. Zira yaratılışın artık İlahi İfşaat kitabı olamayışı, göklerin ve yerkürenin Tanrı’nın azametini övüyor olmamaları, yalnızca din için bir felaket değildir. Aynı zamanda, varlığının artık hiçbir anlamı kalmayan evrenin kendisinin de müthiş bir mahkûmiyetidir. (s.121) Bu durum, bedenin Kelâm’dan onarılamaz bir şekilde ayrılmasını getirmiştir. Evren artık kozmik bir cesetten başka bir şey değildir! Mitokozmosun yıkımı denilen olgu tastamam böyle bir yıkımdır.

SEMANTİK NEDENSELLİĞİ OLMAYAN BİR EVREN

Borella, yakın zamana kadar, bugün biraz azalmış olan bir hoşnutluk içinde “uzayın fethinden” söz eden anlayışı eleştirir. Ona göre uzayın fethi insanlık için büyük bir adım değildir. Teknik ya da askerî yararı bir yana bırakıldığında, bu fetih büyük bir yenilgidir, tüm boşu boşuna yapılan eylemler gibi. Zira insan, manevî gerçekliğinde uzaydan daha büyüktür ve uzayı yenmesi için insanın kendi içine girmesi yeterlidir. Fakat evrenin salt dışsallığına yöneldiğinde, içsel yolun gizini yitir ve asıl o zaman uzay onu kesin olarak fethetmiş olur. Borella’nın evren tasavvuru çerçevesinde İbn Arabî’ye yaptığı atıflar da bu bahiste çok önemlidir. Anlamından ve kutsal simgeciliğinden arındırılmış bir kozmoji öğretisinin insan zihninde açması muhtemel sorunlara cevap teşkil eden bu atıflar, meselenin farklı boyutlarda kavranabilmesi için oldukça önemli.



Borella, kutsal simgeciliğin ontolojik anlamda nötrleştirilmesini “kozmolojk mitsizleştirme”olarak tanımlıyor. Ortaçağ mitokozmosunun yıkıma uğraması, simgeciliği ontolojik referansından yoksun bırakmıştır. Artık dünya kendi içine kapatılmış , kozmik ceset durumuna indirgenmiştir, artık Tanrı’nın yüceliğini yüceltemez hâle gelmiştir. Sessiz evren, uzayın sınırsız dilsizliği, her şeyin anlamsızlığı söz konusudur. Kozmik gerçekliğin saçmalığı değil de, semantik nötrlüğü söz konusudur. (s.145)

DİNSEL BİLİNCİN ETKİSİZLEŞTİRİLMESİ



Borella, çalışmasının ikinci kısmında anlamın yıkılması ya da başka bir ifadeyle dinsel bilincin etkisizleştirilmesi konusuna eğiliyor. Simgesel göstergeler, göndergesinden yoksun kılınmıştır, yani müteâl (aşkın) bir gerçeklik ile bağıntılı olma kapasitesinden yoksun kılınmıştır. Aşkın işaretlerin yitişini aşkın olanın olumsuzlanması izler, zira aşkın olan ancak simgesel tarzda olumlanabilir. Bu ne demektir? Bilim Tanrı’yı inkâr etmez, kutsalın işaretlerini reddeder ya da daha doğrusu onların kutsalın işaretleri olmalarını reddeder. Varoluşu, determinizmin katı çemberi içine kapatan bu “dil” dinsel bilincin etkisizleştirilmesinde başat bir rol icra eder.

Dinsel bilincin nörtleştirilmesi ile beraber, kutsal simgeciliğin bunalımı ve eleştirisi en önemli anına ulaşır. Borella; Hegel, Kant, Marx ve Freud’un bunun başlıca evrelerini oluşturduğunu söylüyor. Bu isimler aynı zamanda modern Avrupa’nın felsefe tarihinin özetini oluştururlar. Bu tarih bir anlamda dinsel ruhun uzun ve sistematik bir tahrip edilişinin de tarihidir. Borella’nın adı geçen isimleri ayrıntılı bir şekilde tetkik ettiği, eleştirel hükümler koyduğu bölümler, çalışmanın modern zamanlara uzanan çizgisinde bu meseleye kafa yoranlar için ufuk açıcı mahiyette. Kendi aklıyla kendi anlamından ve kendi evreninden sürgün edilen insanın çıkmazlarını ve bunalımlarını görmek için, tahrip edilen ruhların nasıl tedavi edilebileceğine dair sahih kaygılar taşıyan okurlar için Borela’nın kitabı çok önemli bir kaynak.



Derin Bakış