Erol Göka



İlk bakışta, psikiyatri alanında çalışan bir hekim olan Erol Göka’nın , “sosyolojik” veya “sosyal psikolojik” bir konu olduğu izlenimini veren ‘İnsan Kısım Kısım: Toplulukların Anlaşılmasında Psikolojik Bilimler’ başlıklı bir kitap yazma girişiminde ne işi var, diye düşünülebilir. Hele hele bu kişi, psikiyatrinin meslek ve bilim olarak sınırlarındaki muğlaklığın birçok karışıklığa ve etik soruna yol açtığının farkında olan ve bundan yakınan birisiyse, bu sorunun önemi daha da artmaktadır.

Sosyal psikoloji ve politik psikoloji, toplumun ruhsal durumunu ve rahatsızlıklarını anlamayı amaç bile edinmeyen çok farklı bir bilim nesnesi ve yöntem bilgisiyle çalışıyor. Psikiyatri ise, her ne kadar, ruhsal hastalıkların nedenleri ve tedavileriyle ilgili olarak insanın toplumsallığını hesaba katan teorilere sahipse de bireye (tek bir insana) ve onun hastalıklarına odaklanmış durumda. Dolayısıyla bu bağlamda ‘toplumsal ruhsallık’ adını verebileceğimiz alan, hem tüm beşeri bilimlerin nesnesi durumundadır hem de henüz herhangi bir bilimin nesnesi olamamıştır. Ruh sağlığı profesyonellerine dost sohbetlerinde, medyada en sık “bugünlerde toplumun ruh sağlığının bozulup bozulmadığının ya da ne durumda ne olduğunun” sorulup durmasının nedeni, işte bu eksikliktir.

Elbette bilimsel bilgi alanında henüz meşru bir yer bulunmadı diye, insanın grup davranışıyla ilgili bilgi gereksinimi askıya alınmış değil. Birçok bilimci ve düşünür adeta bu eksikliği gidermek istercesine insanın grup davranışı hakkında bilgi üretmeye çalışıyor. İşte tam da bu noktada bu kitabın yazılış amacı; insan varoluşunun belirleyici niteliklerinden birisinin onun “grup-varlık” oluşu olduğu, insanın bu özelliğinin akademinin birçok dalı tarafından ayrı ayrı ele alındığı ve bu bağlamda bütünleştirici bir bakışın gerektiğini vurgulamaktır.


Önce Söz Vardı, 1995 yılında gerçekleştirilen ilk baskısında, hermenötik u¨zerine çoğu yabancı dilde olan literatu¨ru¨ Tu¨rk okuyucusuna derli toplu bir özetle sunmaya çalışan kolektif bir çabanın u¨ru¨nu¨ olarak ortaya çıktı.

İlk yayınlanışının u¨zerinden geçen çeyrek yu¨zyıl sonra Önce Söz Vardı, şimdi yeniden karşınızda. Üstelik hayli yenilenmiş ve genişlemiş olarak…

Kitabın tekrar baskısına girerken, ilk baskısında eksik olduğu fark edilen hermenötiğin sosyoloji ve ilahiyat alanındaki açılımının daha fazla hakkını vermek u¨zere Schleiermacher’den Bultmann’a, Heidegger, Gadamer, Derrida ve Caputo’ya kadar birçok hermenötikçinin felsefelerinin ilahiyat meseleleriyle bağı ortaya konulmaya çalışıldı.

Aynı zamanda sosyolojide yorumcu yaklaşıma dair hikâyenin Wilhelm Dilthey, Edmund Husserl, Alfred Shcutz ve Max Weber’den Erwing Goffman, Harold Garfinkel, Peter Winch ve Peter L. Berger’e kadar uzanan gelişimini hermenötik yaklaşımın bir etkisi olarak ortaya koymaya çalışan bir bölu¨m eklendi.

Kitabın sonuna da hermenötiğin Tu¨rkiye’deki akademik ve entelektu¨el hayata yansımalarını, çevirilerini, ifadelerini ortaya koyan bir bölu¨m daha eklendi.

Bunun yanı sıra, elinizdeki eseri değerli kılan bir başka unsur da, kitabın iki baskısının arasında geçen çeyrek asırda yazarların bizatihi kendilerinin ve düşünce yapılarının da değiştiğini düşünürsek, bu yazarların bir metni tekrar gözden geçirmesi ve yayına hazırlaması, neresinden bakarsanız, her şeyden önce, çok ilginç bir hermenötik tecru¨be.

Bu haliyle Önce Söz Vardı, gu¨nu¨mu¨z hermenötik literatu¨ru¨nu¨ hem toparlayarak özetleyen hem de ona dair söyleyeceği özgu¨n iddiaları olan ve tabi ki bu yanıyla tartışmaya açık bir kitap olarak okuyucusunun karşısına tekrar çıkmakta…


“Psikiyatri ve Düşünce Dünyası Arasında Geçişler, psikiyatri alanında çalışan bir bilimcinin, bir klinisyenin hep bir akvaryumda yaşayamayacağını fark ederek soluklanmak üzere başını akvaryumdan çıkartması sırasında yaşadıklarını bilgiye dökme girişimlerinin bir sonucudur.

Bu kitapta yer alan, yazarın uğraştığı bilimsel ve pratik alanın tarihine ve karşı tarihine bakışı, bu bakış sırasında felsefeyi kullanma biçimi, düşünürler arasında seçim yapma ve onların eserleriyle ilgilenme tarzı, okuyucudan önce yazarın kendisinin kaç arpa boyu yol aldığını görebilmek için dönüp dönüp bakacağı bir ayna olacaktır.”

Erol Göka, Psikiyatri ve Düşünce Dünyası Arasında Geçişler’in genişletilmiş yeni baskısında, çeyrek asır boyunca sürdürdüğü düşünce yolculuğunu ve bu yolculukta gözlemlediği geçiş noktalarını okurlarıyla paylaşıyor.


Yüzlerce yıl göçebe bir yaşam tarzı sürdürdükten sonra bugün toplumumuzun hemen hemen tamamı yerleşiktir. İslamlaşma ve modern uygarlık sürecinin yaptığı değişikliklere rağmen Türk’ün kolektif bilinçdışı, derin psikolojisi üzerinde, yüzlerce yıl sürmüş göçebelik yaşantısından kaynaklanan ruh hâlleri etkide bulunmayı sürdürmektedir. Ne ki böylesine kalıcı ve etkili olmasına rağmen göçebelik yaşantıları ve göçebe geçmişimiz üzerinde yeterince durulmamaktadır. Göçebelik-yerleşiklik ayrımı, siyasal tarih, sanat tarihi ve inanç tarihi açısından oldukça önemli görülüp değerlendirmelere neden olduysa da tarihsel ve toplumsal psikoloji açısından incelenmeden kalmıştır.

Türk’ün Göçebe Ruhu, göçebeliğin toplumsal yaşantımızda ve psikolojimizde nasıl etkiler gösterdiğini ve bu etkilerden bugüne ne gibi izler kaldığını inceleme görevine taliptir.


Türklerin Psikolojisi, Erol Göka’nın tarihsel psikoloji sahasındaki titiz çalışmalarının ürünü. Göka, psikolojik bilimlerden sağlanmış bilgiyle tarihe bakarak bugüne dair sonuçlar elde etmeye çabalıyor.


Tarihçilerin tersine, tarihe bugünden geriye doğru bakıyor, Türklerin şimdi öne çıkan topluluk psikolojilerinin, grup davranışlarının geriye doğru izini sürüyor.


Genel okuyucuya yönelik, gündelik dile yakın, bilimsel bir deneme kıvamındaki Türklerin Psikolojisi, alıntılardan ve referanslardan kaçınan bir üslupla Türklerin psikolojisine dair temel hususları ele alıyor, Türk grup davranışlarının kodlarını çözümlüyor.


Geleneksel değerlerin hükmünü yitirdiği, teknobiyoloji ve bilgi teknolojilerinin hükmettiği günümüzün dünyası büyük bir kırılma yaşıyor. Yaşamımızdan silinen sahiciliğin yerini sanallık ve yapaylık aldı bile. Tükettiğimiz besinlerden tutun, kurduğumuz insani ilişkilere varana kadar her şey bu “teknomedyatik dünya” tasarımının şablonların uygun biçimde şekilleniyor. “Bu başı sonu belirsiz sarmal içinde yitirdiğimiz hakikati nasıl geri kazanacağız?” Erol Göka İnternet ve Psikolojimiz’de bu çetin sorunun cevabını arıyor. İçinde bulunduğumuz hunhar yeni dünyayı psikodinamik varoluşçu yaklaşımı benimsemiş bir ruhiyatçının bakış açısıyla gözlemliyor ve meseleyi etraflıca kavramayı hedefliyor. Olguları objektif bir şekilde ele almak için azami gayret ederken, gözlemleyenin gözlemin dışında tutulamayacağı bir işe giriştiğinin farkındalığıyla hareket ediyor. Hepimizi temkinli olmaya, aklıselime ve olup biteni birlikte derinlemesine düşünmeye davet ediyor.


Toplumsal dokumuzun özgünlüğü, İslam merkezli çok yüksek bir maneviyat ihtiva etmesinin yanı sıra, eşsiz bir demokrasi tecrübesine sahip olmasıdır. Milletin iradesini ne ölçüde önemseyip sahip çıktığını 15 Temmuz Direnişi tüm dünyaya göstermiştir, fakat dünyanın en büyük militan Batıni topluluğunun, spiritüel cinnet örgütünün de bu topraklardan çıktığı inkâr edilemez bir gerçektir. Bünyemizdeki sağlıksızlık, manevi topluluklardaki olumsuzluk işaret ve belirtilerinin çaresi de, bizce demokrasi tecrübe ve kavrayışının yoğunlaşması ve derinleşmesindedir. Şüphesiz, demokrasi bilincine eşlik etmesi gereken hoşgörü ve değerler eğitimini de çarenin unsurları olarak görmek gerekir. DAEŞ, FETÖ, İslamofobi gibi Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları'nı tanımak ve onlara karşı çözüm üretmek mutlaka yerine getirilmesi gereken bir vazifedir.



Ölümü anlatmak zordur, ama imkânsız değildir. Bunu başaran bir kitap Hoşçakal. Ömrümüzün gelip geçici oluşu, kabul etmemiz, katlanmamız gereken zorlukların başında geliyor. Hoşçakal, fanilik bilincimizin artmasına katkıda bulunabilmek için yazıldı.

Birçok zorluğu var hayatın. Başımıza bir felaket geldiğinde, biz ya da bir yakınımız şifasız bir hastalığa yakalandığında, bu dünyadan göçüp gittiğinde neyi nasıl yapacağımızı bilemiyoruz. Çaresizliğimiz, acılar, sıkıntılar ve ölüm çocuklarımızı bulduğunda daha da artıyor. Hoşçakal, tam da böyle zamanlarda yol gösterici olarak başucumuzda dursun diye kaleme alındı.

Hoşçakal, sizinle fani dünya, kayıplar ve hayatın zorlukları hakkında dertleşiyor. Böyle hâllerde sizi nasıl yaşantıların beklediğini, hayatın katran karası zamanlarından nasıl çıkış yolu bulabileceğinizi gösteriyor. Çocuklarımız ağır hastalıklara yakalandıklarında, büyüklerini toprağa verdiğimizde onlara nasıl davranacağımızı, ne diyeceğimizi kulağımıza fısıldıyor.

Erol Göka, uzmanlık alanının dışına taşmayı o kadar ustaca başarıyor ki, Hoşçakal’ı okurken bir felsefecinin, manevi bir rehberin, kültürel bir antropoloğun, bir edebiyatçının ve bir psikiyatrın sırayla söz aldıklarını düşünüyor insan.



Kişilik kavramını anlamak, kişiliğin içinde barındırdıklarını ve oluşumunu keşfetmek, bazı kişilik özellikleri sebebiyle birlikte yaşamakta zorluk çektiğiniz insanlarla daha uyumlu bir hayat sürebilmek istiyorsanız elinizde tuttuğunuz kitaba bir göz atmanız yeterli olacaktır.

İlişkilerinizde yaşadığınız sıkıntılarda danıştığınız, kendisine güvendiğiniz, tecrübeli, bilgili insanlara koşma alışkanlığınız bu kitapla dönüşüme uğrayacak.

Çıkmaza girdiğinizde farkında olmadan hangi savunma mekanizmalarına sığınıyorsunuz? Mükemmeliyetçi patronunuza yaptığınız işi nasıl beğendirirsiniz? Cimri misiniz, değil misiniz? Ya babanız cimriyse? Ondan nasıl harçlık alacaksınız? Şüpheci eşinizin arkasından dolap çevirmediğinizi ona hangi metotlarla ispatlayabilirsiniz? Pasif agresif elemanınıza işini yaptıramıyor musunuz? Yapacağı sahtekârlığa sizi de ortak etmek isteyen arkadaşınızdan kurtulmanın yollarını bulamadınız mı?

Prof. Dr. Erol Göka ve Doç. Dr. Murat Beyazyüz bunları ve daha fazlasını hayatınızı tadına vararak yaşayabilmeniz için geçimsizler’de kaleme aldılar.


Yalnızlık her yönüyle kaçınılması gereken bir hal mi? Yoksa iyi tarafları da mevcut mu? Kimsesizlik ile yalnızlık aynı şey mi? Yalnızlığın değişik türevleri var mı? Herkesin yalnızlık deneyimi aynı mı? Duygusal yalnızlık ve toplumsal yalnızlık farklı mı? Peki, “umut” tüm bunların neresinde konumlanıyor?

Erol Göka, Yalnızlık ve Umut’ta tüm bu sorular ve daha fazlası üzerinden, modern dünyanın en acı açmazlarından birini sorgulamaya girişiyor. Yalnızlıkla birlikte yabancılaşmayı, can sıkıntısını, mutsuzluğu odağına alıyor Göka. Ne olduğu unutturulmaya çalışılan umudun ise insanı nasıl ayakta ve diri tuttuğunu herkese yeniden hatırlatıyor.

Kitabın, ‘Günümüzde Varoluşsal Çaresizlikler ve Çıkış’ alt başlığı ise Göka’nın dillendirmeye çabaladıklarının özeti niteliğinde.

Çaresizlik varsa çözüm de vardır...


Hemen her eserinde insan ruhunun derinlerine ışık tutan Erol Göka, elinizdeki kitapta tek bir soruya yöneliyor: Hayatın anlamı var mı?

Bu sorunun peşinden giderken aslında okuyucuyu da usulca hayatın nasıl anlamlı olacağının güzergâhlarından götürüyor. Her şey dışarıdan göründüğü gibi, konuşulduğu gibi olsaydı, kolay olurdu ama öyle değil… Upuzun bir çocukluk dönemi, oldukça çetrefil bir arzu dünyası, hayalleri, rüyaları, idealleri…

İnsan yaşamını anlamak hayatın en zor bilmecesi… Değil mi ki, neden yaşadığımızın bilgisine varmaktır hayatın anlamı.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Başkalarının Tanrısı “Ne doğumumuz ne ölümümüz ne de doğumla ölüm arasında can çekişerek sürdürdüğümüz hayatlar bize ait. Başkalarının isteklerinden doğuyor, başkalarının istediği gibi yaşıyor ve başk