Ehl-i sünnet itikadını öğrenmezsek bidatçıların kitaplarıyla zehirleniriz

Faydalı ilim peşinde koşan Müslüman bal arısı gibi olmalı; ama önce polen toplayacağı çiçekleri seçmeli, ardından bu seçtiği çiçeklerden polen toplamalıdır. Önüne gelen her bitkiyi çiçek zannederse çiçeklerin etrafını saran yabani otlardan ya da zehirli bitkilerden çiçeği ayırt edemeyebilir. Yusuf Karagözoğlu yazdı.



Dünyabizim

Ahir zamanda tabir-i caizse beynimizi bir bilgisayar gibi düşünmek zorundayız, her bilgisayar için antivirüs yazılım gereklidir, yoksa virüsler bilgisayarımızı işgal ederler. Bahsettiğimiz bu virüsler ahir zamanda yeni yeni ve çok çeşitli kavramlarla bize sunulan bidatlerdir. Antivirüsler de her bidati yok edecek güç ve etkide olan sünnetlerdir. Bilgisayar antivirüsleri benzetmesinin yanı sıra yabani otları da bu konuda örnek verebiliriz. Faydalı ilim peşinde koşan Müslüman bal arısı gibi olmalı; ama önce polen toplayacağı çiçekleri seçmeli, ardından bu seçtiği çiçeklerden polen toplamalıdır. Önüne gelen her bitkiyi çiçek zannederse çiçeklerin etrafını saran yabani otlardan ya da zehirli bitkilerden çiçeği ayırt edemeyebilir. Maalesef yabani otlar ya da zehirli bitkiler olan ehl-i bidat hocalara verdiğimiz değeri, çiçeklerimiz olan Ehl-i Sünnet’i müdafaa eden âlimlerimize vermiyoruz. Asıl mesele Ehl-i bidate karşı Ehl-i Sünnet vel-Cemaat’in mücadelesini devam ettirmektir. Bu anlamda günümüzde de bidat düşüncelerinin yeniden hortladığını müşahade etmekteyiz. Kurtuluş yolumuz olan Ehl-i Sünnet vel-Cemaat yoluna muhalif olan bidat fırkaların düşüncelerini savunmak akıl karı değildir. Son dönem Osmanlı âlimlerinden Tokatlı Şeyhul İslam Mustafa Sabri Efendi ve Düzceli Muhammed Zahid el Kevseri, Ehl-i Sünneti müdafaada sembol isimlerden ikisidir. Bunları Ahmed Davudoğlu Hoca takip etmiştir ki, kendisi teşrik-i mesaisini çevresindekilerin Ehl-i Sünnet dışı bidat görüşleri ayıklayıp müstakim olma yolunda harcamış, ilmi gayretlerini Ehl-i Sünnet’i müdafaa üzerine yapmıştır.



Eskiden Ehl-i bidatin kullandığı dil ve uslüp açıktı, şimdilerdeyse bu dil ve uslüp muğlak yani belli değil, yani karışık. Bu karışıklığın temelinde yatan sorunun terminoloji sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Terminoloji sorunu İslâmi kavram ve ıstılahlar yerine tamamen gayri İslâmi ya da yabancı argümanların kullanılmasıyla başlar. Bunu yapanlar kitle sürü psikolojisini etkili bir şekilde kullanarak etraflarında azımsanmayacak zihinleri işgal edilmiş bir taban toplarlar. Ehl-i bidatten farklı kesimin her biri kendini farklı cepheden savunmak için birtakım kavram ve argümanlar geliştirmişlerdir. Bu kavram ve argümanları; Kuran Müslümanlığı, Mealcilik, Akılcılık, Kuran Tarihselciliği, Dinler arası Diyalog, Dinin Yenilenmesi, Çağdaş ve Modern İslam, Öze Dönüş, Şirk ve Hurafe Dini, Uydurulan Dinden İndirilen Dine vb. olarak sayabiliriz. Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed Mustafa (SAV) 1400 küsür sene evvel bunlara karşı bizi uyarmış; adeta gafil olmayıp teyakkuz halinde olmamız emredilmiştir. Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam şöyle buyurmuştur: “Ahir zamanda ümmetimden öyle insanlar olacak ki sizin ve babalarınızın duymadığı şeyleri, sizlere söyleyeceklerdir. Sizler onlara dikkat edin!(Bu Ahmed bin Hanbel'in rivayetidir. el-Musned. Yazarı: İmam Ahmed bin Hanbel. 8267 numaralı rivayet. Risale bsk. Senedi Sahihtir.) İshak bin Rahuyeh'in rivayeti ise şöyledir: “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki (bazı) insanları sizin ve babalarınızın duymadığı şeyleri sizlere söyleyeceklerdir. Sizler onlara dikkat edin! (el-Musned. Yazarı: İshak bin Rahuyeh. 1.clt. 339.s. Mektebetul İman bsk. Senedi Sahihtir.) İmam Müslim'in Sahih'inde rivayet ettiği şöyledir: Ahir zamanda Deccaller olacaktır. Yalancılar olacaktır. Ne sizin, ne de babalarınızın duymadığı sözleri sizlere getireceklerdir. Sizler onlara dikkat edin. Sakın sizleri dalalete sokmasınlar. Sakın sizleri fitneye düşürmesinler.” (Sahihi Muslim. 7 numaralı rivayet. Mukaddime. Aynı zamanda Hakim İbnul Beyyî de rivayet etmiştir. )

Dinde reform yapmaya çalışan yenilikçi-modernist bidatçiler yıllarca hep bu yeni farklı ve duyulmamış kavram ve argümanları kullandılar. Necip fazıl Kısakürek, Ahmed Davudoğlu Hoca’nın Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri adlı eserinde önsüz yazarken İstiklal şairi Mehmed Akif’in de bu reformculuk rüzgârına kapıldığından esefle bahsetmiştir. “İçten kırmak, eksiltmek, yontmak ve dıştan yapıştırmak, eklemek, yamamak… İşte, bugünkü varış noktalariyle, olanca tabiyeleri, reformcuların!.. Mehmed Akif’in — heyhat ki, o da kendini reformculara kaptıranlardandır — sandığı gibi: «Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâmı…» değil de yine aynı vezinle:«İslâm idrâkine söyletmeliyiz asrımızı…» Bu gamızayı, bu nükteyi, bu sırrı, bu inceliği, bilhassa yeni nesillere, yeni gençliğe sindirdiğimiz gün doğacak olan büyük düşünce adamıdır ki asrımızın gerçek kahramanı olacak; veya küfür, yahut küfürden beter bir dalâlet anlayışı ile sözde îman adına çalışmış sahte kahramanlardan ortalığı temizleyecektir. Temenni edelim ki, bu eser, o düşünce adamına yol gösterici ve malzeme verici ilk teşhis ve tespitlerden biri olsun ve büyük zuhura basamak teşkil etsin…” Necip Fazıl Kısakürek

Rahmetli Ahmed Davudoğlu Hoca daha o zamanlar Yüksek İslam Enstitüsü başkanıyken aynı zamanda kendi talebesi de olan Hayreddin Karaman’ın yanlış ve bozuk fikirlerden beslendiğini görmüş olacak ki ona hitaben şöyle bir uyarı ve ikazda bulunmuştur. Evladım! Bu okullarda size öğretilen ilmi bir şey zannetmeyin. Bu ilimler, Osmanlının kasabında manavında vardı bunlar okumakla âlim olduğunuz zannına kapılmayın. Hayreddin Karaman dinler arası diyaloğu savunduğuna dair düşüncesini Polemik Değil Diyalog adlı kitabında şöyle izhar eder: ‘‘Benim anlayışıma göre Kuran-ı Kerim hangi Yahudi kafir hangisi değil; hangi Hristiyan kafir hangisi değil bunu anlatır. Kuranın tanımlamasına göre kâfir olmayan, bir Allah’a iman ve ameli salih sahibi ehli kitap bugün de kâfir değildir. Yani dün öyleydi, bugün de öyledir.’’(Ufuk Kitap 2.baskı syf.43, İstanbul, Aralık 2006)

Karaman’ın meslektaşı Yaşar Nuri Öztürk de bu konuda benzer anlam taşıyan yaklaşık ifadeler kullanmıştır. Kuran’daki İslam adlı kitabının 367.sayfasında inanç temellerini kendine göre yorumlayıp Bakara Suresi 62. Ayeti göstererek ‘… bu üç şartı taşıyanlar (Allah’a iman, ahirete iman ve barışa yönelik hizmetler sergilemek) ister Müslüman ister, Yahudi ister Hristiyan, ister Sabii olsun ölüm sonrası kurtuluşa ererler’ ifadesini kullanarak kendince kurtuluş reçetesi çıkarmış.

Esasında hem Karaman ve hem de Öztürk gibi ilahiyatçıların İslâmi hükümleri zorlama tevillerle farklı mecralara çekmelerinin altında yatan bazı gerçekler vardır. Görünen o ki sık sık dile getirilen medeniyetler ittifakı, dinler arası diyalog safsataları ilahiyatçılar eliyle halkın bilinçaltına kazındırılmak isteniyor; hâlbuki bunun adı altında oynanan başka oyunlar var. En başta ılımlı İslam’ın dinin bir şiarı olan cihad olgusunu devreden çıkarıp Müslümanları uyuşturması, nihayetinde ehli kitaba İslam’ı şirin göstererek onları da insanlık ailesinin bir ferdi gibi kabullenip barış yalanları atması gelir. Şimdi bunlar “Muhammedurresulullah” demeden sadece “La İlahe İllallah” diyerek mi kurtuluşa erecekler? Hem Allah’ın peygamberleri arasında ayrım yapacaksınız (bakınız: Bakara / 285) hem de kurtuluşa mı ereceksiniz? Yahudiler Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed’i(as), Hristiyanlar da sadece Hz. Muhammed’i(as) inkâr ederler. Peygamberlerin hepsine iman etmek zarureti diniyyedendir. Bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek küfürdür (Bakınız: Nisa / 150-151).

Herhangi bir İslâmi ilmi, icazetli hocadan almadan sadece kendi kendine okuyarak yetişen kişilere “âlim” gözüyle bakılması günümüzdeki Müslümanların yaptıkları belki de en büyük hatalardan birisidir. Örnek vermek gerekirse Vahhabi ve Selefilerin meşhur fetvacısı asıl mesleği saat tamirciliği olan Nasiruddin Elbani hiçbir hocadan ders almadığını itiraf etmesinin yanında aynı zamanda Hanefi fıkıhçısı olan babasına muhalefet etmiştir.

İcazeti olmadan konuşan başka biri de mealci geçinen Hikmet Zeyveli’dir. Malatya İslamcılarının merkezi şahsiyeti Said Çekmegil’in damadı aynı zamanda yüksek inşaat mühendisi ve emekli binbaşı olan Hikmet Zeyveli (hemen belirtelim Hikmet Zeyveli yönetiminde çıkan Kelime Dergisi’nde Hikmet Zeyveli, Metin Önal Mengüşoğlu, Murat Kapkıner, Mikail Bayram, Dücane Cündioğlu gibi isimlerin yazıları, şiirleri ve çevirileri yayımlanmıştır) Mucize Anlayışı Üzerine adlı makalesinde,Geçmiş toplumların ve özellikle peygamberlerle yaşamış toplumların hatıralarında neden daha çok ‘mu’cize menkibeleri’ne rastlamaktayız?” ibaresini kullanarak mucizeye menkıbe deme cahilliğinde bulunur. Daha sonra Zeyveli meşhur müsteşrik (oryantalist) iskoçyalı Episcopal Kilisesi rahibi William Montgomery Watt ve Fransız din tarihçisi Ernest Renan’dan alıntılar yaparak Kuran kıssalarının tarihselci olduğunu sezdirir. Peygamberlerle yaşamış toplumlardan bize kadar gelmiş hatıraların çoğu, artık tarihî olmaktan çok menkibevîdir. Özellikle Kitab-ı Mukaddes yoluyla gelen malzemeye, inananları bile artık “tarihî malzeme” gözü ile bakmamaktalar. Meselâ Montgomery Watt’a göre “Tevrat’taki şekliyle Âdem kıssası, insanlığın kardeşliğini simgeleyen bir efsaneden öteye geçemez.” Ernest Renan’ın, İncilleri kaynak alarak hayatını anlattığı İsa (s) ise yeryüzünde yaşamış ve orada ölmüş samimi ve erdemli bir insanoğlundan başka bir şey değildir.


Esasında tek kaynak olarak sadece Kur’an’ı kabul edip hadisleri inkâr etmek için menkıbe/hurafe söylemine hapseden harici-mealci Zeyveli’nin görüşü tıpkı aklına uymayan hadislere rivayet kültürü diyerek onları inkâr eden mutezili-akılcı İbrahim Sarmış’ınkine çok benziyor. Hurafeden kendini arındıran Zeyveli, şimdi de Kuran Müslümanı olmak istiyor, sanki tefsir ve hadis ilminden bir nebzede olsa anlıyor da “Kur’ân’a tahakküm ettirilmiş bir “tefsir/hadis” anlayışı hüküm sürmektedir” ibaresi kullanarak ahkâm kesiyor bize. İşine gelmediği için mucizeleri anlatan ayetlerin yanlış tefsir edildiğini söylüyor.

Allah’ın dinini hurafelerden temizlemeliyiz. Zira hurafeler, toplumları maddî-mânevî geri bırakır. Allah’ın “Kelâmı” ile “Varettikleri” arasında çelişki görmemeliyiz. Allah’in “sünneti” ile çelişen nakillerimizi te’vil etmeliyiz: Geçmişte Hz. İsa’nın ölüleri dirilttiği, kendisinin de ölmediği, hâlen dördüncü kat semâda yaşadığı; Hz. Süleyman’ın kuşlarla konuştuğu, rüzgâra binip gezdiği, “cin”leri işçi olarak çalıştırdığı; Ebrehe ordusunu “Ebabil” kuşlarının püskürttüğü; Son Peygamber’in (a.s), bir işareti ile ayı ikiye böldüğü, parmaklarından binlerce –hatta onbinlerce– kişiyi ve bineklerini doyuracak kadar sular akıttığı… şeklindeki yanlış tefsirleri doğrultmalıyız. Kur’ân kıssalarının ibretâmiz ve mev’ize özelliğini öne çıkarmalıyız. Mazrufu bırakıp zarfla oyalanmamalıyız…

Malum olduğu üzere Ehl-i Sünnet yolunda gidenlere “gelenekçi” yaftası vuran Zeyveli gibi Ehl-i Kurancılar ya da Mealciler kendileri dışında kimse muvahhid değilmiş gibi Peygamber’e beşer-üstü sıfatları atfetmenin tevhide aykırı olduğunu söylerken, Peygamber’e verilen şefaat yetkisini inkâr edip Allaha şirk koşmakla eş tutuyor:





“Tevhidi doğru anlamalıyız. Allah’ın hakkını Allah’a, beşerin hakkını beşere vermek demek olan “tevhid” konusunda peygamberini istisna ederek ona beşer-üstü sıfatlar atfetmemeliyiz. Bu meyanda bütün şefaatın Allah’a ait olduğunu Kur’an kesin olarak ifade ederken, Peygamber’i (a.s) bu işte Allah’a şerîk yapmamalıyız.”

Neticede Müslümanlar’ın bilhassa dimağı genç olanların, dini sağlam muteber kaynaklardan öğrenmediği takdirde; içine yaldızlı ve süslü söylemler giydirilen ehli bidatin eserleriyle zehirleneceği gerçeği ortadadır. İşte bu yüzden yanı başımızdaki büyük tehlikeye karşı uyarı ve tavsiye nitelinde olan sözlerimin ehemmiyeti üzerinde durmak istedim. Selam ve dua ile.

Site Yaptırmak mı İstiyorsunuz

Kurumsal ve e- ticaret siteleri için doğru yerdesiniz

Kurumsal Site: 499 TL

E- Ticaret Sitesi: 799 TL

Bilgisayar Ekranları

Mesai Saatlerimiz

Hafta İçi 09-17 Arası

Yerimiz

Akyol mahallesi, Atatürk Bulvarı No: 111/B Şahinbey - Gaziantep

bilgi@mirkitap.com

5539207655

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter