top of page

Ebu Talib’in Hakkettiği Cehennem

Ebu Talip asla affedilmeyi hak eden birisi değil. Allah'ın lutfuna da layık biri değil. Çünkü O, aklını bile isteye inkâr eden ona buna Allah'ın sıfatını veren çok büyük düzenbazdı.


Akıl En Büyük Peygamberdir
Ebu Talib’in Hakkettiği Cehennem

Yaratılan varlıkların sadece somut varlıkları değil bizzat soyut varlıkları olan arzu, düşünce, irade gibi duygu ve fiilleri bile Allah’ın uzantısı değildir. Bunlar da yaratılmıştır ve kula ait fiillerdir. Bir ayette şöyle buyrulur: “Ey iman edenler!.. Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’a ve Resulüne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O’na götürülüp toplanacaksınız.” (Enfal Suresi: 24)


Allah’ın kişiyle kalbi arasına girmesi Allah’ın hiç kimse için suni zorlamasına ihtiyacı olmadığının da ilanıdır. Allah isteseydi zaten kullarını kalpsiz, akılsız, duygusuz yaratabilirdi. İnsan tamamen özgürdür ve Allah hiçbir zorlayıcı tedbire ihtiyaç duymadan kullarının egemenidir. Allah’ın zorlaması veya cebir meselesi “yaratma” meselesiyle alakalı olduğu için hakiki manada zorlama veya cebirden bahsedemeyiz bile. Zira kulun fiilleri “yaratıldığına” göre artık kul kendi fiillerinin sahibi olmuş olur. Mesela et yemeği sevdiğinizi düşünelim bu durumda sevgiyi yaratan Allah’tır ama sevgiyi yarattığı andan itibaren artık et yemeği sevme duygusu tamamen sizindir. İnsan ile Allah arasındaki teselsülü kesmez iseniz bu sefer et sevginizi Allah’a yazmanız icap etmektedir ki bu durumda insandan ve Allah’tan bahsetmenin bir anlamı kalmaz.



Meseleye böyle yaklaştığımız takdirde anlarız ki insan için mutlak hürriyet söz konusudur. Evet, insan mutlak hürdür, tercih hakkı sonuna kadar vardır ve bunda esaretin gölgesi dahi bulunamaz. Elbette insanın tercihlerinin olumlu veya olumsuz neticeleri dünyada bile mevcuttur ama bunu zorlama olarak almak doğru olamaz. Mesela elinizi ateşe değdirdiğinizde eliniz yanacaktır ve bu yanma fiilini zorlama olarak değerlendirip “elim yandı öyleyse özgür değilim” demek akıl sağlığınızın yerinde olmadığını gösterir.

Peygamberimizin (sav) amcası Ebu Talip aklı ile zorunlu varlığı tabi olarak bulmuş ama yine aklı ile Hz. Muhammed (sav)’in mucizelerini görerek O’nun peygamberliğini tasdik etmesi gerekirken ufak hesaplar ve korkularıyla aklını dinlemeyerek Peygamberimizin (sav)’i ve Allah’ın hâkimiyeti inkâr ederek rezil bir şekilde ebedi cehenneme girmiştir. Bu meseleyi biraz açalım.



Aklını serbest bırakan her insan, muhakkak zorunlu varlığa ulaşır. Ulaşamıyorsa bu aklın eksikliğinden değil, kibirden ve başıboş yaşama hevesinden kaynaklanır. Başıboş yaşama hevesine ve kibre kapılan kimse zorunlu varlığı görmezden geldiği an, duygularla algılanan nesneleri zorunlu varlık gibi algılayacak ve her şeye karşı bağımlı hatta saplantılı hale dönüşecektir. Daha ileri aşamada kişi zorunlu varlığı reddettiği için artık her şeyi keyfine göre değerlendirebileceğini zannederek bizzat tekil varlığını Allah yerine koymaya başlayacaktır. Doğruyu kabul etmeme problemi akıldan veya duyu organlarının yanlış yönlendirmesinden kaynaklanmaz buradaki esas problem kişinin ahlaksızlığıdır. İşin daha ötesi bir müddet sonra akıl dinlenilmediği için bu sefer akıl fonksiyonel olarak mümkünleri zorunlu olarak görecek nihayetinde akıl kendisini iptal edeceğinden kişi hiçbir zaman (ebediyyen) doğruyu bulamayacaktır. Çünkü aklını yitiren kişinin, aklı bulup değerini tasdik etmesi pratikte mümkün değildir. Kalp kilitlenmesinin aslı da budur.

Akıl zorunlunun zorunlu olduğunu aklen biliyorsa ve zorunlu varlığı inkâr ediyorsa bu sefer kendine uydurma olan zorunluluk icat etmek zorunda kalacak ve asla ama asla saplantısından iradesiyle çıkamayacaktır. Bu sebeple inkârcılar doğruyu tasdik edemezler, onlar yobazlığa mahkûmdur. İnkârcıların esas hakkı ebediyyen azapların içerisinde kalmaktır.


Bir çocuk düşün… Ağaçlara bakarken küçük dilini yutar... Keza arabaya bakarken de... Ay'a doyumsuzca bakar ve hatta onunla konuşur. Kısaca onun baktığı, yediği, giydiği her şey muhteşemdir. Neden? O, kalbi sade.. Kalbi, eşsiz... Kalbi yüce... Kötü olan arabalara veya makinelere hayranlık duymak değil, yeterince hayranlık duymamak. Heyecan hissetmemek, alışkanlıkların anaforunda kaybolmak. Asıl mesele, kalbin sadeliğini ve aklın muhkem kaidelerini terk ederek mümkünlerin zorunluluk cenderesine girmemiz. Kapalı devre mantık oyunlarına kendimizi hapsetmemiz.


Eylemde muhteşemlik değil kötü olan, asıl kötülük akıldan yoksun eylemsellik. Örnek protip: Ebu Talip… Hayatı boyunca Peygamberi (sav) ve arkadaşlarını düşmanlarına karşı korudu. Ama kendisi son derece akılsızdı ve dahi kalpsiz. Zira ölüm döşeğinde hakikati kabul etmesi istendiğinde; “Mekkeli kadınların arkamdan Ebu Talip korktuğu için hakikati kabul etti demelerinden çekiniyorum” diyerek akılsızlığını itiraf etti. Sefil ve sefalet...

Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyemedi... Korkaktı çünkü hem de kendisine hiçbir zarar veremeyecek kadınlardan korktu. Namertti... Ve dahi nankör. Düşüncenin, hakikati kabul etmenin haysiyetine sahip olamadı... Haysiyetsizdi çünkü... Şimdi anlaşıldı... Neden? Peygamberimizi (sav) ve arkadaşlarını yiğitçe savundu. Zira yiğit denilsin istiyordu. Zerre miktarı yiğitlik yoktu kendisinde... Desinler atına binmiş gidiyordu. Doğruya doğru diyemedi. Aklını Mekkeli kadınların gevezeliklerine teslim etti. Yazıklar olsun, oysa adam zannetmiştik kendisini.


Ebu Talip sonsuz inkar sahibi idi ve bu yüzden ebedi cehenneme girecek ve asla oradan çıkamayacaktır. Tutulacak hiçbir dalı yoktur zira kendisine bahşedilen akıl peygamberini dinlememiş ve insan peygamberi de direk inkâr etmiştir. İnsanı ne kadar büyük olursa olsun günahları ebedi cehennemlik yapmaz zira en nihayetinde günahlar sınırlıdır. Sonsuz tasdikin yanında sınırlı günahlar Allah direk affetmezse ancak sınırlı bir şekilde zarar verebilir. Allah affederse bu zararı bile vermez. Ama aklını inkâr eden sorumluluğu reddeden inkârcı kişinin inkârı sonsuzdur ve insanlık vasfını da esasen kaybetmiştir. Onun sözde yaptığı iyiliklerin de sonsuz inkâr yanında pek önemli değildir. Ebu Talip kişisel yaşamında bazı iyilikler yapmış olsa bile bu iyilikler asla kendisini ebedi cehennemden korumaz ve asla affedilmez. Esasen affedilmeyi de hak etmemektedir.


Mesele o kadar önemli ki... Mesele hak ve batıl kavramları kadar önemli. Zira Allah'ı ve Peygamberi tasdik etmek aklın seçeneği olmayan zorunlu yoludur. Allah'ı ve Peygamberi inkâr edenler akıllarını inkar etmişlerdir. Ama günah ve sevap fiillerine gelince... Burada seçenekler her zaman vardır. Zina edebilirsiniz zaten içinizde karşı cinsle birlikte olmak isteği mevcuttur. Zina etmeyip evlenebilirsiniz de zira içinizde karşı cinsle birlikte olma arzusu mevcuttur. Görüldüğü gibi fiillerde tercihler esastır. Bu sebeple KESİNLİKLE İMAN AYRI AMEL AYRIDIR. İman ve ameli bir görenler İslam'ın hak mı batıl mı olduğunu tartışmaya açanlardır. Tekrar ediyorum. Zina etmek veya evlenmek bir tercih meselesidir. Ama iman etmek veya inkâr etmek aklen tercih meselesi değildir. Kaldı ki zinaya sizi nefsiniz sürekli teşvik eder ama aklı inkâr etmeye zorlayacak kendi cinsinden hiçbir güç yoktur. İnkâr edenler sahtekârlıkla, inatla, kibirle inkar ederler ve Allah'ı inkar edip başka bir Allah bulamazlar. Uydurdukları ilahın sahte olduğunu da bilirler. Hiç şüphesiz Ebu Talip de biliyordu ve sahtekârlıkla reddetti.


Ebu Talip asla affedilmeyi hak eden birisi değil. Allah'ın lutfuna da layık biri değil. Çünkü O, aklını bile isteye inkâr eden ona buna Allah'ın sıfatını veren çok büyük düzenbazdı. Zaten Allah, Ebu Talip ve onun gibi sahtekârlar için şöyle buyurmuştur:


"Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez." (Tevbe Suresi: 80)


Allah'ı ve Peygamberlerinin getirmiş olduğu hükümleri reddeden birilerini ebedi cehennemden çıkartabilecek hiçbir güç yoktur. Onların Allah ile hiçbir bağları mevcut değildir. Kısaca Allah'ın hükümlerine mukabil kanun koyan tağuti güçleri, devletleri, ideolojileri, devlet adamlarını reddedip İslam Şer'iatına teslim olmayan herkes ebedi cehennemliktir isterse bu kimseler Peygamberin amcası veya yakını olsun. Yine bunun gibi tağuti güçleri reddedip Allah'a ve Peygambere iman eden ama çok günahkâr olan kimseleri de cehennemde tutabilecek hiçbir güç yoktur. Onlar muhakkak ebedi cennete girecekler. Kesinlikle girecekler.

Comments


bottom of page