Devlete Tapmak

Aklın doğası gereği yeryüzünde hiçbir şeye, hiçbir kimseye, hiçbir devlete, yazılı ve yazısız kanunlara, reislere, ebedi önderlere, milli şeflere, ideolojilere, sosyal sistemlere, bilime, doğaya hatta nefsani isteklere boyun eğmesi mümkün değildir. Zira akıl; zorunlulukların zorunlu, imkansızların ise imkansız olduğunu bilen tabi güçtür. Bu güç mükemmeldir,asla yanlışlanamayacak mutlak doğrudur




Öncelikle anlaşalım. İnsanoğlu dünyanın efendisi midir yoksa değil midir? Bu soruyu cevaplandırmadan insanın varlık hiyerarşisini anlamlandırmak mümkün değil. Lakin akıllı bir varlık olan insanın dünyada hatta uzayda gördüğü ve görmediği varlıklara karşı kendisini efendi olarak kabul etmemesi akla terstir. Aklınızı bir kenara bıraktığınız takdirde artık ona buna boyun eğmeniz, yeryüzünde putlar üretip tapmanız bile mantıklı olabilir.



Aklın doğası gereği yeryüzünde hiçbir şeye, hiçbir kimseye, hiçbir devlete, yazılı ve yazısız kanunlara, reislere, ebedi önderlere, milli şeflere, ideolojilere, sosyal sistemlere, bilime, doğaya hatta nefsani isteklere boyun eğmesi mümkün değildir. Zira akıl; zorunlulukların zorunlu, imkansızların ise imkansız olduğunu bilen tabi güçtür. Bu güç mükemmeldir,asla yanlışlanamayacak mutlak doğrudur.Bu güç zirvededir. Zira zorunlukların zorunlu, imkansızların ise imkansız olduğunu tabi olarak bilen güç, yaşadığımız alemin mümkünler alemi alemi olduğunu bilir. Mümkün varlık; varlığı kendinden olmayan, başlangıcı olan, değişimlere açık, akli hiçbir zaruri kanunla kayıtlanamaz varlıklardır. Bu sebeple akıl, mümkünlerin üzerine çıkarak mümkünlerin hiçbirini zorunlu olarak görmez. Söz gelimi akıl, ateşin yakmasını bile akli zorunlu kanun olarak görmez ancak onu bir realite ve tecrübi zorunlu kanun olarak takdir eder. Tecrübi zorunlu kanun zaman içerisinde değişebilir, dönüşebilir, üstünde oynanabilir.



Aklın tabi yolunu dinlemez ve aklınız hakikate kaçmasın diye nöbet tutarsanız üstü örtülen inkarcı kalp, size mümkünler içerisinde zorunluklar ve imkansızlıklar tayin eder. Esasen putperestliğin ve saplantıların temel kaynağı da budur. Aklı olan bir insan kendisine mümkünlerden zorunluluklar inşa etmez,edemez. Ettiği an artık aklını terk etmiş ve kendisini zorunlu varlığa bağlayan bağı terk etmiştir. Ve artık o dünyanın ve içindekilerin efendisi değil onun bunun kölesidir.

Mümkünler içerisinde iktidar ilişkisi çerçevesinde mümkünleri zorunlu göstermeye çalışan güçler, mümkünlere kutsallık elbisesi giydirmeye çalışırlar. Bilim kutsaldır, devlet kutsaldır, reis kutsaldır. Olmasa idi olmaz idik vs. Akıp giden zaman içerisinde tutunacak dal arayan insan da bu "kutsallardan" birine tutunarak hayatına mana vermek ve bazen zorunlu varlık olma iştiyakıyla ilahlaşmak ister. Ölümü öldürmek, ebedi var olmak arzusuyla tanrı rolü yapmak ister. Duyguların seyyal ve engel tanımaz sonsuz iştahıyla kendisinde kendinden menkul güç fehmetmeye başlayarak kendine tapma ayinleri bile düzenler.



Öyleyse akıllı varlık iddiasındaki insanlarla anlaşalım. Mümkünler alemindeki hiçbir şey ve hiçbir kanun zorunlu olamaz. Bu sebeple kanunları kabul edenler akılsızlardır. Zira kanun, uyulması ZORUNLU olan kuralları ifade eder. Bu sebeple kanun, mümkünler aleminde zorunluklar icat etmenin zirvesini oluşturur. İnsan, efendidir hiçbir kanuna mutlak olarak boyun eğmez. Dediğim gibi boyun eğdiği anda aslında aklını da terk etmiştir. İnsan,ancak aklın üstünde, aklı var eden zorunlu varlığa, zorunlu varlığın yasalarına, zorunlu varlığın elçisine boyun eğer. Ve bu boyun eğiş onun efendi olmasına asla zıt olmaz ve onu asla sıradanlaştırmaz.

Devletler... İnsan, devletlere de boyun eğmez. İnsan efendidir. Efendiliğinden vazgeçtiği an, aklından da insanlığından da vazgeçmiş olur. Devletler zorunlu varlık değildir. Ve aslında devletleri kuran da insandır. İnsanın ürünüdür devlet. Bu sebeple hiçbir devlet insana efendilik taslayamaz. İnsanlara efendilik taslayan, zorunlu varlığın yasalarını tanımayan devletler adeta sahte ilahtır ve insanın şerefiyle oynamaktadır. Ve oynuyor da. 18 yaş altında genç bir kızla evlenmek isteyen aşık delikanlıya tağuti (azgın) nitelikteki devlet, "hopp evlenemezsin, sevemezsin" edasıyla yaklaşmakta. Zira devleti yönetenler adı koyulmasa da kendini Allah olarak görmekte ve insanı yarattığını zannetmekte. İnsanlar, doğasında yer alan sevgi, şehvet vs güçlerini devletlerin isteği üzere terk ediyorlarsa, devletlerin kendilerine koyduğu yasakları kabul ediyorlarsa orada akıllı insanlar yoktur. Hürriyet hiç yoktur.



"Devletin bekası" boş söylem. Hiçbir devlet ebediyen var olamayacak... Ama devlet tapıcıları bu kadar açık bir gerçeği anlayacak akla sahip değiller. Devlet, insanların kurduğu ve insanlara hizmet etmek için kurulan hizmetçiden ne bir fazla ne bir eksik. İnsanlara hizmet etmeyen, insanların anadilde eğitim hakkını tanımayan, insanlara kendi yanından kanunlar uyduran devletler insanlar için yüktür. Böyle bir devleti tanıyan kimse, ancak devlete tapmaktadır. O, zorunlu varlık ile bağlantısını kesmiş, aklını bir kenara atan varlıktan başkası değildir. Avuntusu da devlete hizmet etmektir. Ve ne acı... Bu kimselerin çoğu, devlete hizmet etmeyi Allah'a hizmet, devlet için ölmeyi Allah için ölmek zannedecek kadar ahmaklar. Zira bir kere kanunları, sabit zannederek devletleri kabul ettiğiniz zaman onu yani devleti zorunlu varlık zannedersiniz ve nihayetinde devleti de Allah yerine koyarsınız. Ve koydukları içinde devletlerin insanların evlenme yaşlarına müdahale etmesini hak olarak görürler. Devletlerin ana dilde eğitim hakkını engellemesini tabi olarak görürler. Oysa böyle bir hakka ancak zorunlu varlık olan Allah sahiptir. Madem devletler de tıpkı Allah gibi evlenmeden boşanmaya, ticaretten, sosyal hayatıma karışmaya hak sahibiler öyleyse onlarda İLAHTIR.

İnsan efendidir, insanın efendiliğini tanımayan devletler sahte tanrıdır. Bu devletleri kalben benimseyenler de devletlere tapmaktadır.



Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Papalık dünyanın en uzun süredir seçimle işbaşına gelen makamı. Ama sanıldığı kadar kutsal değil. Karanlık Tarih üçlemesinin son kitabı olan Papaların Karanlık Tarihi rüşvetten, iltimasa, zinadan soyk

Hz. Peygamber’in hayatını konu alan bu eser, baştan sona peygamber sevgisiyle yazılmış bir na’t ve Allah aşkıyla yazılmış bir tevhit gibidir. Şairin peygamberine olan gönülden bağlılığı, Allah’a duydu

Maurizio Lazzarato'nun dünyanın dizginlerini ele geçirmiş neoliberal iktisada eleştirisi Borçlandırılmış İnsanın İmali, 2011 yılında yayımlandıktan sonra birçok dile çevrildi, sayısız tartışmaya ilham